Cheney yargılanmalı

04.09.2009 15:31

Yasemin Çongar

Diyarbakır Cezaevi’nden Ankara Emniyeti’ne, sayısız merkezde, birkaç kuşaktan evladına zulmetmiş bir memlekette işkence literatürüne yabancı kalmıyor insan. Buna rağmen, ABD’de “water boarding” denen uygulamanın ne olduğunu bilmiyordum. Öğrenmek için bir eski ABD askerine kulak verdim geçen hafta.

Bu eski asker, görevi gereği esir düşme riski ve sahip olduğu bilginin değeri yüksek Amerikan subaylarının devam ettiği, kısa adı SERE olan, direnme, kaçma, hayatta kalma tekniklerinin öğretildiği okula gitmiş. Çetin zorluklarla dolu SERE eğitiminin rutin bir parçası olarak, esir düşmesi durumunda direnme tekniklerini öğrenmesi için “water boarding” işkencesine tâbi tutulmuş.

Deneyimini şöyle anlattı:


“İki metrelik bir tahtanın üzerine sırt üstü yatırıp ellerimi, ayaklarımı, kafamı oynatamayacak şekilde bağladılar. Tahtanın ayak kısmı, yere 30 derecelik açı yapacak şekilde havaya kalktı. Baş aşağı yatarken ağzımı, burnumu tülbentle sardılar. Gözlerim açıktı. Sonra eğitmenler, yüzüme yukarıdan su akıttılar. Burun deliklerime, ağzıma su dolar gibi oldu. Zamanla doldu da. Nefes almakta zorlandım. Boğulduğum hissine kapıldım. Devam etselerdi boğulurdum.”


Aynı asker, “düşmanın eline düşersek, başımıza gelebilecek olanı bilelim diye gösterdiler bize bunu. Yöntemin ABD’li personelce, bu korkunç eğitim seansı dışında asla uygulanmayacağından emindik” dedi ve “uygulamanın kalp krizine yol açma riski yüksek olduğundan, sürekli doktor gözetimindeydik” diye de özellikle vurguladı.

Bu yazının buraya kadarki bölümü, 24 Ocak 2005’te Milliyet’teki sütunumda yer almıştı.

Aradan dörtbuçuk yıl geçti. Şimdi masamda Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın gizliliği birkaç gün önce kaldırılan raporu var. CIA Başmüfettişi’nin imzasını taşıyan raporda en çok kullanılan terimlerden biri “water boarding.”

Rapor, Bush döneminde CIA’in “Sıradışı Sorgu Teknikleri” adı altında yürüttüğü uygulamayı ayrıntılı biçimde anlatıyor. “İz bırakmadan mümkün olan en fazla acıyı vermek” esasına dayanan bu uygulamanın amacı, gözaltındaki “terör zanlılarını” konuşturmak. Ancak öyle anlaşılıyor ki, uygulama her zaman esasına sadık kalamamış! Zira en azından 12 kişinin, CIA’in bu teknikleri uyguladığı sorgu odalarından birer ceset olarak çıktığı biliniyor; bu tekniklerin izlerini bedeninde ve ruhunda taşıyanların sayısı ise meçhul.

CIA raporunda, tek tek zanlıların isimleri verilerek yapılanlar anlatılıyor. Silahla korkutmanın ve “konuşmazsan anneni buraya getiririz” ya da “çocuklarını öldürürüz” gibi tehditlerin, Bush dönemindeki CIA sorgularında adeta rutinleştiği anlaşılıyor. Sadece kaba kuvvete dayanan yöntemler değil, raporda tarif edilen bütün bu psikolojik teknikler de, tıpkı evrensel kabulde olduğu gibi, Amerikan İşkence Suçu Yasası’ndaki tarif itibariyle de “işkence” sayılıyor… Velhasıl, CIA Başmüfettişi, bu raporuyla CIA görevlilerinin Amerikan yasalarını çiğneyerek suç işlediğini kuşkuya yer bırakmayacak bir netlikte ortaya koymuş.

Obama yönetimi, bu raporla ilgili “eylem planı”nı, rapor daha kamuoyuna yansımadan açıkladı ve Adalet Bakan Yardımcısı John Durham’ı konuyu soruşturmakla görevlendirdi. Durham’ın amacı, CIA görevlilerinin uyguladığı işkence tekniklerinin Bush yönetimince “özel istisna” kabilinden izin verilmiş uygulamalar mı, yoksa bu “özel istisna” hükümlerini de aşan suçlar mı olduğunu ortaya çıkarmak.

Amerika’da büyük gürültü koparan, çok net cevaplanması gereken soruları siyasetin kucağına bırakan da bu durum.


Suçlamalar, amirlerinin emirleri dışına çıkan memurlarla mı sınırlı kalacak?


Bir suçu, üstelik alelade bir suçu da değil, bir insanlık suçunu “emir” olduğu için işleyen memur suçlanmayacak mı?


Peki, bir suçun, üstelik de bir insanlık suçunun işlenmesini gizli genelgelerle emredenler yargılanmayacak mı?


Başkan Obama göreve geldiği ilk günden itibaren bu soruların muhatabıydı ve ilk cevabı, “ABD işkence yapmayacaktır; bunu geçmişe dönük suçlamalarla değil geleceğe dönük güvencelerle hayata geçireceğiz” olmuştu. Ama söz orada bitmedi.

Ebu Gıreyb Cezaevi’ni denetleyen Emekli Tümgeneral Anthony Taquba’nın “Başkan ve altındakiler sistematik bir işkence rejimi için yetki vermişlerdir” cümlesini içeren raporunu, İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü’nün “Kırık Hayatlar” başlıklı incelemesinde, işkencenin “emir komuta zinciri içinde, en tepeye uzanan bir müsamaha ortamında yapıldığı”nı saptaması izledi… Son olarak da, CIA’in başka söze hacet bırakmayan bu raporu geldi. Yani artık Obama’nın, “geleceğe bakalım” demekle işin içinden çıkamayacağı anlaşıldı.

Ve “water boarding” dahil “sıradışı sorgu teknikleri”ni onayladığını ve bu konuda Başkan Bush’u bizzat ikna ettiğini gizlemeyen eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney, televizyona çıkıp Obama’yı “sözünden dönmek”le, “Amerika’yı yeni bir terör saldırısından kurtaran vatanseverlerin adını lekelemek”le suçladı. Cheney, asıl korkusunu da ağzından kaçırıverdi:


“Bu soruşturmanın sadece sorgu görevlileriyle sınırlı kalacağını sanmıyorum.”


Şimdi Amerika’nın, yeniden ideallerindeki gibi bir memleket olmasını dileyen Amerikalılar, Cheney’nin haklı çıkmasını istiyor. Sadece emre uyan ya da emirleri aşırı yorumlayan sadık sorgu görevlilerinin soruşturulmasıyla kalmamalı bu iş. İşkenceye “istisnai hallerde göz yumulabileceği” yönünde Beyaz Ev’e rapor veren hukukçular, barolarından atılmalı… Bağlandığı eğik tahtanın üzerinde “boğuluyorum” diye debelenen zanlıların başında “kalp krizi” olasılığına karşı nöbet tutan hekimler meslekten men edilmeli…

Ve işkenceye yeşil ışık yakan genelgelerin baş mimarı olan Cheney ile onun sözünden çıkamayan Bush, bunun hesabını verebilmeli. Dünkü kuvvetli başyazısında New York Times’ın da dediği gibi, “Amerikan devletinin halkına borcudur bu.”

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim