CHP de topa girdi...

01.09.2008 11:53

Oral Çalışlar

Soldaki tartışmanın yeni ekseni ‘liberal solcu’lar oldu. Radikal İki’deki yazısında CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek de tartışmaya katıldı ve bu kesimi ‘kendine bağımsız sol aydın diyen’ler şeklinde tanımladı.
Şimdiye kadar ‘ben bağımsız sol aydınım’ ya da ‘liberal solcu’yum şeklinde bir açıklamaya rastlamadım. Tabii, tanım yapıldığı yerde durmuyor, suçlamaya da dönüşüyor. Liberal solcu diye tanımlanan isimler ‘AKP işbirlikçisi’ olarak da suçlanıyorlar.
Ergenekon soruşturması soldaki tartışmayı kışkırttı. Yıllardır, aylardır sesi çıkmayan bazı isimler bile günler süren yazılar yazmaya giriştiler.
Soldaki bu tartışma yeni değil. Ana ekseni şöyle ifade edilebilir: Reformlar için mücadele ile devrim için mücadele arasındaki ilişki.
Ergenekoncu olarak suçlananların dayandığı yasadışı, darbeci anlayışın siyaseten tasfiye edilmesi iyi midir? Tabii ki kimse buna kötü demez, diyemez. Ancak bir kesim bu tasfiye sürecinden pek hoşlanmadığını, tasfiye sürecini yürütenlere pek güvenmediğini belli etti. Hatta bu kesim daha da ileri giderek, zaten böyle bir mücadelenin hiç yapılmadığını, yeni bir Ergenekon kurmak için bütün bu tezgâhların düzenlendiği bile ifade etti.
Türkiye, yakın tarihinde üç buçuk askeri darbeyle yüz yüze geldi. Onlarca parti kapatıldı. Anayasal sistem her askeri darbeden sonra biraz daha militaristleştirildi. Parlamenter rejim, askeri vesayet altında yürümeye mecbur bırakıldı.
Askerin siyaset üzerindeki egemenliğini meşrulaştırdığı bir düzenle karşı karşıyayız. Bu düzen toplumun gelişip büyümek isteyen bütün kesimlerine darbe indirirken en çok da alt sınıfları, ezilenleri daha kötü hayat koşullarına mahkûm etti.
Avrupa Birliği üzerine de benzer bir tartışma yürütüldü. Avrupa Birliği sonuç olarak kapitalistlerin birliğiydi; emekçileri savunan sosyalistler AB için nasıl çaba sarf edebilirdik?
Yine reformlar ve devrim meselesi. Avrupa Birliği süreci de, Ergenekon soruşturması süreci de bir reform süreci. Bir demokratikleşme süreci. Demokratikleşmek, emekçileri iktidara getirmediği gibi, Kürt sorunu gibi yapısal sorunları da kökten çözemiyor.
Bütün bu gelişmeler, yasadışı, kanunsuz güce dayalı müdahalelerinin sınırlanmasına yarıyor. Örgütlenme, düşünce özgürlüğü gibi burjuva hakları olarak anılan hakların gelişmesinin önünü açıyor. Bu gelişme orta sınıflar dahil toplumun bir çok kesiminin örgütlenmesine yaradığı gibi en çok hakkı yenen emekçilerin işine yarıyor. Sorunların adaletli çözümüne imkan yaratıyor.
Ergenekon davası süreci de, Türkiye’nin bir hukuk devleti olmasının önündeki engelleri temizlemeye yardımcı oluyor. Burjuva hukuk devleti, sosyalist teoriye göre egemen sınıfların koyduğu düzenin adı. Doğrudur da, ancak hukuk devleti, hak hukuk aramak için bütün toplumun özgürleşmesine yardımcı olacak bir uzlaşmayı ifade ediyor.
Ordunun siyaset alanından çekilmesi ve siyasetin özgürleşmesi kolay bir süreç değil. Burada uzlaşmalar da olacaktır, çatışmalar da. Son yıllarda yaşanan daha çok çatışma. Asker, kendi isteğiyle elindeki iktidar olanaklarını sivillere terk etmek istemiyor. Bu eşyanın tabiatına aykırı.
Bu çatışma ve gerilimde, sivil siyaset alanının özgürleşmesi eğilimi bir tarafı ifade ediyor. Öbür tarafı ise militarizm. Sivil alanda AKP de var, emekçiler de var, militarizme karşı olduğunu ifade eden bütün siyasi akımlar da. Bunlara liberal diye tanımlanan solcuları da, liberallere karşı tutum aldıklarını söyleyen solcuları da ilave edebiliriz. Bu noktada aynı eğilim içinde bulunmak her alanda beraber olmak anlamına gelmez.
Başka bir noktada ittifaklar değişebilir. Örneğin 1 Mayıs kutlamaları konusunda solcularla CHP aynı düşünceleri dile getirdiler. Ergenekon da ise CHP ‘avukatlık’ konumunu üstlendi. AKP’nin dini referans alan uygulamaları karşısında laikliği savunan kesimler aynı tepkiyi gösterdiler. Keçiören örneğinde, Ergenekon konusunda çatışan taraflar ortak endişeler dile getirdiler.
Bir noktada tabii ki, netleşmemiz gerekiyor: Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyor muyuz? Emekçiler bundan yararlanacak kesimler içinde değiller mi? Demokratikleşmenin kritik eşiği, siyasetin askeri vesayetten kurtulması değil midir?
Bu engel bütün diğer gelişmeleri belirleyici bir etki yapmıyor mu? Ergenekon soruşturması bu açıdan kritik bir eşik değil mi? Ergenekon soruşturmasının bütün vesayet sorunlarını çözemeyeceğini, bütün darbe ihtimallerini ortadan kaldıramayacağını, bütün cinayetleri aydınlatamayacağını söyleyince daha iyi sosyalist mi olunuyor?
Hrant Dink’i tehdit edenlerin, hepimize yıllarca mahkemelerde, sokaklarda saldıranların, yeminli özgürlük düşmanlarının da içinde bulunduğu bir darbeci çeteleşmeden hesap sorulmasını ‘kırıntı’ gibi görmek sosyalist siyasetin neresine yakışıyor?
45 yıllık arkadaşım Cengiz Çandar’a ‘hoş geldin’ diyorum.
Not: Hatay’ın Batıayaz köyü muhtarı Osman Tosun ‘Son Ermeni Köyünde Şenlik’ dizisiyle ilgili bir düzeltme yolladı. Köydeki son Ermeni ailenin Vakıflı köyüne göçmediğini, köyde yaşamaya devam ettiğini bildirdi. 

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim