CHP tarzı dindarlık

26.07.2010 00:43

Vahap Coşkun

Her modernleşme projesi bir “öteki”ye ihtiyaç duyar. Modernleşme sürecini yürütenler kendilerini karşısına dikildikleri bu öteki üzerinden tarif ederler ve konumlarını ona göre belirlerler. Öteki, tarih içerisinde gerçekleşmiş olumsuzlukların sebebi olarak gösterilir ve ona karşı cephe alınır.

Türkiye’nin modernleşme sürecinde “öteki” olarak konumlandırılan İslam oldu. II. Meşrutiyet’te başlayan bu süreç doruğa Cumhuriyet ile birlikte vardı. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, dini toplumsal ilerlemenin önündeki bir engel olarak görüyordu. Bu nedenle, milliyetçilik ile birlikte Cumhuriyet’in iki temel kodundan biri olan laiklik, din ve vicdan özgürlüğünü koruma altına alan tarafsız bir devlet ilkesi olarak değil, dinin kamusal görünürlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan ideolojik bir ilke olarak düzenlendi.

Türk tipi laikliğin üç amacı

Bu meyanda Türk tipi laikliğin birbiriyle ilintili üç amacı vardı: İlki, din ile devlet arasındaki ilişkileri koparmaktı. İkincisi, Ahmet Arslan’ın deyimiyle, “insanın kültür dünyası ile subjektif bilinç dünyasını dinsel perspektifin etkisinden kurtarmak”tı. Kurucular, dini, halkın çağdaşlaşmasının ve modernleşmesinin önündeki bir engel olarak gördüklerinden, kaynağı dinsel olmayan yeni bir kimlik oluşturma çabasına girdiler. Bu kimliğe rengini laiklik veriyordu ve devlet bu laik kimliğin sıradan insanların gündelik yaşamında yer etmesi için köklü dönüşümlere gitti. Alfabeden kıyafete, ağırlık ölçülerinden takvime ve hatta dinlenilen müziğe kadar her alana el atıldı ve böylelikle Batı tipi yaşamın kök salması hedeflendi.

Yani Cumhuriyet seçkinleri yalnızca yönetime dair kuralları dinsel kurallardan arındırmakla yetinmediler, bununla birlikte toplumsal yaşamı da laik bir karaktere büründürmeye çabaladılar. Laikliği bir yönetim ilkesi olarak değil “bir yaşam tarzı” olarak gören bu anlayışa göre, bireye düşen kamu sahasında resmi ideolojinin umdelerine göre hareket etmesi ve inancına dair en küçük bir belirtiyi dahi göstermekten kaçınmasıydı. Türk tipi laiklik, İslami görünürlüğü laik yaşam tarzının önünde bir tehdit olarak görüyor ve mesaisinin önemli bir kısmını kamusal alanı İslami görünürlüğün taşıyıcısı olan kesimden arındırmaya harcıyordu.

Militan laikliğin mimarı CHP

Türk laikleşmesinin üçüncü amacı ise, bizzat dinin kendisini değiştirmekti. Rejim, mevcut haliyle dinin kendisine başkaldırmak isteyen kesimleri motive edebilecek bir içerik taşımasından rahatsızdı. Bu nedenle, modernleştirme sürecini kalıcı kılmak için, dinin kendisini değiştirmek ve modernleştirmek gerekiyordu. İslam’ın kamusal alandan tecrit edilmesiyle yetinilmemeliydi.

İslam, Kemalist değerlerle yeni bir yoruma tabi tutulmalı ve daha “yumuşak” bir hale getirilmeliydi. Bundan güdülen temel amaç, Ahmet Yaşar Ocak’ın sözleriyle, İslam’ı “yalnızca inanç ve ibadet yönlerini alıp onu da kişisel vicdana bırakan bir çeşit Kemalist Müslümanlığa indirgemek” ve toplum yaşamında bu tarz bir İslam’ın yerleşmesini temin etmekti.

Laikliğin “militan bir dünyevileştirme programı” olarak tasarlanması ve işletilmesinin sonucu olarak din, kamusal alandan silinerek özel alana hapsedildi. Kamusal alana yönelik bu dayatmacı karakteri nedeniyle laiklik, toplumsal düzeyde birleştirici bir işlev görmedi, aksine sürekli ve derin yarılmalara neden oldu.

Siyaset alanı da bu yarılmalardan payını aldı. CHP, bu tarz militan bir laikliğin mimarı ve uygulayıcısıydı. Dinin kamusal alanda görünür kılınmasını engelleyen CHP’ye göre, dindarlar inançlarının gereğini evlerinde veya camilerde yerine getirmeliydiler. Bu alanın dışına çıkmamalı, inançlarına dair herhangi bir talebi siyasetinin konusu yapmamalıydılar. CHP’nin indinde muteber olan, kendini dört duvar arasına hapsetmiş ve görünmemek için de perdeyi sıkı sıkıya örtmüş bir dindi.

Tek parti döneminde bu siyaseti yürütmede bir sorunla karşılaşmadı CHP. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde çok partili siyasi hayata dönüldü ve DP yeni bir siyasi aktör olarak sahaya indi. Siyasetin doğası gereği DP, dindar kitlelerin taleplerine hassasiyet gösterdi. Dini inançlarından dolayı gadre uğramış olanların dertlerini dinledi, isteklerini gerçekleştireceğini taahhüt etti. DP’nin -dayatmacı karakteri nedeniyle toplumsal barışı torpilleyen- katı laikliğe iltifat etmemesi ona kısa zamanda büyük bir güç kazandırdı ve iktidarın yolunu açtı.

Halk ile seçkinlerin iktidar savaşı

CHP buna iki türlü tepki gösterdi: İlki, neredeyse alternatif bir din haline getirdiği laiklikteki en küçük bir esnemeyi dahi bir rejim sorununa dönüştürdü. Oysa ortada rejime kasteden herhangi bir hareket yoktu. Gerçekte sorun, iktidarın kaybedilmesiydi. CHP’nin “laik hayat tarzı”nı benimsemiş elitleri, iktidarı kendilerinin doğal hakkı olarak görüyor, cahil olarak gördüğü halkın ise iktidarın uzağında tutulması gerektiğini düşünüyordu. CHP, çoğunluğu dindar olan halkın oylarıyla iktidara gelenleri daima “mürteci” olarak damgaladı. Bu, işlevsel bir argümandı. Çünkü bir iktidara “mürteci” etiketinin yapıştırılması hem bu iktidarın silahlı kuvvetlerce alaşağı edilmesine haklılık kazandırıyor, hem de iktidar anahtarının CHP’ye teslim edilmesinin kapısını aralıyordu. Bu itibarla tarihsel süreç içerisinde laiklik bağlamındaki tartışmaların tamamı, aslında halk ile seçkinler arasındaki iktidar mücadelesinin bir yansımasıydı.

İkincisi, halkın dinsel taleplerine kulak kabartanları “dini siyasete alet etmekle” suçladı (!) Merkez sağda yer alan bir siyasi lider dini bir istekle ilgilenmeye ve veya dindarlığını açığa vuracak bir söz sarf etmeye görsün, hemen CHP tarafından irticaı hortlattığı, kutsal din duygularını ucuz siyasete kurban ettiği ithamlarına maruz kaldı. Zaman geçti, liderler ve partiler değişti ama CHP’nin bu politikası değişmedi. Dün DP ve Menderes’in, AP ve Demirel’in, ANAP ve Özal’ın dini siyasete alet etmesinden şikayet ediyordu CHP, bugün ise AKP ve Erdoğan’ın. 

Militan laikliğin politikasını yaparken CHP, her zaman zinde güçlerin, yargının ve ana-akım medyanın desteğini de arkasına aldı. Ülkeyi tehdit eden unsurları belirleme tekelini elinde tutan ordu kimi zaman irticaı bir numaralı düşman ilan edip laikliği koruma adına yürüyüşler tertip etti. Yargı, insan haklarını göz ardı edip -başta başörtüsü olmak üzere- inanç temelli taleplerin önüne set çekti. Medya organları, bir gericiliğe karşı halkı teyakkuzda tutmak için kimi gün bir lisede öğrencilerin namaz kılmasından şeriatın kapıyı vurduğu sonucunu çıkardı, bazen Türkiye’yi İran yaptı bazen de Malezya.

Laiklik söyleminde değişim

Laikliğin sürekli bir biçimde siyasal gündemin ana konusu olması, bu ilkeyi daimi bir gerginlik kaynağına dönüştürdü. Laiklik, vatandaş ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen bir prensip olmaktan çıktı, iktidar mücadelesinde kullanılan bir silah haline geldi. Ancak bu durum, CHP için hayırlı bir sonuç üretmedi. CHP’nin militan bir laiklik anlayışını siyasetinin nirengi noktası haline getirmesi ve bunun bir sonucu olarak da geniş kesimlerinin inançlarından kaynaklanan isteklerine kapıları kapatması, bu partiye halk nezdinde bir itibar kazandırmadı. Nitekim demokratik seçimlerin hiçbirinden CHP sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmadı.    

Bu sonuç nedeniyle CHP bazı dönemlerde laiklik söylemlerinde değişikliğe gitti. Mesela, katı laiklik anlayışını sürdürdüğü takdirde partisinin halkla sağlıklı bir ilişki kuramayacağının farkında olan Ecevit, kendisinin “dini değerlere saygılı bir laiklik” taraftarı olduğunu söylüyordu. Ancak bu söylem, başörtülü bir milletvekili Meclis’e girdiği esnada Ecevit’in “Bu kadına haddini bildirin” sözleriyle tuzla buz oldu.

Baykal da laikliğe dair bazı değişiklikler gösterdi. 2007 seçimlerinde “laikliğin yılmaz savunucusu” pozlarına bürünen Baykal 2009 seçimleri öncesinde birden “çarşaf ve başörtüsü açılımı”na imza attı. Bizzat Baykal’ın katıldığı büyük törenlerle, çarşaflı ve başörtülü kadınlara CHP rozeti takıldı. Ne var ki Baykal, çarşaflılarla gülerek poz verirken ve bunu da partisinin dindarlara açılması olarak lanse ederken, laiklik hassasiyeti CHP’li kadınlar “karanlığın sembolü” olarak niteledikleri çarşafı yakıp yırtıyor, üzerinde tepiniyordu. Dolayısıyla çarşaf açılımının da bir inandırıcılığı olmadı.

Laikliğe ilişkin politik söylem değişikliği bugün de Kılıçdaroğlu’nda gözlemleniyor. Kılıçdaroğlu’nun en büyük iddiası, CHP’yi sadece merkezin dertlerini dillendiren bir parti olmaktan çıkarmak ve çevreyi oluşturan yoksulların ve dindarların dertleriyle hemhal olacak bir politik dil inşa emekti. Bu amaçla Kılıçdaroğlu laikliği öne çıkaran bir politik jargon kullanmaktan kaçındı ve emeklilik maaşı, aile sigortası, seçim barajı vb. gibi daha somut ve halkı çok yakından ilgilendiren konular üzerine eğildi.

Dindar seçmene nasıl yaklaşmalı?

Dindar seçmenlerle yakınlaşmak için de adımlar attı Kılıçdaroğlu. Mesela üniversitede başörtüsü yasağının kaldırılacağını ve her kadının üniversitede okuyabileceğini söyledi. Parti teşkilatlarını, referandum sürecinde halkla daha yakın ilişkiler kurulması gerektiğinden bahisle, Ramazan ayında dikkatli davranıp alkollü ortamlardan uzak durmaları konusunda uyardı. Medya bu noktada Kılıçdaroğlu’na tam destek verdi. AKP yaptığında muhtemelen yeni bir kapatma davasına konu olabilecek açıklamalar “halkla, halkın değerleriyle barışma” olarak takdim edildi; kimsenin aklına CHP’yi dini değerleri siyasete alet ettiği için kınamak gelmedi.

Ancak bu desteğe rağmen Kılıçdaroğlu’nun bu politikayı sürdürebilmesi çok zor görünüyor. Çünkü yıllarca dine dair her görüntüyü ve talebi tehlike olarak bellemiş CHP’li bir seçmen kitlesi var. Parti politikalarını belirlenmesinde etkin olan bu kitle, inancın dışavurulmasına dair pratiklerden rahatsız oluyor. Eğer bu tür yönelim olduğunu görürse hemen devreye giriyor, genel merkez üzerinde baskı kurup geri adım atmasını sağlıyor.

Kılıçdaroğlu’nda da yaşanan budur. Kılıçdaroğlu, kendi partisinden gelen aşırı tepkilerden ürkerek anında çark etti ve hemen her sözünü yalanlamak zorunda kaldı. Dolayısıyla henüz kendi partililerini ikna edemeyen ve sabah söylediğini akşama doğru inkar eden bir Kılıçdaroğlu portresi çıktı. Bu portrenin dindar kitlelerin güvenini kazanabileceğini zannetmiyorum. Kanım odur ki, sürekli gel-git halindeki bir genel başkan, ne CHP’nin 80 yıllık kemikleşmiş laiklik politikasını değiştirebilir, ne de partisinin kitlelerle daha fazla yakınlaşmasını sağlayabilir.

vahapcoskun@gmail.com

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim