Cheney'nin çantasından İran çıktı

27.03.2008 04:48

Samir Salha

Cheney'nin Ortadoğu gezisi temasların boyutu ve ziyaret esnasında medyaya yansıyan karşılıklı taleplere ilişkin haberler, yeni bir savaş hazırlıklarının ciddi olarak kendisini hissettirdiğini gözler önüne sermiştir

Beyaz Saray'ın şahin politikacılarından ve Irak Savaşı mimarlarından ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney geçtiğimiz hafta itibariyle ailesini de yanına alarak, resmi gezi programında yer almadığı halde sonradan dahil edilen Afganistan ve Irak'ın da aralarında bulunduğu altı ülkeyi kapsayan önemli bir Ortadoğu turu gerçekleştirdi.

Washington yönetimi her ne kadar Cheney'nin gezisini barış amaçlı bir adım olarak lanse etmişse de, gezi bağlamında ortaya çıkan yeni senaryolar, temasların boyutu ve ziyaret esnasında medyaya yansıyan karşılıklı taleplere ilişkin haberler, yeni bir savaş hazırlıklarının ciddi olarak kendisini hissettirdiğini gözler önüne sermiştir. Dünya, Irak Savaşının beşinci yıl dönümünü yaşarken, Cheney'den bir özür açıklaması ve farklı bir anlayışın benimseneceği ilan edilmesi beklerken ziyaret esnasında ortaya konan arayışlar, Başkan Bush'un beyanatları böylesi geri adımın atılmayacağı bir yana bölgenin yeni bir şiddet ortamına sürüklenmesi yönünde hazırlıklara girişildiği izlenimini bırakmıştır.

HAVA KARAMSAR ÇÜNKÜ...

Geziye ilişkin çizilen karamsar tablonun arkasında duran temel nedenler arasında;

  2002'de de benzeri bir seyahate çıkan Cheney'nin temaslarının akabinde başta Irak ve Filistin olmak üzere, bölgede patlak veren ve halen de devam eden kaos ortamı,

  Amerikan Başkan Yardımcısının daha gezinin başında tıpkı 5 yıl önce Irak örneğinde olduğu gibi düzmece istihbarat raporlarını dayanak olarak göstererek Tahran yönetimini savaşa hazırlanmakla suçlaması sonrasında bölgenin 2003'te yaşanan senaryonun tekrarı ile karşı karşıya olduğu gerçeği,

  Demokrat başkan adayı Hillary Clinton tarafından sağduyunun sesi olarak nitelendirilen; "Yeni savaş konusunda yokum" diyen Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika Boynuzu'ndaki ABD güçlerinden sorumlu Merkez Karargahı Komutanı Amiral William Fallon istifası ile birlikte savaşın ilk sinyallerinin verilmiş olması,

  Bush yönetiminin Irak politikasına verilen halk desteğinin giderek azaldığı haberlerine rağmen Cheney'nin, kamuoyu yoklamalarını dikkate almayacakları ve izlenen politikaların değiştirilmeyeceğine yönelik açıklamaları,

  Başta Akdeniz Projesi, Kıbrıs sorunu gibi pek çok stratejik konuda ciddi ihtilaflar içerisinde olan ABD ve Fransa'nın İran'a karşı ortak bir politika geliştirmek hususunda anlaşmaları,

  Etkin düşünce kuruluşlarından "Oxford Analytica" isimli uluslararası kurumun bölgeye ilişkin raporunda, İran Savaşı'nın gündemde olduğu, ABD'nin Irak batağından çıkmak ve kaybettiği itibarı tekrar kazanmak için böyle bir savaşa ihtiyaç duyduğu yönünde tespitlerde bulunması,

Ve Irak savaşı öncesinde de benzeri düzmece raporlara yer veren "Sunday Times" gazetesinin aynı yayınları bu kez İran hakkında ortaya koyması gibi hususlar özellikle ön plana çıkmaktadır.

Cheney'nin, gezinin İsrail durağında, Olmert hükümetine ve izlediği politikalara övgüler yağdırması, ABD'nin, İsrail'i taviz vermek hususunda zorlamayacağı ve bu ülkenin uyguladığı orantısız şiddete rağmen maruz kaldığı füze saldırıları karşısında ulusal güvenliğine ters düşecek herhangi bir geri adım atması hususunda baskı yapılmayacağı açıklaması, Washington'un Tel Aviv'i gözden çıkarmayacağını açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Umman'da, dünyanın petrol üretiminin yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz boğazına verilen önemin altının çizilmesi ve herhangi bir savaş ihtimaline ilişkin olarak boğazın güvenliğinin masaya yatırılması , Sultan Kabus'tan güvence alınması savaşın ayak seslerinin yaklaştığını gösteren diğer bir husustur.

Suudi Arabistan ziyaretinde Cheney'nin olası bir İran savaşında bu ülkeye esaslı bir görev atfetmesi, dünya çapında yükselen petrol fiyatlarının düşürülmesi ve üretiminin artırılması konularında Riyad yönetiminden destek almayı başarması Tahran'a yönelik politikanın hızlı bir biçimde yol aldığını göstermektedir.

Afganistan gezisinde ise, bu ülkede görev yapan NATO güçlerine Türkiye'nin muharip birlikler vasıtasıyla desteğini artırması yönündeki planları dile getirmesi, Amerikan ordusunun üzerinde bulunan yükün bir kısmını Türkiye'ye devrederek İran Operasyon'una odaklanmak istendiğini izlenimini doğurmaktadır.

Irak'ta, bir Amerikan askeri birliğini ziyareti esnasında Cheney'nin, ABD'nin bölgedeki dostlarına karşı saldırıları engellemek için yardım elini uzatmaktan çekinmeyeceğini, özellikle Kürt yönetiminin Irak savaşında verdiği desteğin unutulmayacağını belirtmesi ve bu bağlamda Kuzey Irak otoritesinin yaptığı petrol anlaşmalarını ortadan kaldıran merkezi hükümet kararlarının engellenmesi hususunda açık çek vermesi yakın müttefiki ve stratejik ortağı olarak gördüğü peşmerge güçlerinden ileride de faydalanmak hususunda kararlı olduğunu göstermektedir.

CHENEY TÜRKİYE'DEN NE İSTEDİ

Gezinin son durağı olan Türkiye ziyareti, kuşkusuz bu temasların kalbini oluşturan bir adım olarak değerlendirilmelidir. Aslında Ankara temasları, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan Erdoğan-Bush görüşmesinin uzantısı niteliğindedir. Bu temaslarda terör konusunda iki ülke arasındaki stratejik işbirliği bir kez daha gözden geçirilmişse de özellikle Afganistan'daki ISAF güçlerine muharip katkı sağlanması ve İran'ın olası saldırı ihtimaline karşı ülkemize füze savunma sistemi yerleştirilmesi meselelerine ilişkin talepler karşısında ne cevap verileceği merak konusudur. Bu bağlamda gezi sonrasında muallakta kalan bütün bu soruların yanıtlarının gelecek ay yapılacak NATO zirvesinde netleşmesi beklenmektedir.

Bununla birlikte İran'ın son dönemde başta Rusya ve Çin olmak üzere yakın işbirliği içine girmesi, ABD'nin adımları karşısında hareketsiz kalmadığını göstermektedir. Diğer bir deyişle Tahran, Washington'un peşinde koştuğu senaryolar karşısında bölgenin büyük bir krize sürükleneceği hususunda Güvenlik Konseyi üyesi olan bu iki ülke başta olmak üzere Türkiye ve ayrıca Fransa dışındaki AB ülkeleri nezdinde güçlü bir diplomasi yürütmekte olduğunu göstermektedir. Nitekim Rusya'nın bölgeye yönelik olarak bir zirve düzenleme fikrini uygulamaya geçirmesi hem Rusya'nın SSCB'nin dağılmasından sonra giremediği Ortadoğu'yu geri dönme isteğinde olduğunu hem de İran'ın izlediği politikaların meyvesini verdiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte İran'ın Irak'taki etkinliğini artırması ve başta Muktada Sadır olmak üzere belli başlı Şii güçlerle yakın ilişki içerisine girmesi, Tahran yönetiminin boş durmadığını göstermekteyse de, Mehdi Ordusuna karşı başlatılan geniş kapsamlı operasyon sonrasında ABD'nin iç politika gelişmelerini dikkate almaksızın yeni bir hamle peşinde olduğu açık bir biçimde görülmüştür.

Sonuç itibariyle, Cheney'nin söz konusu gezisi orkestra şefinin sahneye çıkması, görevleri dağıtması, uyumlu bir hazırlık içinde konserin başlatılması şeklinde değerlendirilmelidir. Ancak Cheney'nin bilmediği husus şudur ki bu orkestra içindeki müzisyenler ona bağlı kalmayacak, tanımadıkları ve kontrol edemedikleri enstrümanları ve inanmadıkları notaları dikkate almayacak , maestro kılıfında dolaşan Başkan Yardımcısının bageti havada sallamaktan başka bir faydası olmayacaktır.

* Prof. Dr. Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim