1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Çağrı-Der’de Yarış Kavramı İşlendi
Çağrı-Der’de Yarış Kavramı İşlendi

Çağrı-Der’de Yarış Kavramı İşlendi

Çağrı Der’de Bu Hafta ‘Yarış’ Konulu Kavram Sunumunu Mustafa Bozacıoğlu Gerçekleştirdi.

A+A-

Sunumuna ‘Besmele ve Hamdele’ ile başlayan Mustafa Bozacıoğlu, kavramların anlam dünyamızdaki yeri konusunda bir girişten sonra, ‘‘Meal Yarışmasının’ hediyelerinin takdiminin yapıldığı önceki programda ‘Yarış’ konulu bir sunumun gereğini belirtmiştik’ diyerek, ‘bugün bunu inşallah gerçekleştiriyoruz, programın sonunda kafalarımızda bir soru işareti oluşturabilir, bir ortak anlama ulaşabilirsek amacımıza ulaşmış olacağız!’ diyerek sunumuna başladı.

Mustafa Bozacıoğlu, Kur’anın kendisinin bir yarışma konusu kılınamayacağını, bunu belki teşbihte hata olmazsa bir annenin çocuğuna mama yedirirkenki hali, onu teşviki, ödüllendirmesi anlamında alabileceğimizi belirtti. Bu sayede Kur’anla buluşmanın bir vesilesi oluşturulabilmiş olunur diye düşündüklerini ekledi. ‘Okumak’ konusuna da değinerek, Kur’an dışındaki okumalarımızın da zayıf olduğunu, sair tüm okumalarımızın da Kur’anı anlama amacına yönelik olması gerektiğini söyledi. Kur’anın hayat boyu tabi tutulduğumuz sınavın cevap anahtarlarını, yarışın sınırlarını ve boyutlarını içerdiğini, kurallarını tesbit ettiğini beirtti. Kavramlar konusunda rahmetli Ercüment Özkan’ın ‘İnanmak ve Yaşamak’ kitabını önemle tavsiye etti.

Bozacıoğlu sunumunu genel olarak/özetle şu boyutta sürdürdü;

Kavramlar konusunu, bir haritanın nasıl doğru okunabileceği, anlaşılabileceğini açıklayarak; haritanın alt köşesinde bulunan, lejant denilen kısımdaki işaretlerin bilinmesi zorunluluğunu işaretle ve yollardaki trafik işaretlerinin doğru okunması örnekleri ile açmaya çalıştı. Kavramların anlam dünyamızı oluşturduğunu, Kur’anın doğru anlaşılmasının buna bağlı olduğunu, rengimizi bunların belirlediğini, kendimizce bunları belirleme hakkımızın olmadığını söyledi. Bunu Temel fıkrasındaki, ‘Yanlış yola giren Temel, radyodaki sürücüleri ikaz eden ‘Ters yolda bir araç var, dikkat ediniz!’ uyarısına ‘Ne bir tanesi, bir sürü var!’ cevabındaki ironi ile verdi.

‘Yarış’ kavramının açılımlarına, farklı şekillerdeki yaklaşımlara değindi. Yaratılışımızın bir imtihan olduğunu, kendisinden kaçıp durulan ölümün vaki oluşuna kadar bu imtihanın süreceğini, ‘mal mülk’ ve ‘boş zaman’ dolayımında bir serencamın sürdüğünü ve bunlardan hesaba çekileceğimizi, her boyutu ile ‘okumak’ mükellefiyetimizin neticede, ellerimizle, amellerimizle yazıp buradan doldurduğumuz, sıratı buradan geçmek mücadelesinin akabinde ‘Oku’ hitabıyla hesap görücü olarak yetecek bir kitabı/defteri karşımızda bulacağımızı belirtti.

83/Mutaffifin 26 ve 3/Âl-i İmran 133. Ayetler ekseninde istenilen haliyle ‘Yarış’ın nasıllığı, niçinliği üzerinde durdu. 5/48, 2/148-177-195-216-271, 3/114-134, 4/114-125, 11/114, 16/128, 21/35, 21/90 ayetlerini de aynı paralelde sundu. Buna karşın 5/62, 8/36-73, 63/9, 22/51 ayetleri ile sakınılacak bir hal ve gidişata da dikkatleri çekti. Özellikle, 66/6 ve 8/25. ayetler bağlamında uyarılarda bulundu.

82/6. ayete hasseten vurguda bulunarak, 59/21 ve 33/72. ayetlerin açıklaması üzerinde yoğun olarak durdu. Buradaki vurgulara, ‘emanet’ kavramına, buradan ‘tezekkür, tedebbür, taakkul, tefekkür ve tefakkuh kavramlarının açılımlarına değindi. Kasas 77. ayete özellikle dikkatleri çekti, ‘Rabbena âtina..’ duasına ve tek boyutlu istemle ‘dünyalık isteminin ahirette nasipsizlikle sonuçlanacağını, dünyadaki iyiliklerin ise ahiretteki iyiliklerin kazanılmasının birer vesilesi olarak görülmesi gerektiğini açıkladı.

Dünyevileşme, bireysellik, nefis/şeytanın dürtüleri, çeldiriciler, yanlış örneklikler, ahireti erteleme, aş/eş/iş peşinde sürüklenme, mazeretler, iletilmiş dinin unutularak, üzeri küllendirilerek, üretilmiş hale getirilen dinin sevkiyatı ile daha doğrusu ataletiyle gerçek imtihanın/yarışın unutularak yanlış bir yarışa girildiğini hayatın içinden örneklerle sundu. ‘İman noktasında üzerimizdekilere, mal/imkân bakımından aşağımızdakiler bakmak!’ ölçüsünün şaşırıldığını, tersine işlediğini izah etti. Bu arada fıtratımıza yüklenen takva ve fücurumuzun eşit gibi görünümlerinden, Rabbimizin elçilerle vahyini göndermesi ile ‘takva’ lehine bir avantaja dönüştüğünü, bir Kızılderili ile torunun arasında geçen ‘siyah ve beyaz’ iki köpeğin mücadelesi ve kazananın hikâyesi ile örneklendirdi. Yine merhum Ercüment Özkan’dan ‘yan gider!’ anekdotunu aktararak, gelir giderlerimizin nelerden gelip nerelere gittiğini, ‘asıl gelir’ vurgusu ile mal mülkün emanet görülmesi, üzerinde hakkı olanların hakkının verilmesi, malın temizliğinin sağlanması, azalmayıp bereketlenmesi, O’na/ona olan sevgimiz için/rağmen gece gündüz, açık gizli, az çok kendi lehimize olmak üzere harcanmasının önemi üzerinde durdu. Bu arada zekat/sadakaların kurumsal boyutuna dikkatleri çekti.

Leyl süresindeki çabaların serüvenine ve Vakıa süresindeki kategorilere değindi. Bizim yarışımızın el ele kol kola, çokluktaki vahdet/birlik olan ‘Biz’ adına, adanmışlık, sorumluluk, liyakat, özveri içinde, doğruya destek, yanlışa fren olacak boyutta, her katılımcının ödüle müstehak olacağı şuuruyla, ‘gücümüz’ oranında olacağını, buradaki ‘güc’ takdirinin de doğru yapılması gerektiği vurgusu ile süreceğini söyledi.

Arsa, borsa, menkul, gayrimenkul şeklinde herkesin yatırım konusunda titizlendiğini ‘sepetler’ oluşturduğunu, çoluk çocuğun sınavları anlamında dershane, hoca, kaynak araştırmalarının kılı kırk yararcasına yapıldığını; aynı hassasiyetlerin asıl sınav/yarış için gösterilmesi gerektiğini ekledi. Çeldiricilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Doğruya en yakın olan cevaba en çok dikkat edilmesi ve bu anlamda ‘ehveni şer’ kavramına, hayata geçme fırsatı bulma, şansı yakalama anlamında bu gözle bakılması gerektiğini söyledi. ‘Safran’ çiçeğinin pahalı olmasının sebebini, kendi ağırlığının çok fazla katını boyayabilmesi olarak vererek, kalite, Allah’ın boyası ile boyanmak anlamında, emin olunan bir imanla, samimiyetle yola koyulmak, yol arkadaşlarına dayanmak, donanımlı olmak çabalarına teşbih ederek açıkladı. Sözü ‘truva atı’ teşbihini de aşarak evlerin gönüllü olarak başköşelerine taşınan, her modellemesi yapılan tv. virüsüne taşıyarak, 94/7-8 ayetlerle olaya açılımlar getirdi.

Neticede asıl sorunun, üretilmiş din anlamında, ‘yanlış Allah algısı; Hacc 11-74, Zümer 67’, ‘yanlış Kur’an telakkisi’, ‘yanlış peygamber tasavvuru’, ‘din, ibadet, iman, rab, ilah, şefaat, vesile, mehdi/Mesih..’ gibi bir çok kavramın yanlış anlaşılması temelli olduğunu, bunların tashih edilmeleri gerektiğini belirtti. Örnek olarak ‘Kim la ilahe illallah derse..’ sözünün tahlilini yaptı. Ortada Kur’an yok iken mücadelenin bu manifesto ile başladığını, tabiri caizse, kafalar karışmazsa, bunun imanın ‘tek ve yeter’ şartı olduğunu, buradaki ‘yeter’ kelimesinin de açılımını yaparak aktardı.

Çay ikramında midelerin doyurulması amacının olduğu gibi, bu faaliyetlerde amacın ‘zihinleri doyurmak’ olduğunu söyleyerek ve ‘Bir hafta sonraki randevunuza daha donanımlı, çevresi ile etkileşim halinde ve daha bir sorumluluk almış olarak bekleniyorsunuz!’  uyarısı ve katılımcılara teşekkürlerinin ardından sunumunu tamamladı.

Dinleyicilerin teşekkür ve katkılarının ardından program sonlandırıldı. 

HABERE YORUM KAT