Çek Cumhuriyeti Üzerine Sosyolojik Anekdotlar

26.12.2008 18:55

İbrahim Sediyani

8 – 9 Mayıs 2008 günleri gerçekleştirdiğimiz ve “Doğu ile Batı Arasında Sınırlar Kalkınca” adıyla kaleme aldığımız 5 bölümlük yazıda sizlere eski bir Doğu Bloku ülkesi olan Çek Cumhuriyeti’ni gezdirmiştik. Gezdiğimiz ülkeye ait güzellikleri sizlerle paylaşırken, bunları yalnızca yazıya dökmekle yetinmemiş, bu güzellikleri resimleyip, çektiğimiz fotoğrafları da ilginize sunmuştuk.

Bu yazımızda, Avrupa kıt’âsının tam ortasına yer alan ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa arasında bulunan Çekistan’ı genel hatlarıyla tanıtmaya çalışacağız:

- Avrupa kıt’âsında bulunan Çek Cumhuriyeti, Doğu Avrupa bölgesindedir. 78 bin 864 km² büyüklüğündeki ülkenin nüfûsu 10 milyon 403 bin 100’dür. Dili Çekçe, başkenti Prag (Çekçe: Praha)’dır. Bazı bölgelerinde Slovakça ve Almanca da konuşulur. Para birimi “Kron”, uluslararası trafik plaka remzi “CZ”dir. Millî sloganları ise “Pravda Vítĕzí” (Hakikat Kazanır)’dır.

- Denize kıyısı olmayan Çek Cumhuriyeti’nin sadece 4 komşusu vardır. Bunlar batıda Almanya, kuzeyde Polonya, güneyde Avusturya ve doğuda “boşandığı eski eşi” Slovakya.

- Çekistan coğrafyası, etrafı ince ve kalem gibi sıradağlarla çevrilmiş bir coğrafyadır ve ülke sınırları adeta bu dağlarla çizilmiş gibidir. Öyle ki, sınırların belirtilmediği coğrafî bir haritada bile, ülkenin Slovakya’yla olan doğu sınırı hariç, bütün sınırlarını rahatlıkla belirleyebilirsiniz. Ülkenin güneybatısı Šumava Ormanları, kuzeybatısı Krušné hory Sıradağları, kuzeyi Sudety Sıradağları, güneyi ise Šumava Sıradağları ile çevrilidir. Bu haliyle ülke, adeta bir çukurun içindedir veya etrafı kapalı bir kutu gibidir. Hatta bu yüzden, meselâ Avusturyalılar arabayla Çek’e gidecekleri zaman “Ich fahre nach Tschechien hinüber” (Ben Çekistan’a gidiyorum) demezler, “Ich fahre nach Tschechien hinein” (Ben Çekistan’ın içine gidiyorum) derler.

- Çek Cumhuriyeti, iki ayrı coğrafyadan müteşekkil bir ülkedir. Doğusu “Morava” (Moravya), batısı ise “Čechy” (Bohemya) topraklarıdır. Bizim gezdiğimiz topraklar Bohemya coğrafyası olup, ülkenin başkenti olan Praha (Prag) da bu coğrafyanın bir şehridir. Aslında, ülkeye adını veren ve “Çek” anlamına gelen “Česko” veya “Česká” sözcüğü, yalnızca “Čechy” (Bohemya) topraklarını belirtmek için kullanılan bir isimdir. İşte bu yüzden ülkenin doğusundaki “Morava” (Moravya) coğrafyasında yaşayanlar “Çek” isminin bütün ülkeyi kapsayan ve “üst kimlik” olarak kabul edilecek bir isim olmadığını söyleyip bu isme yıllarca karşı çıkmışlardır. Bohemya ve Moravya bölgelerinde yaşayanlar aynı etnik kökenden ve aynı dili konuşan insanlar oldukları halde, sadece bir bölge için kullanılan ismin her iki bölgeyi de içine alan tüm ülke için kullanılması rahatsızlık sebebi olmuştur. Ülkenin “Česká” (Çekistan, Çekya, Bohemya) ismine karşı çıkan Moravyalılar kendi önerileri olan “Českomoravsko” (Bohemya ve Moravya) ismini ortaya atmışlar ama bu kabul görmemiştir. Bu tartışmalardan cesaret alan ve Polonya sınırı yakınlarında yaşayan Şilezyalılar da “Čechy, Morava a Slezsko” (Bohemya, Moravya ve Şilezya) ismini telaffuz etmişler ancak sesleri gür çıkmamıştır.

- Çekler’in ataları 5. yy’da Karadeniz ve Karpat Dağları’ndan kalkarak Orta Avrupa’ya göç etmiş olan Slavlar’dır. Bunlar 8. yy’da bölgede Büyük Moravya Prensliği’ni kurmuşlardı. Çek kökenli I. Bořivoj 874 tarihinde Hristiyanlık’ı kabul ederek Büyük Moravya Prensliği’nden bağımsızlığını elde etti ve ilk Bohemya devleti bu şekilde ortaya çıktı.

- Bu topraklar, I. Dünya Savaşı (1914 – 18)’na kadar Avusturya – Macaristan İmparatorluğu sınırları içindeydi. Savaş sonunda 1918 yılında imparatorluk yıkılınca, bu büyük devletin bakiyesi olan beş coğrafya, Bohemya, Moravya, Slovakya, Şilezya ve Karpat Rutenya adlı coğrafyalar birleşerek 28 Ekim 1918’de “Československo” (Çekoslovakya) adıyla yeni bir ülke kurdular. Ülke, II. Dünya Savaşı (1939 – 45) sırasında Nazi Almanyası tarafından işgal edildi. 1945 – 90 arası komünist blokta kalan ülke, Komünizm’in yıkılmasından sonra 1 Ocak 1993’te “Česká” (Çekistan, Çekya) ve “Slovensko” (Slovakya) olarak ikiye ayrıldı. Bu ayrılma sonucunda Slovakya tarafı “yepyeni bir ülke” olarak dünya haritasında yerini alırken Çekoslovakya’nın tüm hakları Çek Cumhuriyeti’ne geçti, o devletin devamı olarak Çek tarafı görüldü.

- Çekoslovakya’nın 1 Ocak 1993’te ikiye bölünmesi ve Çekler ile Slovaklar’ın biribirinden ayrılması hiçbir çekişme ve savaş olmadan, tek bir kurşun bile sıkılmadan gerçekleşti. Bu bölünme, “dünyada hiçbir sorun yaşanmadan ve tek bir kurşun atılmadan ortaya çıkan tek ülke bölünmesi”dir. Çek ve Slovak tarafları bir araya gelip konuştular ve bir gecede anlaşıp medenî bir şekilde ayrılma kararı aldılar. Bunun dünya tarihinde başka bir örneği yoktur. Dünyanın diğer yerlerinde ayrılıkçı hareketlerin amaçlarına ulaşmak için ne tür silâhlı mücadeleler verdikleri ve bu silâhlı kalkışmaların nasıl kanlı ve acımasız bir şekilde bastırıldığı hepimizin mâlumudur. Çekler ve Solavaklar bu konuda öyle medenî bir davranış ortaya koydular ki bunun hakikaten tarihte ikinci bir örneği yoktur. Öyle ki bu davranış siyasî literatüre yeni bir söylem kazandırdı ve buna “Çekoslovakya Tipi Bölünme Modeli” denmektedir. Ayrıca birlikte oldukları 45 yıl boyunca da aralarında hiçbir sorun yaşanmamıştı. Halbuki “zorakî” bir araya gelmişlerdi. Çek ve Slovak birlikteliği ve ayrılığı, tıpkı şöyle bir evliliğe benzemektedir: Bir kızı ve erkeği zorla evlendirin, rızaları olmadan. Fakat buna rağmen, yani gönülsüzce evlendikleri halde yıllarca mutlu yaşıyorlar, aralarında hiçbir sorun yaşanmıyor, hiçbir kavga ve anlaşmazlık olmuyor. Üstelik, o aileyi karıştırmak, onları biribirlerine karşı kışkırtmak için dışarıdan bir sürü müdahaleler olduğu halde. Gerek kadının ailesi ve çevresi olsun, gerekse erkeğin ailesi ve çevresi hep fitne ve fesatlık tohumları ekecek kışkırtmalarda ve müdahalelerde bulundukları, o ev sürekli dış müdahalelere maruz kaldığı halde yine de karı – koca gül gibi geçiniyorlar, biribirlerine karşı düşmanlık beslemiyorlar. Ve gün geliyor ayrılıyorlar; ama yine aynı şekilde medenîce, kavga etmeden, kimse kimseyi rencide etmeden. Bu durum, aslında bu coğrafyanın insanlarının ne kadar uysal ve barışçı insanlar olduklarını da gösterir ki hakikaten böyledirler. Ben Almanya’da değişik iş kollarında Çekler’le birlikte çalıştım, yıllarca Çekler’le aynı ortamı paylaştım. Bugüne kadar bir kez bile olsun bir Çek’in biriyle kavga ettiğine veya tartıştığına şâhid olmadım. Oldukça barışçı ve dost insanlardırlar. Kavga ettiklerini göremezsiniz. Anlayacağınız, bir önceki gezimizin sonunda bahsettiğimiz İtalyanlar’la tamamen zıt bir karaktere sahiptirler. Bir İtalyan’la aynı işyerinde birlikte çalışın, üçüncü gün kavga edersiniz.

- 1 Ocak 1993’teki bölünmeden sonra Çek Cumhuriyeti 12 Mart 1999 tarihinde NATO’ya, 1 Mayıs 2004 tarihinde de AB’ye katıldı.

- Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Eski Bakanı Madeleine Korbel Albright, Çek kökenlidir ve Çekoslovakya’nın 1993’te bölünüp Çek Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Çekler O’nu atayurduna geri dönmeye çağırdılar ve “Gel buraya yerleş, bizim cumhurbaşkanımız ol” teklifinde bulundular. Oldukça duygulanmasına rağmen Albright Çekler’in cumhurbaşkanlığı teklifini reddetti. (15 Mayıs 1937 tarihinde Çek’in başkenti Prag’da doğan Madeleine Albright’in gerçek ismi Marie Jana Korbelová olup Çekçe, İngilizce, Fransızca, Rusça, Lehçe ve Sırpça bilmektedir)

- Çek Cumhuriyeti’nin ezici çoğunluğu (% 90, 4) Çek’tir. Slovaklar ise sadece % 1, 9’luk bir kesimi oluştururlar. Ülkenin özellikle AB üyesi olduğu 2004’ten sonra göçmen sayısında iki kat bir artış oldu. Sayıları 410 bin civarında olan yabancı kökenliler toplam nüfûsun % 3, 9’luk bir bölümünü oluştururlar. Yabancı uyruklular arasında ilk sırayı Ukraynalılar (% 1, 21), ikinci sırayı Slovakyalılar (% 0, 67), üçüncü sırayı Vietnamlılar (% 0, 54), dördüncü sırayı Rusyalılar (% 0, 24), beşinci sırayı Polonyalılar (% 0, 2) ve altıncı sırayı Almanyalılar (% 0, 17) almaktadır. 10 milyonluk Çek ülkesinde halkın dörtte üçü kentlerde otururken, dörtte biri de kırsal kesimde yaşar. Kentli bir toplumdur. Ortalama yaşam süresi erkeklerde 72 yıl, kadınlarda ise 79 yıldır. 15 yaşaltı nüfûs % 15, 4, 65 yaşüstü nüfûs ise % 14 rakamındadır. Doğum oranı düşüktür, kadın başına 1, 28 bebek düşer. Halkın büyük kesimi ev sahibidir, nüfûsun % 23’ü kirada oturur.

- Çek Cumhuriyeti, AB üyesi ülkeler arasında Estonya’dan sonra en büyük ateist nüfûsu barındıran ülkedir. Halkın yarısından fazlası (% 59) ateisttir, Allâh’a inanmamaktadır. % 26, 8’lik bir kesim Hristiyan – Katolik, % 2, 3’lik küçük bir kesim de Hristiyan – Protestan’dır. Bunun haricinde % 3, 2’lik bir bölüm de başka dînlere mensuptur. Çek Cumhuriyeti’nde 7 bin Budist, 5 bin Yahudî ve 3 bin 700 Müslüman yaşar.

- En büyük kentleri 1 milyon 170 bin 571 kişinin yaşadığı başkent Prag’dır. İkinci sırada Brno (367 bin 729 kişi), üçüncü sırada Ostrava (311 bin 402 kişi), dördüncü sırada Plzeň (162 bin 627 kişi), beşinci sırada ise Olomouc (100 bin 752 kişi) gelmektedir.

- 6 - 15 yaş arasında öğretimin mecburi ve parasız olduğu ülkede okuma - yazma bilenlerin oranı % 99’dur. Çalışan nüfûsun ekseriyeti işçidir. Kalanı ise tarım ve diğer işlerle uğraşır, Bohemya halkı müziğe olan düşkünlükleriyle meşhurdur. Beden eğitimi halk arasında yaygındır.

- Çekler oldukça kültürlü bir halktır. Çok okurlar. Bilim, edebiyat, san’at, spor ve müziğe büyük ilgi duyarlar. Kültür düzeyleri kırsal kesimde ve köylüler arsında bile öteden beri yüksektir. 1940’tan önce toplam nüfûsun % 80’i iki dil,  % 40’ı üç dil ve % 20’si dört dil konuşuyordu. Üniversiteler hem sayı bakımından çoktur hem de parlak bir bilimsel düzeydedir.

- Çek Cumhuriyeti’nde gündüz vakti bile araç kullanırken lambalarınızı açmak zorundasınız, yoksa ceza yersiniz. Günün 24 saati farları açık tutmak mecburiyeti vardır.

- Ülkenin zengin Almanya’ya yakın sınır kentleri adeta bir fuhuş pazarı gibi. Müşteriler ise zengin Almanya tarafından gelen Almanlar ve Türkler. Yol kenarında yan yana kilometreler boyunca binalar dizili ve bu binaların tamamı genelev, pavyon veya gece kulüpleri. Buraların en büyük geçim kaynağı fuhuş, bütün coğrafya adeta seks pazarı. Ülkenin göçmenleri olan Vietnamlılar ise daha çok uyuşturucu satışı gibi kirli işlerle uğraşıyorlar.

- Çek Cumhuriyeti, topraklarının % 30’u ormanlarla kaplı olan bir ülkedir. Coğrafya baştan başa zengin ormanlarla kaplıdır. Yollar ve yerleşimler hariç, nerdeyse ağaç dikili olmayan tek karış toprak yok! Çek halkının çevre bilinci hayli gelişkin. Bohemya, farklı ve güzel dağ, ova, mağara, kanyon, geniş tarlalar ve göllerle çevrilidir. Özellikle Bohemya Dağları ve Karpatlar’ın yüksek bölgelerinde iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlık bölgeler, yüksekliği fazla olmayan yerlerde kayın, meşe ve gürgen ormanları hâlini alırlar. Maalesef kuzeye doğru – Polonya sınırına - gidildikçe korkunç bir hava kirliliği yaşanır. Toprağı işlemek amacıyla yüzyıllarca devam eden kesime rağmen ormanlar hala Çek Cumhuriyeti’nin üçte birini kaplar durumdadır. El değmemiş ormanlar, tarım yapılamayacak dağlık bölgelerdedir.1400 m’nin üstünde az da olsa fundalık ve likenler vardır. Ormanlık bölgelerde yaban domuzları, yaban kedileri, vaşaklar, ağaç sansarları, marmotlar, vizonlar, ayılar ve dağ keçileri gibi yabanî hayvanlar yaşar. Sülünler, keklikler, ördekler ve diğer kuşlar ormanlarda yaygındır ve genelde avlanır. Kartallar, akbabalar, balık kartalları ve leylekler ise daha seyrektir.

- Bu coğrafyadaki ormanlar, Almanya’nın odun ihtiyacının büyük bölümünü karşıladığı topraklar durumunda. Bu ormanlarda kesilen ağaçların büyük bir bölümü, Almanlar için kesiliyor. Şimdi aklınıza şöyle bir soru gelecektir: Almanya’nın kendisi zengin ormanlara sahip olduğu halde, Bavyera (Bayern), Baden – Württemberg ve Renanya – Palatina (Rheinland – Pfalz) toprakları baştan başa orman ağaçlarıyla kaplı olduğu halde, Almanya, neden odun ihtiyacını Çek Cumhuriyeti’nden karşılamaktadır? Sahip olduğu ormanlar kendisine yeter de artar olduğu halde, neden gidip başkalarına para ödemekte, satın almaktadır? Çünkü Almanya zengin, Çekistan ise fâkirdir. Almanya, “Niye güzelim ağaçlarımı keseyim ki? Ne diye ormanlarıma balta girsin ki? Nasıl olsa param var, gider ücreti neyse öder, başkalarının ormanlarında ihtiyacım kadar ağaç kestirir, odun gereksinimimi karşılarım” diye düşünüyor. Çek Cumhuriyeti’nin ise eli mâhkum, bir şekilde karnını doyurması gerekiyor. Adamlar aç, paraya ihtiyaçları var. Ne güzel bir komşuluk ilişkisi, değil mi? Kendi bahçesinde ağaç olan zengin komşu, parasını ödeyip fâkir komşusunun bahçesindeki ağacı kestiriyor. Almanya gibi güzel bir komşu öyle her ülkeye nâsib olmaz. Keşke bizim de böyle “süper güç” bir komşumuz olsaydı. Fâkir mutfağımızda pişer, zengin komşumuza da düşerdi.

- Çek Cumhuriyeti 4 yılı aşkın bir süredir Avrupa Birliği (AB) üyesi ama açıkçası halk bu birlikten umduğunu pek bulamamış. Hatta, AB’ye girdiklerine pişman olduklarını bile söyleyebiliriz. 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi olan Çek Cumhuriyeti’nde halk birlik üyeliğinden hoşnut değil. Gelişmiş Avrupa’nın Doğu Avrupa’ya açılan kapısı durumunda olan ülkenin AB’ye girmesiyle birlikte serbest dolaşım hakkının doğması neticesinde eski ticaret cazibesini yitirdiği gözleniyor. Ülkeye, sınırlar kalktıktan sonra daha az ziyaretçi gelmeye başladı. Birliğe üye olduğu 2004 yılına kadar canlı bir sınır ticaretine sahip olan ve geçimini büyük ölçüde Batı Avrupa’dan alışveriş için gelen insanların bıraktığı dövizlerle sağlayan Çekler, gümrüğün kalkmasından sonra bu ticaretten yoksun kaldılar. Sınırlar kalktıktan sonra Çek Cumhuriyeti eski cazibesini büyük ölçüde yitirdi. Bu durum, özellikle Almanya sınırı yakınlarındaki kentlerde yaşayanların ekonomik koşullarında gözle görülür biçimde kötüleşmeye yol açtı. AB üyeliğiyle daha bir zenginleşeceğini uman halk, aksine eskiye oranla daha fakirleşti. Halkın gelir seviyesinin azalması yetmiyormuş gibi, bir de AB ile birlikte başta gıda ürünleri olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinde fiyatların artması, özellikle orta sınıfın ve dar gelirlilerinin belini iyice kırdı. Gelir kapsının kapanmasıyla birlikte baş gösteren hayat pahalılığı, ülkenin daha da fakirleşmesine yol açtı.

- Bugünkü Çek Cumhuriyeti’nin şeceresi olan Avusturya – Macaristan İmparatorluğu ile bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin şeceresi olan Osmanlı İmparatorluğu arasında diplomatik ilişkilerin kurulması, o dönemin Dışişleri Bakanı Eduard Benes tarafından 1919 yılında başkent İstanbul’a bir konsolos atanması ile gerçekleşmiştir. 4 yıl sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konsolosluk atamasından bir yıl önce, 1918 yılında Karlovy Vary kentine yapmış olduğu ziyaret sırasında tuttuğu günlükteki olumlu izlenimleri iki toplum arasındaki dostluk bağlarının tarihî boyutunu ortaya koymaktadır. Gezi yazımızda da sözünü ettiğimiz bu olay ve Atatürk’ün kaleme aldığı gezi yazıları, iki ülke arasında sağlam diplomatik ilişkilerin kurulmasında ciddî bir rol almıştır. I. Dünya Savaşı sırasında, ağır bir böbrek hastalığı nedeniyle bozulan sağlığına kavuşmak için 1 Haziran - 28 Temmuz 1918 arası Avrupa’ya tedavi amaçlı giden Atatürk, Viyana'dan sonra Karlovy Vary’ye uğramıştı. O zamanlar adı Almanca “Karlsbad” olan Karlovy Vary kentinde Mustafa Kemal, “Karlsbad Hatırâları”nı 30 Haziran - 28 Temmuz arası yazmıştır. Atatürk’ün kendi el yazısıyla Osmanlıca ve Fransızca yazdığı “Karlsbad Hatıraları”, 6 defter oluşumunda ve 156 sayfa olup günlük anılar ve düşüncelerden oluşuyor. Atatürk’ün “Karlsbad Hatırâları”nı yazdığı defterleri tarihçi Prof. Dr. Afet İnan, 1930 yılında Atatürk’le birlikte yaptıkları bilimsel çalışmalar sırasında, O’nun Çankaya’daki eski Cumhurbaşkanlığı Konutu’nun kütüphanesinde bulur.

- Bundan 10 yıl kadar önce, 1 Eylül 1998 tarihinde Çek Cumhuriyeti ile Türkiye arasında bir “Serbest Ticaret Antlaşması” imzalandı. İki devlet bu antlaşmayla birlikte ilk kez “Taraflar” olarak adlandırıldılar. Bu anlaşma, ekonomik ilişkilerin ve özellikle ticarî, yatırım, ekonomik ve teknolojik işbirliğinin gelişmesi yönünde yeni bir ortam yaratacağına inanarak hayata geçirilmiştir. Protokolde sayılan Türkiye Cumhuriyeti menşeli ürünlerin Çek Cumhuriyeti’ne ithalatında uygulanan gümrük vergilerinin tedricen kaldırılması karara bağlandı. Yine aynı protokolde her bir gümrük vergisi, temel verginin %70’i seviyesine indirildi. Ayrıca 1 Ocak 1999 tarihinde her bir gümrük vergisi, temel verginin %50’si seviyesine, 1 Ocak 2000 tarihinde her bir gümrük vergisi, temel verginin % 30’u seviyesine indirildi. 1 Ocak 2001 tarihinde ise kalan vergiler tümüyle kaldırıldı.

- Çek Cumhuriyeti’nin millî sporu, buz hokeyidir. Fakat ülkede futbol da oldukça popüler bir spordur. Çekoslovakya Millî Futbol Takımı, bir kez Avrupa Şampiyonu olmuş, Çek Cumhuriyeti olarak ise bir kez Avrupa Kupası’nda final oynayarak ikincilik elde etmiştir. Kaderin cilvesine bakın ki, 20 yıllık uzun bir arayla oynanan her iki final maçında da rakibi komşusu Almanya idi. Yugoslavya’da düzenlenen 1976 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda final maçını 20 Haziran 1976’da başkent Belgrad’da Çekoslovakya ile Almanya oynadı. Çekoslovaklar Ján Švehlík ve Karol Dobiaš’ın golleriyle ilk yarım saatte 2 – 0 öne geçti, ancak Almanya Dieter Müller ve Bernd Hölzenbein’in kaydettiği gollerle skorda dengeyi sağladı ve maç 2 – 2 berabere bitti, uzatma dakikalarında da gol olmayınca penaltı atışlarına geçildi. Penaltı atışlarında Almanya’ya 5 – 3’lük üstünlük sağlayan Çekoslovakya ilk ve tek Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandı. 20 yıl sonra, İngiltere’de düzenlenen ve Türkiye’nin de tarihinde ilk kez katıldığı 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda finalin adı Almanya – Çek Cumhuriyeti idi.  30 Haziran 1996’da başkent Londra’da oynanan final maçında karşılıklı gollerle 90 dakika 1 – 1 berabere sonuçlandı, uzatma dakikalarında atılan “altın gol” ile gülen taraf bu kez Almanya oldu. Avrupa Kupası’nda iki kez final oynayan ve birini kazanan Çekler, Dünya Kupası’nda da aynı şekilde iki kez final oynama başarısı gösterdi ancak her iki final maçını da kaybetti. İtalya’da düzenlenen 1934 Dünya Futbol Şampiyonası’nda finali ev sahibi İtalya ile Çekoslovakya oynadı. 10 Haziran 1934’te başkent Roma’da oynanan final maçında normal süresi 1 – 1 sona erten maçı İtalya uzatma dakikalarında attığı golle 2 – 1 kazandı. Şili’de düzenlenen 1962 Dünya Futbol Şampiyonası’nda da Çekoslovakya final maçını “dünya devi” Brezilya’ya karşı oynadı. 16 Haziran 1962’de başkent Santiago de Chile’de oynanan maçı Brezilya 3 – 1 kazandı. Halbuki oynadığı ve kaybettiği diğer bütün final maçlarında olduğu gibi bu maçta da ilk golü yine Çekler atmıştı.

- Türkiye ile Çek Cumhuriyeti arasında yaşanan en ilginç ve en “unutulmaz” hadise, siyaset, kültür veya diğer herhangi bir alanda değil, yine futbol sahalarında vuk’u buldu. Bu yıl içinde, 7 – 29 Haziran günleri arasında Avusturya ve İsviçre’de düzenlenen 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda aynı grupta olan iki ülke takımları arasında oynanan maç “dünya futbolunun unutulmaz maçları” arasına girdi ve üstelik tüm turnuvanın “en zevkli maçı” seçildi. 15 Haziran 2008’de İsviçre’nin Cenevre (Genf) kentinde oynanan maçta Çekler Jan Koller ve Jaroslav Plašil’in golleriyle 2 – 0 öne geçti ve maçın bitmesine 15 dakika gibi kısa bir süre kala skor halen bu şekildeydi. Ancak bu dakikalardan sonra sanki bir “mucize” gerçekleşti. 75. dakikada Arda Turan, 87. ve 89. dakikalarda ise Nihat Kahveci’nin attığı gollerle maçı Türkiye 3 – 2 kazanmıştı. İnanılması zor bir başarıya atılmıştı. Türkiye, son 15 dakikasına 2 – 0, son 3 dakikasına da 2 – 1 yenik girdiği maçı çevirmesini bildi ve karşılaşmayı 3 – 2 kazandı. Bu sonuçtan sonra Çek Cumhuriyeti turnuvadan elenirken Türkiye çeyrekfinale yükseldi. (Avrupa Şampiyonası esnasında 4 ülkeyi, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Fransa’yı kapsayan gezimizi ve Avrupa Kupası ile ilgili büyük bir keyifle okuyacağınız izlenimlerimizi bir sonraki gezi yazımızda okuyacaksınız, inşallâh)

- Çek futbolunun günümüzdeki en büyük yıldızı olan Milan Baroš, şu anda Türkiye’de futbol hayatını sürdürmekte, Galatasaray takımında top oynamaktadır. 71 kez Çek millî takımının formasını giyen ve İngiltere’nin FC Portsmouth kulübünden bu sezon sarı – kırmızılı kulübe transfer olan 27 yaşındaki Baroš, “Türkcell Süper Lig” olarak nitelenen Türkiye 1. Futbol Ligi’nde, ilk yarısı geçen hafta tamamlanan bu sezonun şu anda en çok gol atan futbolcusu durumundadır. Ligde 14 golü bulunan Milan Baroš, Gol Krallığı yarışında ilk sıradadır ve Türkiye liginde en çok gol atan isimdir. Anlayacağınız, şu anda Türkiye Futbol Ligi’nde “Gol Krallığı” tahtında bir Çek futbolcu oturmaktadır.

- Türkiye’de “Çekler” veya “Çek Cumhuriyeti” dendiğinde ilk akla gelen şey, Türkçe’deki “Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdanmısınız?” sözüdür. Bu, Türk dilindeki “en uzun sözcük” olarak kabul edilir. Ancak ortada çok garip ve dahi tuhaf bir durum vardır. Gariplik şu ki, dilbilimciler dahil olmak üzere hiç kimse Türkçe’de soru edatlarının ayrı yazıldığını, dolayısıyla buradaki “mısınız” edatının ayrı yazılması gerektiğini fark etmemektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, herkes yanılgı içindedir. Çünkü bu ifade “Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?” şeklinde yazılmalıdır ve bu durumda tek kelime değildir, iki kelimedir.

- Haksöz’de yayınlanan “Doğu ile Batı Arasında Sınırlar Kalkınca” adlı 5 bölümlük gezi yazısından sonra şehirlerinin  - onların tabiriyle – “dünya çapında” tanıtımını yaptığımız için Maránské Láznĕ (Marienbad) Belediyesi’nden bir teşekkür mektubu aldık. Marienbad Belediyesi, Haksöz’deki gezi yazımızdan ötürü bize teşekkür edip Türkiye’ye selamlarını iletti.

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

 

 

FOTOĞRAFLAR

 

Çek Cumhuriyeti bayrağı

 

Çek Cumhuriyeti haritası

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim