1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Çevirinin Siyasallığı, Avrupalılaşmanın Kirpisi
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Çevirinin Siyasallığı, Avrupalılaşmanın Kirpisi

A+A-

Timour Muhidine adıyla ilk ne zaman karşılaştığımı düşününce aklıma Adam Öykü 15’de yayımlanan “Günümüz Türk Edebiyatında Kısa Anlatı”(Mart-Nisan 1998: 82-90) başlıklı yazı gelir. Timour Muhidine, Türk kısa öykü geleneğini dönemselleştirdiği bu yazısında daha sonra Fransızca’ya çevireceği hocası Nedim Gürsel üzerinde de durur. Gürsel'in "Boğazkesen" ve "Resimli Dünya" romanlarının Fransızca çevirmeni olarak Nedim Gürsel üzerine hazırlanan armağan kitapta yer alan yazısında, Gürsel başka türlerde yapıt verse bile vazgeçemeyeceği türün öykü olduğunu belirtir.

Karşılaştırmalı edebiyat alanında araştırmacı ve çevirmen olan Muhidine, Paris'te yaşıyor. Çağdaş Türk Edebiyatı ve göçmenlikten kaynaklanan yeni Avrupa Edebiyatı üzerinde çalışmaktadır. Yayımlanan kitapları: İstanbul Boğazın Düşleri-2001 (Alain Quella-Villeger ile birlikte), Prenses de la cite-2001, Türkçeden çeviri; Nedim Gürsel'in "Boğazkesen", "Resimli Dünya" adlı kitabı. Fransa'da Bleu Autour Yayınları tarafından çıkarılan 'Osmanlılar' kitabı Jules Gervais-Courtellement'ın fotoğraflarından oluşuyor.

TÜYAP Kitap Fuarı’na katılmak üzere 2001 yılında İstanbul’a konuk olarak da gelen Timour Muhidine Fransa’da yıllardır Türk edebiyatını kendine zevk ve iş edinmiş biri.  Bir başka deyişle son zamanlarda ortaya çıkan yeni bir akademisyen tipine de işaret ediyor: Bir başka dilin edebiyatında o dilde düşünen ve yazanlar kadar ilgili olan bir tip bu. Belki önceden de vardı bu tip akademisyenler. Ama şimdikilerin bir farkı var kanımca: Eskiler genel hatları ile başka bir dildeki edebiyatı inceleme nesnesi ediniyorlardı. Bu yeni tip ise daha ayrıntılı konulara da değiniyor. İşte bu temel farktan dolayı Timour Muhidine Fransız okurun dışında, artık Türkiye’de de edebiyat dünyasında kendisine yer yapmış. Paris’teki Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Enstitüsü’nde (İnalco) Türk dili edebiyatı öğretim görevlisi olmasının yanında çevirileri ile de dikkat çeken bir isim. Ama özellikle seksenlerin ortasından itibaren çok fazla kitap yayımlanmasından dolayı bu takip işinin epeyce zorlaştığının da farkında.

Kitaplık dergisinde yayımlanan söyleşisinden bu farkındalıkla alakalı olarak şunları okuma imkanı buluruz: “Son zamanlarda (. . . )çok kitap çıkıyor Türkiye’de. Belki 30’la 80 arası takip edilebiliyordu. O zamanlar bilinen sükse yapan yazarların şairlerin kitapları defalarca basıldı. Bu da izlemeyi kolaylaştırıyordu. Ben kendi açımdan 1985’ten itibaren çıkan kitapların fazlalığından dolayı bir takip sorunu yaşandığını söyleyebilirim. Hele son zamanlarda takip etmek özellikle Türkiye dışından çok zor. Ne kadar gayret etsem de hepsini okuyabilmeme olanak olmuyor. Mutlaka okuyamadıklarım arasında da çok seveceğim kitaplar vardır. Ben daha çok bana uygunluğunu bildiğim, çalıştığım, ne bileyim dikkatimi çeken yayınevlerinin çıkardığı kitapları izliyorum genelde. Ve doğal olarak tercih ettiğim yazarlar da var.”

Aslında kültürel olarak Türkçe’ye çok uzak bir isim değil Timour Muhidine.  Gazeteci Suriyeli bir baba, Fransız bir anneden 1959’da Kuveyt’te dünyaya gelen Timour’un kökleri Osmanlı’ya uzanıyor; dedesi Osmanlı ordusu tarafından Suriye’ye gönderilen bir subay.(Bu melezlik itibariyle pek çok isme benzetilebilir örneğin Jamal Mahcoub)

Ona Timour ismini veren de dedesi. Babasını kaybedince dört yaşında annesiyle Fransa’ya yerleşiyorlar ve Lille Üniversite’sinde İngiliz dili ve edebiyatı okuyor. O günden bu güne İngilizce öğretmenliği mesleği. Almanca bir başka bildiği dil. Zamanla Türkçe’yi de öğrenen Timour Muhidine. Edebi çeviri bakımından ağırlıklı olarak merkezin yazarlarını Fransızca’ya çeviren Muhidine’in bu yönü Tahsin Yücel’in Bıyık Söylencesi ve Gökdelen’in Fransa’da yayınlanması konusunda daha da açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Türkçe’den bir kitabı ya da bir yazarı çevirirken konunun Fransız okurunun ilgisini çekebilecek düzeyde olması gerektiğini ifade ediyor. Tek tip bir okur olmadığı bundan dolayı da Fransız okuru ifadesinin de oldukça genel ve sığ olduğu söylenebilir. Bunun üzerine bir de Tahsin Yücel eklenince stil bakımından değil ama konu bakımından oldukça sıkıntılı durumların ortaya çıkması kaçınılmazlaşıyor. Örneğin Tahsin Yücel’in Golyan Devrimi ’nin çevrildiğini düşündüğümüzde seçilen yazar ve eserin ideolojisinden söz etmenin yazarın yazarlık biçiminden,  niteliğinden daha öncelikli olduğunu kolaylıkla ifade edebiliriz. Sözgelimi aynı durum Türkçe’den Arapça’ya çevrilen eserler içinde geçerlidir. Arapça’ya çevrilen yazarların ağırlıklı olarak sol Kemalist olmasının bir yandan evrensel sol kültürel dayanışma ve lobicilikle ilişkisi kurulabilir diğer yandan bununla ilişkili olarak edebiyatı ve çevirisini salt yazınsal değerler içinde açıklamaktan çok siyasal önermeler ışığında anlamaya dönük temel bir yönelimin olduğu da ortadadır. Benzer durum Haşim Hüsrevşahi editörlüğünde Kapı yayınları’ndan çıkan İran edebiyatı ürünleri için de geçerlidir.  Bir edebiyat insanı olarak çevirmenin bütün etkilerden bağımsız duruşu mümkün değildir; dolayısıyla kültürel olanın başka bir dilde varlık kazanmasında kültürellik kadar siyasallığın da etkili olduğuna ilişkin en somut örnek olarak Timour Muhidine’in yaptığı çeviriler anılabilir.

Yaşamayan edebiyatçılardan Tanpınar hakkında söyledikleri de önemlidir Timour Muhidine’in. Onun edebi kimliğini oluşturan muhafazakarlığın Avrupalılaşmaya dönük olduğunu da anlatır bu sözler: “Tanpınar’ı övmek ve bendeki yerini anlatmak sayfalar ve günler alabilir aslında. 1925 ile 1940 arasında Avrupa’da romanda bir kurgu dönemi var. Avrupa’daki bu dönemin bu yeniliğin Türkiye’deki temsilcisi Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Bir başka örnek, Fransa’da Proust, Almanya’da Thomas Mann, İngiltere’de Virginia Woolf’un karşılığıdır kendisi Türkiye’de. Tanpınar’la Türk edebiyatı Avrupalılaşmıştır. O dönem maalesef bu anlaşılamadı. Asıl değeri 90’lı yıllarda anlaşıldı. Fransa’da kısa süre önce yayımlanan Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabının üzerine çalışmam uzun zaman aldı. Ve değdi.”Bu yargılar tartışılabilir. Tümüne katılınmayabilir. Öte yandan Frederic Jameson’un Modernizm İdeolojisi adlı derlemedeki “Belirli bir edebi biçimin varlığı daima, söz konusu toplumsal gelişme ânındaki belli bir deneyim olanağını yansıtır,” sözünü hâlâ genel geçer alma şansımız olduğuna göre, değişen dönemler içinde Tanpınar’ın edebiyatı da bulunduğu yerden alıp başka bir yere koymasının doğallığı hemen öngörülebilir.

Tabii Tanpınar’la alakalı bir başka yön daha var burada: Sağlığında eserleri bir türlü ilgi görmeyen Tanpınar’a dönük ilginin esas olarak seksen sonrasında birden yükselişe geçmesinin sebepleri arasında çeşitli nedenler sayılabilir. Bu nedenlere ilişkin nihai yargı ne olursa olsun mutlaka o uçları yakaladığımız her yerde Timour Muhidine’in saptaması gelecektir gözümüzün önüne: “Tanpınar’la Türk edebiyatı Avrupalılaşmıştır.” Biçimsel bakımdan bunun ayrıca ele alınması edebi yönelimin niteliği bakımından alkışlanabilir. Ama burada biçimden ziyade bir zihniyet haline odaklanıldığında durum farklılaşır. Tanpınar’dan ne anlaşılması gerektiğini tam anlamıyla çözememiş olan edebiyat dünyamız için bu yön -toplumsal muhalif söyleminde kaydığı kaygan bir isim olması(Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında) nedeniyle de - ısrarla vurgulanmalı. Kanımca eleştiri önce edebiyatçının kendi varlığını yani zihniyetini anlamlandırmak zorunda ki, onun yapıtını ve yaşamına anlam verebilmeli.

YAZIYA YORUM KAT