'Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var'

29.02.2016 10:52

KENAN ALPAY

28 Şubat ne zaman başladı ve ne zaman bitti? Ne kadar insanı mağdur etti ve hala mağdur etmeye devam ediyor? Siyasi, iktisadi, kültürel, diplomatik, ahlaki maliyeti nedir? Davul zurnayla ilan ettikleri, halay çekerek göbek atarak işlettikleri 28 Şubat sürecinin arkasında kim duruyor, kim sahipleniyor bugün?  Anasını, babasını, amcasını, dayısını, ebesini bulabilene aşk olsun. Affedersiniz ama 28 Şubat post modern darbesi tam bir ‘piç’ gibi ortada kalakaldı.

Dün neden öylesine sıradan bir gün gibiydi? Devlet ve iktidar sınıfları için laiklik-irtica, Atatürkçülük gibi hayati meselelerde en önemli sıçrama noktalarından biri olan 28 Şubat sürecine dair takvim yaprağından herhangi biri muamelesi yapıldı resmen. Hatırlanmaması, asla gündeme getirilmemesi, mümkün olduğunca hızlı ve kökten unutulması gereken bir uğursuz olay muamelesi yapılması için sanki ortak karar alınmış.

Kurutulmuş Güller Gibi Unutuldu

Ne Olympos dağında oturan tanrılar havasındaki generallerden ne de tanrılarına hizmet aşkıyla tutuşan yüksek yargı mensuplarından bir meydan okuma, tehdit veya kararlılık mesajı aldık. Ne ilerleme ve aydınlanmanın elçileri akademiden ne de devlet adına toplumu hizaya çekmenin, adam etmenin vasıtası medyadan sert bir mesaj alabildik. Ne askeri cuntanın kucağına oturup devrimci kadrolar yetiştirme heyecanıyla yanıp tutuşan sol-sosyalist örgütler ümit dolu söylemler yükseltebildi ne de TÜSİAD etrafında örgütlenen sermaye sınıfları eski rantiye düzenlerine kavuşabildi.

28 Şubat’ın temsil ettiği Kemalist devlet ve ideoloji ne Balyoz, Ergenekon, Cumhuriyet mitingleri, 27 Nisan muhtırasıyla ne de Gezi Parkı eylemleri, 17-25 Aralık operasyonları, 6-8 Ekim Kobani provokasyonuyla eski kudretli günlerine kavuşabildi. Bütün imkânları seferber ederek kamusal alandan kazımak istedikleri İslami değer ve semboller giderek baskıdan azade kılındı, normalleşti.

Azımsanamayacak kadar mesafe kat edildi. Lakin alınması gereken epeyce uzun mesafeler de yok değil. 28 Şubat’a karşı eğer başörtüsü yasağı, kat sayı zulmü, kesintisiz eğitim dayatması, üniversiteler başta olmak üzere kamu kurumlarındaki dayatmalar, askeri vesayet zorbalığı meselesi üzerinden bakarsak sorunlar geride kaldı diyebiliriz.

Medyanın psikolojik savaş operasyonları, sermaye sınıfının iktisadi hayatı istikrarsızlaştırma oyunları basbayağı güçten düştü. Hem AB ve ABD’nin hem de İsrail’in müstemleke muamelesi çekebileceği, ileri karakol vazifesi yükleyebileceği dönemler geride kaldı.

Sevindirecek, moral ve özgüven aşılayacak kazanımlarımız için elbette Allah’a şükretmek, katkısı olan, mücadele veren kişi ve kurumlarımızı da hayırla yâd etmek mecburiyetindeyiz. Elbette işledikleri suçlardan ötürü rezil ve zelil olan kişi ve kurumları da birer ibret olmaları için toplumsal hafızaya kazımalı, bu tip cürümlerin önünü almak üzere her türlü tedbiri de yürürlüğe koymalıyız.

Net olarak görmediğimiz, belki gündeme getirmeye çekindiğimiz veya giderilmesini mümkün görmediğimiz kimi sorunlarımızla kimler ilgilenecek, kimler görev üstlenecek? Mesela cezaevlerinde en ağır mahkûmiyetlere çarptırılmış kardeşlerimizle ilgili kapsamlı bir çalışma başlatılmalı değil mi? Çok önemli bir kısmı işkence altında alınmış ifadelere, yalancı şahitlere, medya operasyonlarına, ordu tarafından brifiglendirilmiş DGM savcı ve hâkimlerinin kanaatlerine dayanan ağır mahkûmiyet kararları çıktı bu süreçte. Ne bekleniyor, niye bekleniyor ve ne zamana kadar beklenecek?

İnsan mı Çıkar, Tabut mu?

İslami kimlik ve faaliyetlerinden ötürü haksız suçlama ve orantısız cezalara çarptırılan bu insanlar beton duvarlar arasında usul usul çürüsünler mi? Zaten birkaç sene daha beklense bu cezaevlerinden birer birer tabutları çıkacak kardeşlerimizin.

28 Şubat üzerine gerçekleştirilen etkinliklerde eksik kalan en önemli mesele cezaevleri ve Müslüman mahkûmlar meselesidir. Sadece kazanımlar üzerinden değerlendirecek olursak 28 Şubat’ı ve aktörlerini büyük oranda tarihe gömdük demektir. Lakin bu dönemde ne 28 Şubat darbecileri ne de onun ardılı Balyoz-Ergenekon sanıkları tutuklu kaldılar.

Darbecilerin, cunta kurup provokasyon tertipleyenlerin tamamı ‘kumpas’ gerekçesiyle salındı. Yetmedi üstüne bir de beraat ettirilip tazminat için yol açıldı. Çetin Doğan, Şener Eruygur, Doğu Perinçek, Veli Küçük, Mustafa Balbay, Sedat Peker, Engin Alan, Süha Tanyeri, Özden Örnek gibi isimlerin darbe için cunta-örgüt kurmadığına mahkemeler nasıl kanaat getirebildi? İyi de kumpas, Fethullahçı yapılanmanın tertibi ve oynanan dijital deliller sadece Ergenekon ve Balyoz için mi yaşandı?

Hatırlatmakta fayda var, Özgür-Der bir süredir “cezaevlerinde kardeşlerimiz var” diyerek bir dizi etkinlik düzenliyor. Bu hafta sonu da “28 Şubat mahkûmları için yeniden yargılamanın önü açılsın” talebiyle bir dizi eylem ve basın açıklaması yaptı Özgür-Der. Hem dernek temsilcileri hem de cezaevlerindeki mahkûm kardeşlerimizin avukat ve yakınları da katıldılar bu etkinliklere.

Konuya dair Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya’nın son derece önemli birkaç vurgusunu sizlerle de paylaşmak istiyorum: “28 Şubat darbe sürecinde hukuksuz yargılamalarla mağdur ve mahkûm edilen Müslümanlar cezaevlerinde tutuldukları müddetçe darbe defteri kapatılmış sayılamaz. Önceki gün Can Dündar ve Erdem Gül AYM müdahalesiyle serbest bırakıldılar. 3 aylık tutukluluk süresini özgürlüğe engel olarak yorumlayan AYM, 20 yılı aşkın bir süredir zindanlarda tutulan insanların maruz kaldığı zulme ses çıkarmıyor. 28 Şubat sürecinde yargı alanında yaşananları anlamak için yakın zamanda Tahşiye davası diye anılan hadise etrafında yaşananlara bakılabilir. 28 Şubat hukuksuzluğu Tahşiye davası örneğinde gördüğümüz hukuksuzluğun kat be kat büyütülmüş bir halidir. Giyotine dönüşen yargı mekanizması çeşitli İslami örgütlere mensup olmakla suçlanan şahıslara mesnetsiz, delilsiz ceza yağdırdı. Bu zulmün sürgit devam etmemesi için sorumluluk mevkiindeki herkesin adım atması hukuki, ahlaki ve vicdani bir zorunluluktur.”.

Yeni Akit

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim