Cihad Savaş Değil midir? (II)

17.06.2016 12:39

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarız. Bizi yaratıp şeref veren Allah’a hamd, resulüne de selam ederiz.  Geçen yazıyla başladığımız cihad konusuna devam edip, meselenin anlaşılmasına katkı sunmaya çalışacağız. Bunun için Allah'tan yardım talep ediyor ve ilmimizi, amelimizi ve ihlâsımızı artırmasını niyaz ediyoruz. Şimdi bazı sorularla konuyu daha iyi açmaya çalışalım.

Kur’an’da cihad kavramının, savaş anlamında özel bir anlam kazanmasının hikmeti nedir? Ayrıca bu iki kelimenin Kur’an’da kullanılmasında ne tür farklılıklar göze çarpmaktadır?

Kur’an'da cihadın sözlük anlamlarına geçen yazımızda dikkat çekmiştik.  Şimdi de 'kıtal-قتال' in sözlük anlamlarına bakalım: Ketele (قَتَلَ ) Öldürmek, aşağı ve zelil kılmak, lanet etmek. Katele(قَاتَلَ  ): vuruşmak, muharebe etmek, lanet etmek.  El-ketalu;Zor, kuvvet,cüsse, nefes, zat.  El-kitlu;Şer vs.yi iyi bilen adam, düşman, bir şeyin benzeri. El-ketul; çok öldüren adam veya kadın. El-mukatil; savaşçı. El-katil; öldüren, katil. El-kıtal; harp, savaş anlamlarına gelmektedir. Kur’an’ı kerimde bu kökten gelen kelimeler yüzde doksan dokuz oranında öldürme ve vuruşma anlamında kullanılmıştır. Bunun yüzde birlik istisnası da kahrolasıca, geberisice, yok olasıca gibi kişi veya toplumların helaklerinin istenilişi şeklinde kullanılmıştır.  Özelde kıtal kelimesinin kullanılışına baktığımızda ise tümüyle bu kelimenin savaş/harp anlamında kullanıldığını görebiliyoruz

Denilebilir ki Allah, kendisi uğrunda yüce hedefler için yapılacak çarpışmayı/cihadı, Araplar arasındaki çarpık amaçlar için yapılan kıtalın oluşturabileceği zihinsel kirlenmeden uzak tutmayı diliyordu. Zira cahiliyette yapılan kıtallerin doğru değerler uğruna değil, basit çıkarlar için yapıldığı ve güçlünün ciddi bir ahlaki ilkeyi dikkate almadan diğer zayıfları katlettiği, bilinen bir gerçektir. Bu sebeple Rabbimizin kendisi uğruna yapılacak kıtalın, yıpranmış cahili savaşlarla karıştırılmasını dilemediğini söyleyebiliriz. Nitekim cahiliyeye mensup kişilerin yaptığı kıtalı, Yüce Allah bir sefer olsun Kur’an’da cihad diye isimlendirmemiştir. Aynı şekilde Kur’an müminlere kıtali nispet etmesine rağmen, (şu ayette olduğu gibi;“ İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.”) (4/76)  diğer yandan asla kitalin ismi faili olan  “mukatilun” ismini müminler için kullanmamıştır. Çünkü müminlerin mecbur kalmalarından dolayı yaptıkları savaş, cahiliye dönemindeki savaştan, bütün boyutları ile farklıdır. Bundan dolayı, bu kelime bazı yanlış algılara sebep olabilir diye,  cihad kavramı öne çıkarılmış, müminler de "mukatilun"diye değil, “mücahidun” diye isimlendirilmişlerdir.(4/95,47/31). Aynı şekilde kâfirlerin yaptıkları savaş için de, cihad kavramı kullanılmamış ve onlar asla "mücahidun"  diye isimlendirilmemişlerdir. Bu nedenle Kur’an’a göre her cihadın (kavramsal anlamda) aynı zamanda savaş olduğu söylenebilir, ama her savaşın cihad olduğu söylenemez. Zira bir savaşın cihad olması için, asgari olarak üç şarttan bahsedebiliriz. Bu şartlardan birincisi savaşı yürütenlerin müslüman olmaları, ikincisi savaşın İslam’ın öngördüğü hedefler için yapılması, üçüncüsü ise savaşın İslam’ın koyduğu ilkelere riayet edilerek yapılmasıdır. Bu şartlardan birisinin eksik olması durumunda, savaşı gerçekleştirenler Müslüman dahi olsalar, bu eylemleri cihad diye isimlendirilemez.

Öte yandan aklımıza şöyle bir soru gelebilir. Kıtal ifadesinin olumsuz bir algı oluşturma ihtimali varsa, bu eylem Müslümanlara niye nispet edilmiştir? Her şeyden önce kıtal mutlak anlamda bir olumsuzluğu ve çapulculuğu değil, savaşı ifade etmektedir. Bu nedenle Müslümanlara Allah yolunda kıtalın nispeti yanlış değildir. Ancak Arapların kendi aralarında savaşı ifade etmek için kullandıkları en temel kelimeler kıtal ve harptır. Cihad ise Araplar arasında savaş anlamında değil, gayret göstermek, çaba harcamak anlamlarında kullanılmaktadır. Dolayısıyla cihadın yanında, kıtalın ve daha az olmak üzere harbin kullanılması ayetlerin mesajlarının anlaşılması için zorunluydu. Ama diğer yandan Yüce Allah, vuruşmak, öldürmek ve helak etmek manalarıyla özdeşleşmiş bu kelimelerin müslümanların temel işleri olarak algılanmasına sebep olacak bir isimlendirmeyi de hikmetine uygun bulmadı. (Kur’an müminleri, muslihun/ıslah ediciler, Muhsinun/iyilik yapmayı yaşam tarzı haline getirenler, muttakiler/sorumlulukların farkında olanlar, münibun/sabah akşam rablerine yönelenler, mütesiddikun/mallarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşanlar olarak isimlendirmiştir. Dikkat edilirse bu isimlendirmelerin tümü olumluluğu ve ıslahı içermektedir.) Bu nedenle de yüce Allah kıtal yerine, yeni bir kavramsallaştırma ile cihadı öne çıkarmış ve mukatilun/muharibun yerine Müslümanları mücahidun olarak isimlendirmeyi dilemiştir. Kastedilen şey savaş olmakla beraber ( cahedu fiilinin ve türevlerinin geçtiği yerlerin yüzde doksanı, Allah yolunda savaş anlamlarında kullanılmıştır. (2/218, 3/142, 8/72-74-75, 5/35, 66/9, 9/16-20-41-44-86-88, 16/110, 22/78, 49/15, 61/11 vb. Diğer kullanımlar ise kelimenin sözlük anlamı olan mücadele anlamlarında kullanılmıştır. )  bu savaş öldürmeyi ve helaki önceleyen bir savaş değil, ıslahı ve adaleti hedefleyen ve mecbur kalındığında son çare olarak başvurulan bir savaştır. Nitekim  Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (4/75) ve yine “Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere (savaşma) izni verilmiştir -ve şüphesiz Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir” onlar ki, sadece "Bizim Rabbimiz Allah'tır!" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Çünkü, Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu.”(22/39,40) ayetleri bu çerçeveyi net bir şekilde çizmektedir.

Bu bağlamda Müslümanların sorumlulukları, haksız yere insanların mallarını, topraklarını, imkânlarını ele geçirmek veya kendi inancını zorla bir başkasına dayatmak için savaşmak değildi. (Böyle bir duruma düştüklerinde yaptıklarının cihad değil, çapulculuk olacağını yukarıdaki ayetlerde de net bir şekilde ortaya koymaktadır.) Aksine onların görevi çocukların, ihtiyarların, kadınların ve tüm mazlumların zulümden kurtarılmasıydı. Onlar bunun için kendi rahatlarından vazgeçmeli ve canlarıyla, mallarını tehlikeye atma pahasına zorlu bir mücadeleye girişmeliydiler. Bu ise fedakârlığın en büyüğünü yapmak demekti. Böyle bir durumda onları terbiye edip yüce ufuklara çıkarmak isteyen Rableri de elbette onları dünya ve ahirette yardımsız ve mükâfatsız bırakmayacaktı. Nitekim indirilen ayetler bu gerçeği şöyle açıklamaktadır: “Ve muhakkak ki Allah, O'nun davasına arka çıkanlara yardım edecektir: Çünkü, Allah (her şeyi hükmü altında tutan) en yüce iktidar Sahibidir.” (22/40), “Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak vaat etmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.”(9/111)

 Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

a-Kıtal cihadtan daha geniş bir anlama sahiptir. Kıtal her türlü savaşın adıyken, cihad, sadece müslümanların ve İslami esaslara uygun olarak gerçekleştirdikleri kıtalın/savaşın adıdır.

b-Kur’an’da kıtal Müslümanlara nispet edilmişken, cihad kafirlere nispet edilmemiştir.

c-Müslümanların yaptıkları savaşa cihad gibi yeni bir isim verilerek, genel olarak insanlar,  özelde ise müslümanlar, cahiliyedeki kıtalın olumsuz çağrışımlaırından korunmaya çalışılmıştır.

d-Müslümanlar Kur’an’da muharibun ve mukatilun olarak değil, mücahidun olarak isimlendirilmiştir.

e-Cihad zorunluluklardan dolayı müminlerin yapmak zorunda oldukları bir sorumluluktur.

 İnşallah gelecek yazımızda cihad konusunu açmaya devam edeceğiz. Şimdiye kadar söylediklerimizden isabet ettiklerimiz Rabbimizin lütfünden, yanlışlıklar ise bizim ilmi eksikliğimizden ve meseleleri karıştırmamızdandır. Rabbimizden çabalarımızı kendisine yakınlığa sebep kılmasını niyaz eder. Bağışlanmamızı talep ederiz.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim