1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Cayır Cayır Yanan Binlerce İnsan
Cayır Cayır Yanan Binlerce İnsan

Cayır Cayır Yanan Binlerce İnsan

Etkisini görmediğimiz hunharca katliamlar, A4 kağıtlar üzerine Times New Roman 12 ile ‘şu kadar ölü’ diye yazınca daha mı az vahşi, daha mı modern oluyor?

A+A-

Cayır cayır yanan binlerce insan

Merve Şebnem Oruç/ Yeni Şafak

Bir bomba yere düştüğünde, bir füze hedefine ulaştığında orada bulunan sivillere neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Göğe yükselen alevler, toz ve duman bulutu, uzaktan yeni nesil bir havai fişek gösterisi gibi görünen bir saldırı, insan vücuduna neler yapıyor?

Kişi patlamanın merkezine ne kadar yakınsa o kadar zarar görüyor. Genelde hava saldırıları insan yoğun alanlara yapılıyor, saldırının merkezindeki vücutlar paramparça oluyor. Kafa bir yerde, göz bir yerde, kol bacak başka yerlerde... İç organlar, beyin dışarı çıkmış... Un ufak olmuş kemikler ve vücuttan başka her şeye benzeyen vücutlar. Kişi yakında bir yerlerde ama saldırının merkezinde değilse bir veya birkaç uzvunun vücudundan kopmasıyla kurtulabiliyor, uzvun hayati gerekliliğine göre bazen yaşıyor, bazen yaşamıyor.

Patlayıcının etkisiyle oluşan şok dalgaları ve basınç kurbanın kulaklarından ciğerlerine tüm iç organlarını patlatabiliyor, iç kanamaya sebep olabiliyor. Patlamanın şiddetiyle sağa sola savrulan nesneler vücudun çeşitli yerlerine saplanabiliyor. Göz, beyin, kalp vb pek çok organ bir daha asla geri gelmeyecek şekilde parçalanabilior.

Televizyonda, gazetelerde ve hatta yılın en iyi fotoğrafı karelerinde gördüğünüz o alevler var ya, onlar gerçek. Patlamayla oluşan kimyasal reaksiyon sonucu cayır cayır yanıyor insan. Üzerindeki kıyafetler yanıyor, derisi ve eti yanıyor, saçları, saç dipleri, saç kökleri yanıyor. Onu bir bütün yapan, onu insan yapan her şey bir odun gibi kavrulup küle dönüyor.

Ortaya çıkan zehirli gazlar, nefes almasıyla beraber insanın ciğerlerine doğru ilerliyor. Parçalanmak, sivri cisimlerin vücuduna saplanması, cayır cayır yanmak yetmiyor, aynı anda bir de toksik gazlarla zehirlenerek ölüyor insan.

Ölene kadar tarifi mümkün olmayan türden bir ızdıraplar silsilesi yaşıyor maktul; nefes alıp vermesini, alnına, göğsüne, gırtlağına saplanan bir şarapnel parçası, veya kafasının kopması, veya bedeninin alt kısmının üst kısmından ayrılması, veya iç kanama, veya boğulma gibi nedenlerden herhangi biri ‘hele şükür’ durdurana kadar...

Ateş olmayan yerden duman tütmez gerçekten ama dumanların yükseldiği yerde nasıl bir ateş yandığını unutuyoruz her sefer. Anlatınca dumanlardan daha etkili oluyor ama bir görüntü gibi zihnine yapışmıyor. Elli kere tavşan dememle şuraya bir tavşan resmi çizmem arasındaki fark gibi. Göz görmeyince akıl unutuyor, sayfaları çevirince her şey hiç olmamış gibi oluyor. Kanın akışı...

Önce altına, sonra kömür rengine dönüp en sonunda kül olan beden... Eriyip giden uzuvlar... Bir Birleşmiş Milletler raporuna daha atılmış birkaç çentik olarak istatistiklerde kalıyor.

Kılıcın çeliğinin, tüfeğin barutunun yerini alınca ‘modern’ olan silahlar, ölümü de modernleştiriyor mu sahiden? Irak Savaşı’nda, Afganistan’da, Suriye’de ve Irak’ta koalisyonun yüzlerce sivilin yaşadığı alanlara umarsızca attığı füzeler, Beşar Esad’ın binlerce sivilin üzerine coşkuyla gönderdiği varil bombaları uzaktan göründüğü kadar masum mu yakından da?

IŞİD’in Ürdünlü pilot Muaz Kesasibe’yi demirden bir kafesin içerisine hapsedip diri diri yakarak öldürdüğü görüntüleri, tüylerim diken diken izlediğimde aklıma gelen ilk soru “Bu nasıl bir vahşet?” oldu. Vahşete karşı bir refleks bu, insan görünce gözlerine inanamıyor. Zihnine yapışıp kalıyor.

Ama akıl bu, karşılaştırma yapmadan da duramıyor; etkisini görmediğimiz hunharca katliamlar, A4 kağıtlar üzerine Times New Roman 12 ile ‘şu kadar ölü’ diye yazınca daha mı az vahşi, daha mı modern oluyor?

Şaka gibi ama gerçek, televizyonda Esad yandaşı bir gazetecinin füzeleri, varil bombalarını, konvansiyal ve kimyasal bilimum silahları, IŞİD’in kafa kesmesine karşı, “Teknoloji ilerledi, dünya artık insanları böyle modern modern öldürüyor.” diyerek savunduğu günden beri hayretler içindeyim. Görmediğimiz binlerce katliamı gördüğümüz onlarca infazdan ayıran tek şey, bizim onları görmemiz. Bir katliamın “Ay bana bunu gösterme, içim kaldırmıyor.” diyenlerin göz konforunu bozmuyor diye modern olması, aslında ironik bir biçimde insanoğlunun ilkel benliğinin ve budanmamış bencilliğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Evet IŞİD vahşi, IŞİD gaddar, IŞİD insanlığa karşı suç işliyor ve bir an önce geldiği deliğe geri gitmesi gerekiyor. Ama aynı zamanda IŞİD, yaptığı katliamların vahşetini modern silahlar arkasına saklayan katillerin aksine vahşetini grotesk bir biçimde kibirle sergiliyor ve onlara ekrana dikkatle bakınca kendilerini görebilecekleri bir ayna vazifesi görüyor.

HABERE YORUM KAT