Camianın muta fantezileri

17.03.2014 13:04

Yasin Aktay

Saçma sapan bir dedikodu diye her duyduğumda kulak ardı ettiğim bir söylenti dillendirilip duruluyordu. Sosyal medyada robot hesaplar sistematik biçimde bu zırva kabilinden söylentiyi tekrarlayıp duruyor. Aslında bu kadar yaygınlık kazanmadan önce de, ara ara tanımadığım ve tanımamın zaten mümkün olmadığı robot şahsiyetlerden sosyal medya üzerinden 'muta hakkında ne düşündüğüm' sataşma modunda soruluyordu. Karşımda gerçek bir şahsiyet olmadığı için sataşmaları sinek vızıltısı gibi geçiştirmek en iyisi diyoruz tabi.

Söylenti Başbakan'ın, Beşir Atalay'ın, Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu'nun İran'a sıkça gittiği ve bunun sebebinin de orada muta yapmış olduklarını sistematik biçimde telkin ediyor.

Zırva tevil götürmez diye ciddiye almadığımız bu söylentiler bir süre sonra İran'la Türkiye siyasetinin belirleyici faktörü olarak sunulmaya başlandı. Bir yerde bu söylentilere cevaben Beşir Atalay'ın son iki yılda İran'a hiç gitmemiş olduğunu açıklamak zorunda kalışını okuyorum. Ahmet Davutoğlu'nun İran gezileri dünyanın gözü önünde, bir sürü koruma eşliğinde ve alabildiğine yoğun bir programla cereyan ediyor. Hangi ara gidip muta nikahı yaptı acaba diye konuyu mizaha sararken, bu tür söylentilere de inanan sazanlar var mıdır acaba diye düşünmeden de edemiyoruz.

Bir de ne görelim? Şubat ayının sonlarında İstanbul'da camianın yayın grubunun bütün bunların üzerine bir 'Ailenin Korunması ve Muta Fitnesi' başlıklı bir sempozyum düzenlediğini öğreniyoruz. Camia medyası tarafından büyük bir ciddiyet ve şaşaayla duyurulmuş sempozyum ve bir sürü kelli felli profesör çok ciddi iş yapar gibi, Türkiye'nin gündeminde sanki çok önemli bir sorunmuş gibi tebliğ sunabilmiş.

Türkiye gerçekten inanılmaz tuhaf, ve çok sesli bir ülke haline gelmiş. Bu içerikte bir sempozyumun Türkiye'de yapılabilmiş olması, akademisyen çeşitliliğimiz açısından övünülecek bir şey midir acaba, ona da siz karar verin. Soruyu, aslında bu zırvaları tevil etmek üzere bir araya gelen akademisyenler hangi ara akademiye sızdı diye mi sormak lazım yoksa?

Siyasi veya felsefi görüşten bahsetmiyorum, akademik zeka ve kaliteden bahsediyorum tabii. Biraz muhtevaya baktığımızda, muta konusunun camia mensupları arasında giderek bir fantazya konusu haline gelmiş olduğunu görüyoruz.

Fantazya, aslında kendilerine bazı işler yakıştırılan insanlarla ilgili olmaktan ziyade o işleri yakıştıranların arzularını ele veren bir yansıtma biçimi.

Camianın son zamanlarda CHP ve MHP'den BBP ve hatta BDP'ye kadar bütün partilerle farklı yerlerde kurduğu ittifaklar birer muta ilişkisi gibi. Hiç biriyle kalıcı bir ilişkisi olacak gibi değil. Hepsi de geçici ve belli bir çıkar ortaklığına dayalı ilişkiler. Cemaat mensuplarının büyük çoğunluğunun bile başını döndüren ve hayretle izledikleri bu kısa süreli büyük ittifak ilişkilerinin arasına TÜSİAD ve Doğan Medya grubunun bir çok yazarını ve isimsiz bir yığın robotu da katabilirsiniz.

Muta nikahının ne olduğu, bunun Caferi fıkhındaki yerinin ne olduğu elbette ki bir konudur ve ilahiyatçıların onca akademik ilgi arasında buna da bir dikkat sarfetmeleri yadırganacak bir şey değil. Ancak birbirimizi kandırmayalım, konu Şiiliği ötekileştirmek üzere, dedikodu ve söylenti düzeyinde ele alınan bir klişeye indirgenmiş ve bu klişe söylemler AK Partili siyasetçilere yapıştırılmaya çalışılmış. Bu esnada Şiilere karşı, Caferi vatandaşlarımıza karşı, hatta Alevi vatandaşlarımıza karşı bir nefret söyleminin alttan alta işlendiğinin bile farkına varılmıyor. Belki de varılıyordur, artık hangi niyetlerinden emin olabiliyoruz ki?

İran veya Şiilik hakkında konuşurken olayı sokak serserileri düzeyinde dedikodularla mutaya bağlamak ile Aleviler hakkında haklı bir ıstırap sebebi olan 'mum söndü' dedikoduları arasında aslında kategorik olarak bir fark yok. İkisi de aynı seviyeden bir nefret söyleminin parçası olarak üretiliyor.

Bu arada Gülen camiasının son zamanlarda Aleviliği keşfedişiyle birlikte düşünüldüğünde çirkinliğin başka bir boyutu daha göze çapıyor. Daha önce bir çok Alevinin protesto hareketlerini tahrik eden ve sokağa dökülmelerine yol açmıştı cami-cemevi projesi. Ama ilginç bir biçimde protestoların hedefinde projenin sahibi olan camia değil, projeyle hiç bir ilgisi olmayan hükümet yer almıştı.

Fethullah Gülen hiç de mutat olmayan bir biçimde Berkin Elvan için taziye mesajı yayınlarken ne gereği varsa çocuğun Aleviliğine vurgu yaparak garip sinyaller verdi, şiddete meyyal olan sokağa destek vermiş oldu. Alevilere verilen bu mesajların anlamı her ne ise Şiiliği mutacılığa indirgeyen nefret söylemlerini ancak çok bir kötü niyet ve irade bir araya getirebilir.

Ahlaklı 'Altın nesil' yetiştirme iddiasındaki Gülen hareketinin gele gele yetiştirdiği insan tipine bakın. Namuslu insanlara, sırf politik kazanç beklentisiyle iftira atmaktan geri durmayan, insanların namuslarına fütursuzca çamur atan bir dedikodu seviyesi.

Bu seviyede nasıl bir altın nesil yetişir bilmiyorum ama şu kadarını bilmek için alim olmaya da gerek yoktur, her Müslümanın bilmesi gereken bir ahlak ölçüsüdür: Bu seviyede bir dedikoduyu bu fütursuzlukta dillendiren insanların şahitlikleri ömür boyu geçersiz olur. Böylelerinin hiç bir sözlerine güven olmaz. Bırakalım fantazya dünyalarında öylece kalakalsınlar.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim