Cepler: İşlevsizleşen Can Damarı

08.02.2009 20:24

Asım Öz

Uzun zamandır cebin ölümü üzerine bir şeyler yazmak istiyordum. Özellikle elin uzantısı olarak ortaya çıkan ve git gide yaygınlık kazanan en küçüğünden en büyüğüne çantalar cebin ölümümün başat nedenleri arasında ilk akla gelen etken sanırım. Pantolonlarda kısmen de olsa yaşamını sürdüren cepler artık gömleklerde sadece bir aksesuar olarak yer almakta. Bu noktada okuduğum bir eski bir yeni şiirden başlamanın uygun olacağını düşünüyorum. İlki Gökhan Akçiçek’in Marmara depreminde bir çocuğun ölümüyle ilgili yazmış olduğu Ömrü Cebinde Çocuk şiirinde görülen “yağmurlarla yıkanmış bir orman” tasviri çocuğun ceplerinden çıkabilecek bütün imgeleri içermektedir.

“Ne çıkar

         Ölü bir çocuğun ceplerinden

         Yağmurlarla yıkanmış

         Bir orman belki”

İkinci şiir ise İkindi Yağmuru dergisinin Ocak Şubat 2009 tarihli 18.sayısında yer alan Sedat Umran’ın Cepler adlı şiiri.

  Paranın kalbi ceplerde atar.

Paranın şakırtısıyla avunur astar

Pamuk eller bir türlü girmez cebe

Ya değersem diye çekinir; akrebe

Kimse bilmez ne var, ne yok cepte

Bulamaz içe dönük yaşamasına sebep de

Cepler elbisenin can damarıdır

Kimse tanımaz onu, en büyük sır…”

Paranın kalbi artık ceplerde atmıyor. Para da kredi kartları ve kasalar içinde dönenip duran bir hayal gibi artık. Gerçi son YTL ve TL uygulamaları ceplerde para şakırtısını tekrar duyulur kıldı ama ceplerin astarının eskisi kadar dayanıklı olmaması ceplerin bir iki hafta içinde delinmesini ve tekrar o eski sessizliğe gömülmesini de beraberinde getirdi. Hayatımızı kolaylaştırdığı, mutlu olmamızı sağladığı iddia edilen elektronik, manyetik ya da plastik araç gereçler, sömürünün hızla yayılarak küreselleşmesinden başka bir işe hizmet etmiyor aslında. Bireyleri mutlu ettiği ise sadece bir martaval. Altay Öktem’in ifadesiyle kredi kartı ya da cep telefonu Şeytan aletidir belki de.  Cep demişken bir türlü yaygınlaşamayan cep kitaplarını da unutmamak lazım tabii. Sevengül Sönmez'in emek ürünü kimi çalışmaları, ülkemizde cep kitaplarının tarihçesi kadar, bu yöndeki kavrayışın gelişimi konusuna da açıklık getiriyor. Sözgelimi Sönmez, "(Elli) Beşi Bir Yerde..." başlıklı yazısında, Sabiha-Zekeriya Sertel çiftinin, Tan gazetesi aracılığıyla 1938'de başlattığı "Cep Kitapları Serisi"ni örneklerken şu yargıyı dile getiriyor: "Cep Kitapları Serisi içinde yayımlanan kitapların edebi değerleri açıkça ortadadır." Günümüz modern insanı, telefondan ötürü "cep"le yakın, yoğun ilişki içinde, buna dizüstü bilgisayar, buradan kalkılarak cep bilgisayarı eklendiğinde günümüz bireyinin tam bir portresine de ulaşabiliyoruz: Tek başına dünyanın tüm iletişim ağının orta yerinde bir yalnız âdem... Ama cep ilişkilenişine, bir "cep" olgusu daha eklediğinde en azından bir umut doğuyor görünüşte, çünkü yalnızlığını giderme konusunda somut dayanak çıkıyor insanın önüne. Demek ki birey, dış yaşama katılırken bundan böyle cebine üç gerecini alarak çıkacak evinden; cep telefonunu, cep bilgisayarını, sonra da evet, cep kitabını... Benim okumalarımdan anımsadığım kadarıyla 1950'li yıllarda İstanbul'da yayımlanan Varlık ve Yeditepe dergileri ile Ankara'da yayımlanan Seçilmiş Hikâyeler ve Dost dergileri, cep kitaplarının yayımında öncülük eden organlar olmuşlardır. Tabii buna halk dindarlığının yansıması olan küçük ilahi kitapları, dua kitapları, cevşen, tesbihat gibi kitaplar toplamını da eklemek gerek.

İnsanlar birbirine, cep telefonlarını unutmamalarını anımsatıyor, "Cebini almayı unutma", "Cebini açık tut," uyarılarıyla birlikte... Ben de bu söyleyişe katılarak "Cep kitabınızı almayı unutmayın sakın!" diyeceğim size. Ama pek cep kitabı da yok. Ama olsun cebin yerine geçen büyük cep çantalara sığmayacak kitap da yok.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim