1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Çaresizsiniz
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Çaresizsiniz

A+A-

Başlarda, Ergenekon soruşturması sağ bir partinin iktidarında başlatıldığı için çekinceleriniz vardı. Sütten ağzı yanan biri olarak ben de yoğurdu üflüyordum.

Soruşturma sürecinde, TSK’nın hukuksuzluklarına karşı gösterilen hassasiyetten, polisin muaf tutulması da şüphelerinizi arttırıyordu. Haksız da sayılmazdınız. Zira yakın tarihimizdeki tüm darbelerde askeriyeyle birlikte çalışan, darbeciler adına halkını işkence tezgâhlarından geçiren polisin nasıl olur da bu soruşturmada adı anılmaz diye soruyordunuz. Ben de sordum.

Sistemin kendi kurumları hakkında yürüttüğü hukuki soruşturmaların, kapsamlı bir hesaplaşmadan ziyade bir parodiden ibaret olduğuna defalarca şahit olduğunuz için, Ergenekon soruşturmasının da radikal bir dönüşüme yol açabileceğine olan inancınız zayıftı. Kontrolü altındaki cezaevlerine tankla topla saldıran kendi askeri, polisi olduğu halde, yargılananların yalnızca meşru müdafaa hakkını kullanan mahkûmlar olduğunu gören biri olarak ben de havalara uçmuyordum.

Ama bu çekincelerimi dillendirdiğim her yazımda, her konuşmamda şu şerhleri koydum:

Bu operasyonun derinleştirilmesi ve sonuçlandırılması tüm yurttaşların olduğu gibi solun da çıkarınadır. Davanın arazlarına ve bu süreci sahiplenen kesimlerle olan kan uyuşmazlığına karşın sol bu sürece müdahil olmalıdır. Tüm dünyada olduğu gibi, darbelerle ve darbecilerle hesaplaşmak solun asli görevidir. Ve ne olursa olsun yıllardır yargılanmaları için çığlık çığlığa bağırdığımız ‘Kerinçeklerin-Perinçsizlerin’, Veli Küçüklerin... tutuklanabilmesi, ileriye götürülebilecek bir adımdır. Bunlar sır değil. Birileri adıma bile tahammül edemeyip arşivden silmiş olsa da, isteyen rahatlıkla ulaşabilir elektronik ortamda.

Sonra ne oldu? Çekincelerimizi gideren gelişmelere şahit olmadık mı hep birlikte?

Genel anlamda sağcı olarak nitelendirdiğimiz İslâmcı reflekslerle hareket eden bu parti, yılların ezberlerini çatır çatır bozmaya başladı. Darbe planları yapmayan bir orduyu özlediklerini alışık olmadığımız bir samimiyetle dillendirdiler. “Kürt sorunu” dediler. “Geçmişte faşizan uygulamalar yaşandı” dediler. İç savaşta ölen 40 bin kişiyi, asker-gerilla ayrımı yapmadan “Hayatını kaybeden yurttaşlarımız” diye andılar. “Sizin hiç köyünüz yakıldı mı” diye sordular. Diyarbakır’da kendilerini sarı-kırmızı-yeşil renkli yöresel giysisiyle karşılayan kızı yanaklarından öptüler. Yurtdışında, cezaevindeki durumu sorulan bir solcu militandan, Güler Zere’den, “Kızımız” diye söz ettiler. Vs. vs.

Sonra? Bu pislikte tuzu biberi olan polislerin Ergenekon iddianamelerinde adını görmeye başladık.

Başka? Karısıyla kavga etse acısını ertesi gün yayımladığı muhtıralarla halkından çıkartan, siyasi amirini iplemeyen, ona akıl veren, tehdit eden askerin, tarihinde ilk kez savunma konumuna gerilediğini, suçlamalar karşısında açıklamalar yapar hale geldiğini gördük. Dokunulamaz denilen paşalar paşa paşa ifade vermeye geldiler, lojmanlarından alındılar, tutuklanıp cezaevine konuldular.

Ve daha bir sürü şey...

Bu tablo karşısında, derdi cemaatinin ve ideolojisinin bekası değil, demokrasi ve adalet olanlar, aforoz edilmeyi göze alıp, öldürmeye yeltendikleri yiğidin hakkını vermeye başladılar.

Gelin görün ki solun bazı kesimleri inadım inat noktasından bir adım dahi atmadılar, atmıyorlar. Bu arkadaşlar ayaklarındaki dünün taşlarıyla öylesine bütünleşmişler ki, bugün Vatan gazetesini bile Taraf’ın ortaya çıkardığı Kafes Operasyon Planı’nı manşetten görmek zorunda bırakan ve en azından “Eğer gerçekse çok vahim” noktasına getiren somut deliller karşısında sağırlar, dilsizler.

Ama biliyorum ki, aralarında bu durumu kendisine itiraf edenler de var. Bu sütundan onlara sesleniyorum. Gelin inat etmeyin. Cemaat merkez komitelerinin suçuna günahına ortak olmayın.

Gündemdeki gelişmeleri, geçmişteki söylemlerinin ve edimlerinin penceresinden yorumlayan ve bugünü yalnızca dünü aklamak için bir araç olarak gören politik ağabeylerinizin devrimci olarak anılmaları politikanın cilvesi sadece. Onların derdi bugünü anlamak ve değiştirmek değil geçmişlerini anlamlandırmak; hâlâ nasıl görmezsiniz?

Türkiye’nin temel probleminin, yoksulluğun, savaşın ve katliamların müsebbibi askerî vesayet rejimi olduğuna dair tesbiti artık nerdeyse inkâr eden ya da talileştiren yaklaşımlarının nedeni, dün yaptıkları tesbitlerin geçerliliğini yitirmesini kabul ve itiraf edememeleri sadece.

Sizler devrimcisiniz. Faşistlerden ufacık farkı olmayan söylemlerinizi ve edimlerinizi içselleştirmediğinizi biliyorum. Bıçkınlığınız çaresizlikten. Çareyse yanı başınızda. Korkamayın adım atın. Burada herkese yer var.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT