1. HABERLER

  2. HABER

  3. Çelik: Bu Yeni Bir 367 Krizi Üretme Arayışı
Çelik: Bu Yeni Bir 367 Krizi Üretme Arayışı

Çelik: Bu Yeni Bir 367 Krizi Üretme Arayışı

Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde istifa etmesi gerektiği yönündeki iddiaların CHP projesi olduğunun anlaşıldığını belirterek, "Bu yeni bir 367 krizi üretme arayışıdır" dedi.

A+A-

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde istifa etmesi gerektiği yönündeki iddiaların CHP projesi olduğunun anlaşıldığını belirterek, "Bu CHP projesi şunu gösteriyor, bu yeni bir 367 krizi üretme arayışıdır. Bu ortaya konulan 'istifa etmeli' sözü de bir bakıma bu çatı süreciyle başlayan siyasetsizleşmenin, siyasi iflas sürecinin artık doruk noktası olarak değerlendirilmelidir" dedi.

Çelik, AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için Kuleli Sokak'ta hazırlanan seçim koordinasyon merkezinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

Seçim kampanya süreci hakkında bilgi veren Çelik, koordinasyon merkezinin Başbakan Erdoğan tarafından da kullanılacağını belirtti.

Temel bir strateji ekibinin merkeze yerleştiğini, çalışmalarını buradan yürüteceğini anlatan Çelik, strateji ekibinin sonuçlanana kadar seçimin bütün detaylarını, boyutlarını analiz etmekle görevli olduğunu vurguladı.

Strateji birimine bağlı çalışacak kampanya biriminin, doğrudan seçim kampanyasıyla ilgili kullanacak sloganlar, temalar, öne çıkarılacak mesajları yöneteceğini belirten Çelik, medya ve iletişim biriminin de çok yoğun çalışacağını aktardı.

Halkın ilk defa cumhurbaşkanı seçeceği için yönetilmesi gereken çok alan bulunduğuna işaret eden Çelik, tüm bunların birimler tarafından yönetileceğini belirtti. 

Koordinasyon Merkezi'nde ayrıca 11 Temmuz'da açıklancak "Vizyon Belgesi" ile ilgili çalışan bir ekip bulunduğunu, mitingleri planlayacak bir ekibin de bir kata yerleştiğine değinen Çelik, "En az 7-8 ekip bu strateji ekibine bağlı olarak çalışmalarını sürdürecek ve sürdürüyor" dedi.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra hafta sonu iki mitingle illeri ziyaret etmiş olacağını hatırlatarak, resmi kampanyanın "Vizyon Belgesi"nin açıklanacağı 11 Temmuz'da başlayacağını ifade etti. 

Bakan Çelik, "Vizyon Belgesi"nin içeriğiyle ilgili sorulara da şu yanıtı verdi: 

"Sayın Başbakanımız, cumhurbaşkanı adayı olarak bir siyasi sürekliliğin içerisinden bu noktaya geldi. Şimdiye kadar bütün bu yapılmış faaliyetler, üretilmiş hizmetler, oluşturulmuş bir siyasi paradigma, bütün bunlar bu sürekliliğin içerisinden nasıl bir Türkiye'ye destek vereceği, nasıl bir Türkiye'nin oluşmasını 2023'e doğru arzu ettiği, bununla ilgili hangi stratejileri öne çıkaracağı, hangi politikaları destekleyeceği, şimdiye kadar yapılmış ve toplumumuz tarafından büyük kazanım olarak görülen hizmetlerin ve siyasi paradigma değişikliklerinin bundan sonrasında kendisi tarafından nasıl bir vizyonla takip edileceği, bunların sonuca ulaşması için nasıl bir irade koyulacağıyla ilgili çok kapsamlı bir belge olacak. Bu, bir bakıma Türkiye'nin 11-12 yılda yaşadığı siyasi değişimin, süreklililğin içinden gelen ama bir cumhurbaşkanı adayı olarak bundan sonrasında 2023'e doğru giderken ortaya nasıl bir irade koyacağıyla ilgili hemen hemen Türkiye'nin bütün meselelerine değinen bir belge olacak."       

"Bunun arkasında bir hikaye var"

Çelik, "Başbakan Erdoğan'ın seçimde kullanacağı logoyla verilmek istenen mesajın" sorulması üzerine, basında bununla ilgili güzel yorumlar çıktığını belirterek, şunları söyledi:

"Güneşin doğuşundan, yol teması üzerinden bütün Türkiye'nin kucaklanmasına kadar. Bunun hakikaten arkasında bir hikaye var. Bu logo üzerine çalışan arkadaşlarımız, 'bu hikayeyi bize tek bir cümleyle anlatın' dediğimizde, onların anlattığı şey şu oldu, 'Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece.' Hem oradaki güneş teması, renklerin seçimi, oradaki akışkanlık. Bizim bu aslında vizyon belgesiyle anlatmak istediğimiz, kampanyayla seçim sonucuna varıncaya kadar anlatacaklarımızı bir bakıma tek bir logoyla anlatma anlamına geldi."

"Başbakan Erdoğan'ın büyükşehirler haricindeki iller için programı olacak mı" sorusuna karşılık Çelik, Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı adayı olarak yoğun şekilde vatandaşlarla buluşacağını söyledi. 

Erdoğan'ın, bu vizyonu iller düzeyinde de paylaşacağını anlatan Çelik, "Milletimiz takdir ederse, teveccüh gösterirse, kendilerini cumhurbaşkanlığı makamına getirirlerse o makamda Türkiye'nin büyük meselelerini nasıl takip edeceğini bizzat vatandaşlarımızın ayağına giderek, vatandaşla, milletle kurduğu organik bağ çerçevesinde anlatacak" diye konuştu.

"Yeni bir 367 krizi üretme arayışıdır"

Çelik, "Muhalefetin, 'Başbakan Erdoğan'ın, cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde istifa etmesi gerektiğine' ilişkin iddialarının" sorulması üzerine, "Bunun yasal bir dayanağı yok ama buradaki siyasal iflas daha dikkati çekici" değerlendirmesinde bulundu.

Dünyanın pek çok yerinde başkanlar, başbakanların seçime gittiğini ancak hiçbirinin görevinden istifa etmediğini dile getiren Çelik, hem görevlerini hem de seçim kampanyasını yürüttüklerini belirtti.

Ancak bunun arka planının okunması gerektiğine değinen Çelik, şöyle konuştu:

"Tıpkı çatı meselesinde olduğu gibi bunun da bir CHP projesi olduğu anlaşılıyor. Bu CHP projesi şunu gösteriyor, bu yeni bir 367 krizi üretme arayışıdır. Maalesef bizim en büyük sorunumuz, normal bir siyasi sistemde, normal bir siyasi algı içinde anamuhalefet partisi kendisini iktidar adayı olarak görür ve bir bakıma gölge kabineler kurar, iktidara her an hazır gibi politikalar üretir. Fakat bizim ana muhalefet partimiz, ebediyen muhalefette kalmak üzere kurgulanmış ve tek yapmaya çalıştığı şey iktidara tuzak kurmak şeklinde. Bunu zaman zaman en meşru yasaları, en meşru düzenlemeleri sık sık Anayasa Mahkemesine götürmek şeklinde yapar. Zaman zaman bu 367 krizine destek verir. Zaman zaman Türkiye'de oluşmuş postmodern darbelere destek verir. Fakat burada hepimizin dikkatini çekmesi gereken şey şudur, bir ana muhalefet partisi aslında Türkiye'de demokrasinin genişlemesi için pek çok projeye imza atmalıydı. Türkiye'de bu politikaların sağlıklı oluşması için pek çok projeye imza atmalıydı. Bizim ana muhalefet partimizin maalesef Türkiye'de siyasi sistemi sakatlamak, Türkiye'de siyasi sistemi krize sokmak konusunda o kadar doğurgan bir proje üretimi var ki doğrusu bu bir siyasi organizasyon olmaktan çıkıyor artık."

"Bu ortaya konulan 'İstifa etmeli' sözü de bir bakıma bu çatı süreciyle başlayan siyasetsizleşmenin, siyasi iflas sürecinin artık doruk noktası olarak değerlendirilmelidir" ifadesini kullanan Çelik, "Baştan aşağı boş, hiçbir anlam ifade etmeyen bir tartışma. Tabii eski Türkiye olsaydı o 367 krizinde olduğu gibi, daha daha 28 Şubat'ta olduğu gibi birtakım bürokratik mekanizmaları ya da siyaset dışı odakları alarak böyle bir tartışma üzerinden CHP yine siyasi sistemi krize sokacak bir sonuca ulaşabilirdi ama artık o dönem geçti. Demokrasimiz konsolide oldu" dedi.

Halkın sandığa giderek iradesini göstereceğini vurgulayan Çelik, "Şunu da unutmamak gerekir ki bu aslında CHP tarafından bizim anlatmak istediğimizden çok daha öte bir mesajın halka net şekilde verilmesidir. CHP bir kere daha demokratik yollarla ve makul bir siyasi rekabet içerisinde bir seçim yürütmek istemediğini, siyasi sistemi sakatlamak, krize sokmak üzere teşebbüslere hazır olduğunu bir kez daha göstermiş oldu" değerlendirmesinde bulundu.

"Kendi kendini feshetmektir"

Çelik, "Ekmeleddin İhsanoğlu'nun çatı adaylığına" ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:

"Bence burada aday meselesi ikinci planda. Birinci mesele çatı projesidir. O çatı projesinin içerisinde de CHP'nin Türk siyasi hayatında her zaman olduğu gibi normal siyasi rekabet süreçlerini başka şekillere sokmaya çalışan iradesi var. Burada makul olan şuydu. Birisi 'Sosyal demokrat partiyim' diyor, diğeri 'Milliyetçi partiyim' diyor. Dolayısıyla sosyal demokrat ideolojiyle, fikriyatla, milliyetçi ideoloji ve fikriyat birbiriyle bağdaşmaz. Bunların her birinin kendi fikriyatlarına uygun adaylar çıkarması gerekirdi. Toplumun önüne bu fikriyatı temsil edecek, toplumun geleceğini nasıl şekillendireceklerini, bugünü nasıl gördüklerini ifade eden adaylarla çıkmaları ve kampanyaları bu şekilde yürütmeleri gerekiyordu. Onun yerine her biri kendi siyasi pozisyonundan ve siyasi var oluşundan vazgeçerek bir çatıda birleşme şeklinde aslında siyasetin doğasına aykırı bir tutum sergilemiş oldular. Büyük siyasi meselelerde belli bir noktada buluşma şeklinde bir uzlaşma siyasette, siyaset biliminde vardır. Ama bu şekilde kendi var oluşlarından, kendi siyasi fikriyatlarından, kendi siyasi partilerinin ontolojilerinden vazgeçerek bir çatı uydurma şeklinde bir uzlaşma yoktur. Bu kendi kendini feshetmektir." 

"CHP'nin böyle bir organizasyona girmesini anlıyoruz. Çünkü CHP kendisini hiçbir zaman bir siyasi varlık ve organizasyon olarak görmedi. O daha çok devlet bürokrasisini temsil eden bir siyasi organizasyon olarak gördü. Dolayısıyla devlet bürokrasisi adına statükonun partisi olarak kendisini konumlandırdı" diyen Çelik, "Ama burada dikkati çekici olan MHP'nin kendi tabanına hiç danışmaksızın bu projeye dahil olmasıdır, Genel Başkanlarının verdiği kararla. Halbuki bunun MHP tabanına da sorulması gerekirdi" ifadesini kullandı.

Dolayısıyla bu meseleyi konuşurken siyasal dinamiklere bakılması gerektiğine dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

"Adayın kendisi bence ikincil planda. Buradaki şey, CHP merkezli çatı üretme faaliyetinin aslında bir tür siyaset açısından, siyasi partilerin kendini feshetmeye imza atması olarak değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'de hala CHP'nin bir sol parti ya da bir sosyal demokrat parti olduğunu düşünenler açısından da aslında bunun ne kadar boş bir hayal olduğunu gösteren bir şeydir. İkincisi CHP'nin ulusal birliği, laiklik, demokrasi, hukuk devleti gibi temel değerleri temsil ettiğini düşünenler açısından da burada bir mesaj var. O da şöyle bir mesaj, normalde bunu gidip halka anlatması ve bir siyasi rekabet içerisinde kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı sürecinde ortaya çıkması gerekirdi. Bunun yerine en son 'Başbakan bu süreçte istifa etmeli' şeklindeki boş bir iddiayla ortaya çıkması gibi hala CHP, Türkiye'nin geleceğini, ulusal birliğini, milli bütünlüğünü, refahını, demokraside, demokrasinin kazanımlarında değil demokrasiyi sakatlayacak ve krize sokacak uygulamalarda gördüğünü göstermiş oldu." 

HABERE YORUM KAT