CHP’nin çarşaf açılımı

11.12.2008 06:22

Nuray Mert

30’lu yılların sonlarına doğru Türkiye’yi ziyaret eden İngiliz yazar Rom Landau, Mustafa Kemal ve devrimleri için, ‘Sınırı tam da nerede çizmesi gerektiğini biliyordu. Böylece, ülkesini en azından 15-20 yıllık süre için dine ilişkin sorunlardan kurtardı’ diyor (Search for Tomarrow, 1938, 261) 1936-38 yılları arasında gezdiği diğer Ortadoğu ülkelerine (Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Filistin, Lübnan, Yemen, Mısır) ilişkin gözlemlerinin çoğu pek de isabetli olmayan Landau’nun Türkiye’ye ilişkin kehaneti doğru çıktı. Onun Türkiye’ye geldiği tarihten 10 yıl kadar sonra çokpartili hayata geçen Türkiye’de Demokrat Parti döneminden itibaren din, siyasetin merkezi konularından biri haline geldi.

Aslında, geleneksel, Müslüman bir toplumun radikal bir devrimle laik cumhuriyet’e dönüştürme çabasının, ilelebed sorunsuz olamıyacağını tahmin etmek zor değildi. Siyasal özgürlük alanının açılması ile dinin siyasal bir mesele haline gelmesinde şaşılacak bir şey yoktu. Bugün, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dahi, tek parti dönemi zihniyetine yönelik yaptığı değerlendirme bu gerçeğin beyanından başka bir şey değil. CHP’nin, nihayet, din üzerine tartışmanın siyasetin tüm alanını kaplamasına karşı hamle yapmak üzere ‘çarşaf açılımı’na girişmesini de bu çerçevede değerlendirmek mümkün.

Türkiye’nin bir nebze olsun normalleşmesi adına, bu açılımdan en çok ümitkâr olmak isteyenlerden biriyim. Ancak, kolayca bu ümide kapılmakta zorlanıyorum. Zira, öncelikle bu çok geç kalmış bir adım. Sadece inandırıcılıktan söz etmiyorum. Türkiye’de dinin siyasallaşması macerasını dikkate almadan, din-siyaset ilişkisinin mecrasını değiştirmek hemen hemen imkansız diye düşünüyorum.

Çokpartili hayata geçişten itibaren, Türk-İslam-liberal sentezin zihniyet dünyası ve toplumsal-siyasal temsili, alternatif bir gelenek oluşturdu.

Dinin siyasallaşması, mutlaka Cumhuriyet’in katı laik ve Batıcı dayatmasına karşı  sosyolojik tepkiden beslendi ama hiçbir zaman sadece bu tepkiyle açıklanır bir seyir izlemedi. Soğuk Savaş döneminin dini, sola karşı siyasal bir araç haline getirmesi ve 12 Eylül darbesinin dini siyasallaştırma biçiminin yarattığı derin izler, bugünlerde hemen hiç hatırlanmaz oldu.

Yok, ‘İslamcılar, muhafazakârlar, önce kömünizle mücadele döneminin hesabını versinler’ falan demiyorum. Ancak, geldiğimiz noktayı iyi kavrayabilmemiz, dinin siyasallaştığı sağ siyaset zemininin temelindeki zihin haritası ve toplumsal-siyasal örgütlenmelerinin seyrini doğru dürüst değerlendirmemize bağlı diye düşünüyorum.

Halihazırda, siyasi dayanak noktası Cumhuriyet devrimini savunmak olan CHP geleneği ve de karşı dalga üzerinden yükselen siyaset çizgisinin tarihsel seyrini bir kalemde dönüştürmek mümkün gözükmüyor. Değil, çarşaflı, başörtülü kadının, camiye giden adamın medeniyet dünyasının dışında görüldüğü ve dışında tutulmaya çalışıldığı dönemler boyunca, camiye giden adam, kendini ‘vatanda gurbet’te gördü, Cumhuriyet’e sövüp sayan kim varsa kahraman yaptı, komünizmle mücadele derneklerine yazıldı, cemaatlere girdi, din diyene oy verdi, kurban derisini Cumhuriyet kurumlarından bucak bucak kaçırıp yakın bulduğu cemaat, hayır kurumu kim varsa ona verdi.

Bu saatden sonra, ‘çarşaflıda olsan gel’ demekle ne yazık ki fazla bir şey değişmez. Dahası, çağdaş medeniyetten Batılı görüntüyü anlayan milyonlarca insan, ‘Madem böyle olacaktı, bunca zaman niye direniyoruz’ demez mi ve de demiyor mu? Konu dinin siyasal rant haline gelmekten çıkarılması ise, başörtülü vatandaşın en azından üniversiyete girme yasağını kaldırmakta tereddüt edilmemesi daha isabetli bir adım olmaz mıydı? Cumhuriyetçilik adına, eğitim hakkında eşitlik, özellikle de kadınların eğitiminin önünün açılması yönünde bir açılım daha anlamlı ve kendi seçmeni açısından da daha ikna edici olmaz mıydı? 

RADİKAL

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim