1. YAZARLAR

  2. Atilla Yayla

  3. Camlar Kimin İçin Çalıyor?
Atilla Yayla

Atilla Yayla

Yazarın Tüm Yazıları >

Camlar Kimin İçin Çalıyor?

A+A-

 

Demokratik sistemlerde insanlar hoşlarına gitmeyen her şeyi ve her uygulamayı -özellikle kamu otoriteleri tarafından yapılanları- şiddet kullanmadan ve üçüncü taraflara zarar vermeden protesto etmek hakkına sahip. Lâkin, protestoları meşru sınırlar içinde tutmayı ve tadında bırakmayı beceremeyen bir kültürel yapımız var. Neredeyse her kesimden birçok insan meşru protesto sınırlarını aşıp taşkınlık yapmaya ve barışçıl başlayan protestoları şiddetle lekelemeye istidatlı.

Hürriyet gazetesi önündeki protesto gösterisini haklı, doğru ve gerekli, taşkınlık yapılıp gazetenin giriş kapısındaki camların kırılmasını ise yanlış bulduğumu daha önce yazdım. Aynı görüşü başka birçok kimse de dile getirdi. Fakat, kırılan camlar olayın aslını bastırmaya yetti veya işin esasını gözden kaçıracak şekilde kullanıldı. Yapılanın aslında meşru bir protesto olduğu da, protestonun sebebi de unutturuldu. Ayrıca, olay ulusal ve uluslararası bir mesele hâline getirildi. AB ve ABD hemen topa girdi. ABD'nin Ankara elçisi gazeteyi ziyaret etti, giriş kapısının kırılan camlarını, sosyal medyada tiye alınacak şekilde, uzun uzun ve yüzünde ciddî bir ifadeyle inceledi. Hürriyet gazetesi ve avanesi de camların aşağı inmesini basın özgürlüğünün darbe alması olarak yorumladı.

Bir kere daha söylemek isterim. Protesto hakkı demokrasilerde temel haklardan. Hiç kimse ve hiçbir kesim hiçbir gerekçeyle bu hakkı kullanmaktan mahrum bırakılamaz. Ancak, hak kullanıcılarının meşru sınırlar içinde kalması şartıyla. Meşru sınırlar şiddet kullanmamayı, özel mülklere tecavüz etmemeyi, kamusla mülklere zarar vermemeyi, üçüncü tarafların hak ve hürriyetlerini ihlâl etmemeyi kapsar. Bu şartlara uyularak yapılacak protestolar bir taraftan insanların içini döküp seslerini duyurmalarını diğer taraftan da sorunları toplumun dikkatine sunmalarını sağlamaya yardımcı olacaktır. Bu çerçevede, Hürriyet'i protesto etmek bir haktır, ama camlarının kırılması veya çalışanların şiddet çağrıştıran sözlerle tehdit edilmesi yanlıştır.

Gelgelelim ortada tuhaf bir durum var. O da şu: Kendilerine bu tür muamelelerin yapılmasını reva görmeyenlerin aynı sektördeki başka kişi ve kurumlara yapılan benzer, hatta daha ağır saldırıları bazen tümüyle görmezden gelmesi, bazen çarpıtması, bazen açıkça ve bazen dolaylı olarak onaylaması. Ne mutlu bize ki, Hürriyet protestosunda kırılan sadece camlardı. Gazetenin normal faaliyetlerinde hiçbir aksama meydana gelmedi. Hem kamu otoriteleri hem de geniş toplum kesimleri protesto esnasındaki taşkınlığı kınadı, mahkûm etti. Ama gerek Hürriyet gerekse bu olayda ona sahip çıkan bazı çevreler, Hürriyet'e yapılanın daha kötüsü başkalarına yapıldığında aynı tepkiyi vermedi, vermiyor.

Çok eskiye gitmeyelim. Yakın zamanlarda Star gazetesi ağır saldırılarla karşılaştı. Gazete binasına tahrip gücü yüksek bomba bırakıldı. Hürriyet yazı işleriyle ve yazarlarıyla görmezden geldi. İnanmadı. Hatta alaya aldı. Daha kötüsü vuku bulduğunda da bu tavır değişmedi. Gazetenin sahibi Murat Sancak gayet profesyonelce hazırlandığı anlaşılan bir silahlı saldırıya maruz kaldı. Arabasının yolu kesildi ve araca onlarca kurşun sıkıldı. Kurşunlar hedefe saplandıktan sonra patlayan türden, az bulunan kurşunlardı. Hürriyet avanesi bu saldırıyı da açık ve net şekilde kınamadı, kınayamadı.

Bu tavır farklılığı neden? Sanırım Türkiye'de son yıllarda tuhaf bir insan grubu ortaya çıktı. Belki de bu kimseler hep vardı ama biz en azından bu kadar farkında değildik. Bunlar sadece kendi haklarının ihlâl edilebileceğini, haksızlık ve yanlışlıkların sadece kendilerine yapılabileceğini, özür dilenmesi ve sahip çıkılması gerekenin yalnızca kendileri olduğunu zannediyor. Hak ve özgürlüklerin yalnızca kendilerine ait olduğunu zannediyor. Meselâ, bunlara göre Hürriyet basın özgürlüğüne sahip olmalı ve emniyet içinde faaliyetlerini sürdürmeli. Ama aynısı Star için geçerli olamaz. Bunlara göre Aydın Doğan tehdit edilemez, edilirse basın özgürlüğü darbe alır. Ama Murat Sancak öldürülmek istenirse bu adlî bir vaka bile değildir, basın özgürlüğüyle ise uzaktan yakından alâkası yoktur.

Orwelyen lisanda bu şöyle ifade edilir. Tüm gazeteler ve gazete patronları eşittir ama Hürriyet ve Hürriyet'in sahibi, örneğin Star'dan ve Star'ın sahibi Murat Sancak'tan daha eşittir. Şöyle de denebilir: Camlar yalnızca ve sadece Hürriyet için çalabilir

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT