1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. CHP’li “oymak”ların gözü “Kaynak Kemal”de
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

CHP’li “oymak”ların gözü “Kaynak Kemal”de

A+A-

CHP, iyi bir maden... Kaz kaz bitmiyor, yaz yaz sonu gelmiyor... Kazdıkça “yeni maden”ler, yazdıkça “yeni malzeme”ler çıkıyor... İşin garibi; “dedektif” olmaya da, “dedektör” kullanmaya da hiç gerek yok!.. Şöyle bir eşelesen, her şey ayan-beyan görülüyor!..

“Malzeme” o kadar çok ki!.. İşin zor tarafı, seçmek!.. Hangi malzemeyi öne çıkaracak, hangisini “vitrin”e koyacaksın?..

NİYE BİHLUN TAMAYLIGİL?

Meselâ, Baykal’ın, “zina kasedi”nden dolayı “istifa” ettiğini açıkladığı 10 Mayıs’ta; “Yapma!” deyip hüngür hüngür ağlayan Savcı Sayan’ın yanında oturan Bihlun Tamaylıgil!.. O da, “gözyaşlarını silerken” yansımıştı objektiflere!..

“Sıkı Baykalcı” biliniyordu!..

Sonra, Kılıçdaroğlu’nun hazırladığı “80 kişilik Parti Meclisi”ne girmişti... Cumartesi günü öğrendim ki; Kılıçdaroğlu tarafından “CHP Genel Sekreterliği”ne tayin edilmiş!..

Sizin anlayacağınız;

Süheyl Batum gitmiş, yerine de Bihlun Tamaylıgil getirilmiş!..

Pek anormal bir gelişme sayılmaz... Asıl “anormal” olan, Süheyl Batum’un “CHP’ye genel sekreter” olmasıydı... Öyle ya; daha “bir yıl öncesi”ne kadar, adı “MHP veya DYP’nin genel başkanlığı” için geçen bir Süheyl Batum’un “CHP Genel Sekreteri” olması, hiç de normal değildi!..

Peki, Batum’un “51 gün süren genel sekreterliği”nden sonra, onun yerine gelen Bihlun Tamaylıgil’in, “Sıkı Baykalcı” olmasının dışında ne gibi bir özelliği var?..

Şöyle denilebilir:

“Kılıçdaroğlu, Baykalcı bir hanımı Genel Sekreterliğe atayarak, bir denge politikası uygulamış ve Baykal’ın da gönlünü almak istemiş olabilir!”

Elbette olabilir!..

 

SIKI BİR ÖRTÜ KARŞITI!

Ama, bence Bihlun Tamaylıgil’in tercih edilmesinde; onun “Sıkı bir Baykalcı” olduğu kadar, “Sıkı bir örtü karşıtı” olmasının da büyük rolü var...

Malûm; 9 Şubat 2008’de, AK Parti ve MHP’nin yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliği teklifi, Meclis Genel Kurulu’nda 411 oyla kabul edildiğinde, Tamaylıgil, önerge üzerine önerge vermişti... Yine de hızını alamamış ve şöyle konuşmuştu:

“Burada sadece türbanı tartışmıyoruz, cumhuriyetin başına türban takarak nasıl tahrip edileceğini, rejimin başına nasıl çuval geçireceğini düşünen iktidarın oyununu tartışıyoruz...”

MHP’yi de “yedek lastik” olarak nitelendiren Tamaylıgil, sözlerine şöyle devam etmişti;

“Yedek lastiğiniz ne kadar sağlam olursa olsun, durun!.. Cumhuriyetle hesaplaşmaya, laiklikten rövanş almaya kalkışmayın. Yol yakınken durmasını bilin. Yoksa sizi, istepne de kurtaramaz!..”

Evet, Bayan Tamaylıgil, işte böyle bir örtü karşıtı... Sanıyorum, “CHP Genel Sekreterliği’ne tayin edilmesi”nde, bu tavrın ödüllendirilmesi var!..

Özetleyecek olursak;

“Sıkı Baykalcı!..

Sıkı örtü düşmanı!”

Peki; “örtü sorununu sadece biz çözeriz” diyen bir Kılıçdaroğlu’nun, “Genel Sekreterlik” koltuğuna Bihlun Tamaylıgil’i oturtmasına ne demeli?..

“Bu ne perhiz, bu ne turşu?”

 

ÇİZİK YİYENLER BAŞTACI

Tabiî, Kılıçdaroğlu’nun uyguladığı “Perhiz-Turşu Siyaseti”nin odağındaki tek isim, Bihlun Tamaylıgil değil... Bir de Sezgin Tanrıkulu örneği var ki; insan gerçekten merak ediyor; “Kılıçdaroğlu ne yapmak istiyor?”

Sezgin Tanrıkulu’nu tanıyorsunuz!.. Kendisi, “Diyarbakır Barosu eski Başkanı”dır!..

“Yoldaş” ve “candaş”lar tarafından yapılan yoğun propaganda sonucu, “CHP’nin 80 kişilik Parti Meclisi listesi”ne konulmuştu!..

Ne var ki; “CHP delegeleri” tarafından sevilmiyordu... Bu yüzden de; Gürsel Tekin’den sonra “üzeri en çok çizilen” ikinci isim oldu!..

Ne var ki;

“CHP delegeleri” tarafından, “sevilmiyor, istenmiyor” olmak, “CHP üst yönetimi” tarafından “safdışı” bırakılmayı gerektirmiyor.

Meselâ, “üzeri en çok çizilenler”den olan Gürsel Tekin de yerini korumuş!..

Yani, “CHP’de ikinci adam!”

“Üzeri en çok çizilen” ikinci adam olan Sezgin Tanrıkulu da, “İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı”na getirilmiş!.

Gel de, sorma şimdi;

“Bu ne perhiz, bu ne turşu?”

Öyle ya; Bay Kılıçdaroğlu, cumartesi günkü Parti Meclisi toplantısından önce demiş ki; “Resmi dilimiz Türkçe’dir. Resmi dilin yanına başka bir dili koymak doğru değildir, ülkeyi böler, ayrıştırır!.. Bizim bir bayrağımız var, şehitlerimizin kanıyla sulanmış. Farklı bir bayrak tartışması yapmak bile bizim onurumuzu kırıyor, böyle bir şey düşünülemez.”

İyi, hoş da hem bunları söyleyip, hem de Sezgin Tanrıkulu’na görev vermek neyin nesi?..

“Bu ne perhiz, bu ne turşu?”

 

HÂLÂ KAYNAK ARIYORLAR!”

Dedim ya; CHP, iyi bir maden!..

Adeta “malzeme” fışkırıyor!..

Yine cumartesi günü, geçtim ekranın karşısına; “Bay K.K.’nın açıklayacağı para kaynağı”nın ne olacağını beklemeye başladım.

Öyle ya;

“Benim adım Kemal!.. Ben; parayı bulurum, dediysem bulurum” diyen Bay K.K., 23 Aralık günü yaptığı konuşmada diyordu ki;

“Parti Meclisi toplantısında üyelerimize finans kaynaklarımızı anlatacağız!.. Onlar da gittikleri yerde halka anlatacaklar!”

Geldi çattı, 25 Aralık...

Yani, Parti Meclisi toplantısı!..

Saat 13.00 civarı... Bay K.K., kameraların önünde konuşuyor... “Tamam” dedim, “kaynağı şimdi açıklayacak!”

Ama hayır, açıklamıyor!.. “Açıklayacak gibi” yapıp, diyor ki;

“Bazı çevrelerin kaynak merakını gidereceğiz... Biraz sonra başlayacak Parti Meclisi toplantısında, Aile Sigortası’nın ayrıntılarını görüşecek ve üyelerimizin katkılarını alacağız!”

Gel de, televizyon başından kalk!..

Mümkün değil!.. “Dizi filmin bir sahnesini bile kaçırmamak” için, neredeyse tuvaletini tutan kadınlar gibi, ekran karşısında mıhlanıp kalıyorum!..

Öyle ya;

“Kaynak” açıklanır da ya kaçırırsam?

“Dakika”lar, “saat” oluyor!..

Neyse ki;

Saatler 17.30’u gösterdiğinde; televizyonların “son dakika” haberlerinde; “PM toplantısının sona erdiği” bildiriliyor.

“Tamam” diyorum; Bay K.K., şimdi kameraların karşısına geçecek ve “işte kaynak” diyecek!..

Ben başlığı çoktan hazırladım;

“Kaynak Kemal!”

Evet, evet; Kemal Bey “kaynağı” açıklayacak, ben de gazetede başlık atacağım: “Kaynak Kemal, kaynağını açıkladı!”

Ama, o da ne?..

Kemal Bey ortalarda yok!..

Bir yerlere “kaynak” olup, yapıştı kaldı mı acaba?.. Yoksa, Dimyat’a “kaynak” aramaya giderken, evdeki “kaymak”tan mı oldu?..

Derkeen; PM üyesi Ercan Karakaş geçiyor kameraların karşısına ve diyor ki;

“Aile Sigortası’nı değerlendirdik... Kaynağı var!.. Ama, bütün projeler önce PM’de tartışılıp, sonuçlandırılacak!.. Daha sonra da halka açıklanacak!”

Hoppalaa!..

Hani “kaynak” vardı, hani “PM üyeleri”ne açıklanacak, onlar da “halk”a anlatacaktı?..

Kemal Bey, öyle demişti ya!..

Demek oluyor ki;

“Kaynak bulunamadı!”

Eğer bulunmuş olsaydı; kameraların karşısına Ercan Karakaş değil, herhalde Kemal Bey çıkardı!..

 

CHP’Lİ ARKADAŞLAR ÇALIŞIYOR!

Benim anladığım şu:

Hep olduğu gibi, “CHP’li arkadaşlar çalışıyor”lar!.. Daha önce de bütün “sorun”lar üzerinde çalışıp, bir türlü “çözüm teklifi” getirememişlerdi ya, galiba yine aynısı oldu!..

“CHP’li arkadaşlar çalışıyor!”

Çalışsınlar bakalım!..

Artık “kaynak” mı bulurlar, “kaymak” mı, orasını bilemem!..

Dilerim, bir “kaynak” bulurlar!..

Yoksa, “CHP’li belediyeler”in “yolsuzluk açıkları” asla kapanmaz!..

Bir “kaynak” bulsalar da önce “kendi açıklarını” kapatsalar!.. Aksi halde, “Türkiye’nin sırtında bir kambur” olarak kalmaya devam edecekler!..

Hadi “Kaynak Kemal” Bey;

Bul şu kaynağı;

“CHP’li oymak”lar sizi bekliyor!..

 

28 Şubat ve 28 kadın!

“Çağdaş kadın”dır; elbette “makyaj” yapacak, elbette “kuaför”de saçını yaptıracak!.. Hele “kamera”ların karşısına geçecek ve “televizyon”larda görünecekse, elbette “bakımlı” olacak!..

Buna, hiç kimsenin itirazı olmaz... Ama, o “makyaj” neyi örtecek?.. “Başarısızlığı” mı örtecek, yoksa “bananeciliği” mi?..

Efendim; olayı biliyorsunuz...

Ayşe Sucu adlı hanım; Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Merkezi Müdürlüğü’nün başından alınınca, buna tepki gösteren Yönetim Kurulu Üyesi 28 kadın, dün “istifa” ettiklerini açıkladılar... Ama, “bakımlı” halleriyle, adeta “şov” yaparak!..

Peki, bu “makyajlı şov”un amacı neydi?..

Elbette “başarısızlığı” örtmek!..

Sormak lâzım bu hanımlara; “Hiçbiriniz ilâhiyatçı değilken, ne yaptınız Diyanet Vakfı bünyesinde?.. Dindar kadınlar zulme maruz kalırken, hanginizin sesi çıktı?.. Din ve Diyanet adına, hangi başarıya imza attınız?”

Ama, bu soruyu kime soruyorum ki?..

Bu Merkez, zaten “28 Şubat Süreci”nin başlarında kurulmadı mı?.. 28 Şubat Süreci’nde kurulan bir Merkez’den, 28 kadının istifa etmesi, hayli ilginç geldi bana!..

“Makyajlı şov”un amacı, bunu “örtmek” miydi acaba?..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT