1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Çağrı-Der'de “İslam’da Gençlik” Semineri
Çağrı-Derde “İslam’da Gençlik” Semineri

Çağrı-Der'de “İslam’da Gençlik” Semineri

Zonguldak Çağrı-Der de Bayanlara yönelik devam eden derslerimizin bu haftaki konuğu Zehra Çomaklı Türkmen’di.

A+A-

Türkmen'in  “İslam’da Gençlik” başlığıyla sunduğu tebliğinden notlarımız şunlar oldu.

Genel bir tanımlama tanımlama ardından Türkiye’deki eğitim sisteminin çarklarının merkezi olan Milli Eğitim Bakanlığı ve küresel ölçekte de dünyanın, özel olarak Birleşmiş milletlerin “genç” tanımlarını vererek sunumuna başlayan Zehra Türkmen şunları ifade etti: MEB’e göre genç: “gençlik büluğ erme neticesinde biyolojik ve psikolojik bakımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan 12-24 arasında kalana yaş grubu…”, BM’ye göre genç ise: genç 15-25 yaşları arasında öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir…”

Türkmen’e göre genç: “gençlik dönemi, biyolojik, psikolojik, ahlaki ve sosyal açıdan gelgitlerle dolu bir arayış, bir değişim, gelişim, olgunlaşma, bir değer sistemi arama, bir kimlik ve kişilik inşa etme dönemi olarak tanımlanabilir…” Genel tanımlamalar ardından sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu dönem gerek  fiziksel, sosyal ve gerek psikolojik olgunluğa erişmenin tamamlanması olarak da ele alınmaktadır.  Fiziksel değişimlerle beraber ruhsal değişimlerin de yaşandığı bu dönem de gençler daha gergin ve  hayata karşı daha kaygılıdırlar. Gözlemlerden çıkan disipline edilmiş tespitlere göre çocuk ve gençlerin yine bu dönemlerinde aileden bağımsız hareket etme, otoriteye karşı gelme ve farklı yaklaşımlara merak duyma eğilimleri; çevresi tarafından anlaşılma, arkadaşlarınca kabul görme, fıtri olan cinsel yaşantı merakı gibi eğilimler ise öncelikli ilgi alanlarıdır.”

Bilindiği gibi İslam alimleri beşer bir varlık olan insanı ve ömrünü kademelere ayırıyor. Bunlar; çocukluk, gençlik, olgunluk, ihtiyarlık, düşkünlük safhalarıdır. Türkmen herbir dönemin altını çizerek belli ayetlerle konuyu somutlaştırdı. Çocukluk dönemini:  Hac 5, Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.”  Nur Suresi 59 ayetine dayandırarak doğumla başlayıp, buluğla son bulan bir evre olarak tanımladı. Gençlik döneminin üst sınırı olarak da Mümin suresi 67. ayetine:  Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki içinizden daha önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O'dur. Umulur ki düşünürsünüz.”

Türkiye’de gençliğin kadim sorunlarını anketler ve araştırmalar üzerinden veren Türkmen şunları söyledi.

“Araştırmalara göre, tarihin son 200 yıllık dönemi, gençliğin kimlik ve kişilik arayışının en yoğun ve en çalkantılı dönemi olduğu söyleniyor… Bizi de çocuklarımızı da kuşatan cahili bir sistemde yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız düzende gençlerin doğal/fıtri eğilimlerini gözeten ve doğalarıyla barışık bir eğitim ve öğrenim süreci yaşadıkları söylenemez. Çocuklarımız ergenlik çağlarını da içine alacak şekilde uzun bir dönem zorunlu eğitime tabi tutuluyor. Verilen eğitim tamamen Batı dünya görüşünün parametrelerine dayanan, Allah’ın ölçülerini sınıf dışında bırakan zorunlu, ulusçu ve laik bir eğitimdir. Bu süreçte çocuk ve gençlerimize pratik bilgi ve becerilerini, dil kapasitelerini artıracak ve akletme güçlerini artıracak bir müfredat yerine, din dersi kitaplarının bile başından başlamak üzere Atatürk misyonu ve ulusal tabular öğretiliyor ve bu çarpık öğretim sürecinde insan doğasının cevapsız bırakılan boşlukları kapitalizmin çarpık tüketim kültürü tarafından dolduruyor. Müzik, spor, edebiyat gibi insan doğası ile irtibatlı araçlar, maalesef ki kapitalist tüketim kültürünün kirletmesiyle insan doğasını kirletmek ve insanı robotlaşan tüketim araçları haline getirmek için kullanılıyor.” “Genç hayata büyüyerek veya olgunlaşma süreciyle adım atarken kendi doğası ile, çevre ile, gelecek ile, hayatın anlamını çözümlemek ile karşı karşıyadır.  Ya doğru bir rehberlik ile bu konularda dengeyi yakalayacak, ya hakikatle ve doğasıyla çelişen mecralara sürüklenecek, ya da bu konuları geçiştirerek kendini hayatın akışına bırakacaktır. Ama içinde yaşadığımız düzende biliyoruz ki,  zorunlu eğitim ve resmi ideolojinin örgün ve yaygın eğitimle dayattığı kültür, gençleri kapitalist yaşam tarzı ile, muharref gelenek arasında tercih yapmaya zorlamaktadır. Mevcut eğitim sistemi gençlerin temel konularda bilgi ve becerisini artırmak, fıtri özelliklerini tanıtmak ve adalet ilkeleri çerçevesinde özgür düşünce yöntemini göstermekten çok, bir vasi gibi anne baba gibi gençlerimizin kimliğini biçimlendirmeye çalışıyor. Gençlerimizin kimliğini özgürce araştırma ve oluşturma yolunun önüne barikatlar çıkartıyor.” Sahih rehberlikten mahrum kalan gencin en önemli sorunu kimlik kirlenmesinden de önce, fıtratının doğasının kirlenmesidir. Merak duygusu en çok gençlikle irtibatlıdır. Doğru rehberlikten mahrum olan bu duygu genci sigara, alkol, esrar, extacy kulanımı gibi doğasıyla çelişen kötü alışkanlıklara sürükleyebilmektedir. Doğası kirlenen bir gencin hayatı doğru anlamlandırması ve kimliğini tutarlı kılması daha da zorlaşmaktadır.”

“Özellikle yaşadığımız ülkede gençlerimizin katıldığı şiddet olaylarının giderek arttığını görmekteyiz. Kasım 2006 ayı içinde (UPSAM) Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi gençlere yönelik “GENÇLER HAYATI NASIL ALGILIYOR” başlığı altında yaptığı anket uygulamasının sonuçlarını açıkladı. Ve ne yazık ki anketin sonucu tüyler ürpertici.

Anket, İstanbul, Erzurum, İzmir, Ankara, Trabzon,Kayseri, Manisa, Rize, Samsun, Giresun, Kütahya, Artvin, Zonguldak, Tokat, İzmit, Hakkari, Gaziantep gibi illerin merkezinde  lise öğrencileriyle yapıldı.

Anketin sonuçlarına  baktığımızda  bu gençlerin %74’ü ailede şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Yine %65’i şiddeti başkalarına uygulamıştır. Kime uyguladıkları sorulduğunda %31’i kendisini kızdıranlara ve %25’i kızlara şiddet uyguladığını belirtmiştir.   

Internet ortamları gençler için uygun bir ortam değildir. Ve  bu ortamlarda herhangi bir denetim ve rehberlik söz konusu olmadığı için gençlerin her türlü bilgiye yazılı ve görsel olarak ulaşmaları da mümkün olabilmektedir.  Yapılan ankette gençlerin büyük bir çoğunluğu  internete, internet cafe’lerde girdiğini belirtmektedir.

Ankette dile getirilen daha bir çok sorunla beraber sınav kaygısı, gelecek kaygısı, ailede, okulda şiddet sebebi ile gençler kendilerini anlayacak kişileri bulmakta zorlanmaktadır. %72’si sigara içtiğini, %65’i uyuşturucu kullanmayı bir kere de olsa denediğini,  %71’i okuldan kaçtığını ifade etmektedir. Bu yüzdeler  bu sonuçlar aslında gençlerimizden “bizi anlayın” çığlıklarının atıldığı rakamlardır.”

 - sigara, alkol, uyuşturucu kullanımı meşru görülmekte

-  Fuhuş, eşcinsellik, lezbiyenlik

- şiddete eğilim

- bilgisayar ve internet bağımlılığı

- başkalarına karşı güven kaybı

- her şeyi en iyi bilir psikolojisi

- kendini kimseye karşı mecbur saymamak

- her şeye sahip olmak hakkını kendinde görmek

- sahip olduğu şeyin kıymetini bilmemek, umursamamak

- Sınırsız tüketim  (bir noktadan sor-nra insanın insanı tükettiği bir dönem )

- Anormal giyim tarzı

- aşırı uyku uyuma

- erken ergenleşme ana okulu örneği….ve fıtri sapma…kız gibi davranan…

Gençlerin yüzde 66 sı sosyal medyayı kullanıyor. 10 gencin 9u sosyal medyada..

Peki, gençler için neler yapabiliriz. Öncelikle gençlerin duygularını, sosyal gelişimlerini de göz önünde bulundurarak  aileleri eğitecek nitelikte programlar  başlatılmalıdır.  Özellikle gençlerle nasıl iletişim kurulacağı, sevgilerini nasıl kazanılacağı ve onların kendilerini nasıl ifade edebilecekleri yönünde eğitmenlere özel  eğitim programları hazırlanmalıdır.  İletişim araçları (TV, İnternet vb.) konusunda gençler bilinçlendirilmelidir. Özellikle de geleceğin gençleri olacak çocuklar için hazırlanmış olan TV programlarında ki şiddet, hayal ürünü ve cinsel sapmalara sebebiyet veren programların çocuğa izletilmemesi  yönünde aileler bilinçlendirilmelidir. Ailelerin eğitimi…..

  1. Aile önemli ve ailenin modelliği
  2. Akşam yemekleri
  3. Anneler evi ihmal etmeyin…anneler kendi işlerini babalarda kendi işlerini yapmalı… kadınlar mutsuz ve bu gençlere yansıyor…çalışmayan kadın bile evde değil ana okulu örneği…
  4. Çocukluk önemli..erken ergen oluyorlar ve cinsel dürtüleri artıyor…cinsel tercihleri… ÜNİVERSİTELİ KIZLARLA DERSTE NE İŞLEYELİM DEDİĞİMİZDE…EŞCİNSELLERİ…
  5. Yanlarında giyimimize dikkat… iç tesettür… erkeklerde kamplarda şort…iç tesettürün güzelliği dış tesettürede yansır…
  6. Sorgulayıcı tavar yerine kuşatıcı tavır ve dinleme…
  7. Sosyal ortamlar oluşturmak-çok zayıf olduğumuzu ve önemsemediğimizi düşünüyorum  (gençler kötü alışkanlıkların ve arkadaşlıkların edindiği mekanlardan uzak durmalı. Buna karşılık iyi arkadaş edinmelidir. Çünkü yalnız kalan insanı şeytan kolay aldatabilir. İki kişi olursa zorlanır. Üç kişi olursa şeytan güç yetiremez…ebu davud.. cemaatleşmi…
  8. İbadi sorumlukular vermek…namaza kalkamıyoruz sen kaldırsan…
  9. Paylaşım azlığı, sevgi azlığı…sinemaya gitmek paylaşım değil..az ama nitelikli..
  10. İstişare… aile günü..
  11. Alkol uyuşturucu vs…bizim çocuklarımızdan uzak değil…
  12. Kendi yöntemlerini kullanmak,,, belgesel taş var onu itiyor sonra herkes itiyor..sorunlarla baş etmek…”

“Mekke’de İslam’ı seçerek Müslüman olan ilk genç sahabelerden biridir Erkam Bin Ebi’l Erkam. Babası Abdülmenaf, Mekke’nin ileri gelen ailelerinden Beni Mahmuz Kabilesine mensuptur ve İslam’ın azılı düşmanı olan Velid B. Muğire ile öz amca çocuklarıdır. Ancak rivayetlere bakarak Erkam’ın babasının müşrik ama insancıl biri,  annesinin ise müşrik ama şefkatli bir kadın olduğunu söyleyebiliriz.”  “Erkam Mekke toplumunda soylu ve zengin bir ailenin çocuğuydu. 17-18 yaşlarına geldiği zaman babası tarafından evlendirilir. Ve babası Safa ve Merve Tepeleri arasında   büyük bir ev satın alarak oğluna düğün hediyesi olarak verir. İşte bu ev İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlara sığınak olmuş, risalet güneşinin parladığı, Hz. Ömer’in İslam’ı kabul ettiği Erkam’ın Evi yani “Daru’l-Erkam” olmuştur. “Erkam Müslüman olduğunda henüz 17-18 yaşlarında bir gençti.  Müslüman olan 7. veya 12. insandır. Hz. Ebubekir’in teşvikiyle Müslüman olmuş, Bedir, Uhud, Hendek, Mekke’nin Fethi  gibi önemli savaşların hepsine katılmıştır. Rasul’ün (s) vahiy katipliğini yapmış, ilk İslam toplumunun çekirdek kadrosu içinde yer alarak Rasulullahı dinleyen ve onun eğitim metodundan geçen öncü mü’minlerden birisi olmuştur.”

Musab bin Umeyr, İslam tarihinin ilk genç öğretmeni.

O Mekke’nin soylu ve varlıklı ailelerindendi. İfadesi düzgün, hitabı güçlü, yumuşak ahlaklı ve zekiydi. Anne ve babası onun üzerine titrer, en güzel giysileri giyinir ve en güzel kokuları sürünürdü. Hz. Peygamber’in Musab için şu ifadeleri kullandığı rivayet edilir. “Mekke’de Musab bin Umeyr’den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim.” Ama Musab b. Umeyr dünya nimetlerine karşı Allah’ın hazinelerinin yanında olmuş, bütün varlığını geride bırakarak genç ruhunda bulunan boşluğa, hakikat, insanlık ve adalet arayışına cevap bulmak için kendisi gibi genç sahabe Erkam’ın evine giderek Rasul’ü dinlemiş, dinlediklerini akletmiş ve sonunda  biat etmiştir. İslam dinine tabii olan ilk genç öncüler arasında yer almıştır. Rivayetlere göre Musab b. Umeyr,  İslam dinine girmeden önce de insanlara bir faydası ve zararı olmayan putlara tapılmayı doğru bulmamış hatta onlara tapılmasından nefret etmiştir.   Musab b. Umeyr’in İslam dinini tercih etmesiyle beraber bütün hayatı değişmiştir. Zengin, varlıklı Musab artık imkânlarını paylaşan sade bir insandır. Musab’ın Müslüman olması ailesinde büyük yaralar açar. Oğullarının hiçbir şey vaat etmeyen bir dine tabii olmasını anlamlandıramayan ailesi tıpkı günümüz Kemalist, jakoben, Batıcı bir ailenin İslam’la tanışan çocuklarına nasıl ki psikolojik sorunlu muamelesi yapıyorlarsa, ona da benzer şekilde  davranırlar ve onu davasından vazgeçirebilmek için türlü eziyette bulunurlar. Musab’ı eve hapsederek aç ve susuz bırakırlar.  Daha sonra katlanması zor eziyet ve işkenceler yaparlar. Ancak Musab b. Umeyr bütün zorluklar karşısında sabır ve direniş göstererek Allahtan başka ilah olmadığını ve Hz. Muhammed’in onun peygamberi olduğunu haykırır. Gecenin belirli vakitlerinde Müslümanlarla beraber ciddi bir eğitimden geçmiş olan Musab, ailesinin bu katı ve zalimane tavrı karşısında Hz. İbrahim gibi üslubunu bozmayarak,  usluüp meselesi……Yusuf Suresi 108. ayette belirtildiği gibi basiret üzere hakka davet etme pratiğini yaşar. Ailesinin eziyetlerine katlanan Musab, Habeşistan’a hicret imkanı doğunca Rasul onu yaşadığı sıkıntılardan kurtarmak amacıyla  Habeşistan’a gönderir. Ve böylece Mekke’nin en yakışıklı, en varlıklı genci Musab her şeyini geride bırakarak, kimliğini ve varlığını korumak, dini kimliğini ayakta tutabilmek için Habeşistan’a hicret eden muhacirler kafilesinde yerini alır. Bu hicret Musab b. Umeyr için, hayata yeni yeni adım atan bir genç için, toy bir delikanlı için sadece mekânsal bir hicret değildir. Bu yolculuk genç bir sahabenin olgunlaşması, iradesinin daha bir güçlenmesi ve birikiminin zenginleşmesi için atılan bir adımdır    aslında… Musab b. Umeyr’in en büyük özelliği onun genç yaşta öğretmen olarak Hz. Peygamber tarafından Medine’ye gönderilmesidir.  Birinci Akabe Beyatı sonrasında altı kişilik bir grup insan İslam’ı seçerek Müslüman olur ve Rasulullah’tan kendilerine İslam dinini anlatacak, İslam dinini talim ettirecek bir öğretmen göndermesini talep ederler. Yaşları kemale ermiş çoğu tüccar bu topluluğa Hz. Muhammed gencecik bir Kur’an talebesini gönderir. Demek ki Rasul ondan emindir. Gittiği yerde nasıl konuşur, nasıl eğitim verir, nasıl örneklik oluşturur… Musab sınanmıştır, denenmiştir ve Rasul bu genç Kur’an talebesine kalbiyle güvenmektedir. Böylece Musab b. Umeyr Medine’ye ilk hicret eden, tebliğ örnekliği ile orada İslami gelişmeye alan açan ve ilk Cuma namazını kıldıran sahabe olmuştur. Genç ama olgun bir  öncü şahsiyetin çabalarıyla kısa zamanda İslam dini Medine sokaklarında yayılmış, İslam dininin uğramadığı hane kalmamış  ve  yeni yeni Musab’lar filizlenmeye başlamıştır. Musab b. Umeyr, Bedir ve Uhud savaşlarına katılmış, muhacirlerin sancağını taşımış bu yüzdende “Rasulullah’ın Bayraktarı” unvanını almıştır. Uhud savaşında iki kolunu kaybeden genç sahabe sancağı göğsüyle taşımaya çalışırken müşrikler tarafından şehid edilerek Ahzab Suresi 23. ayeti gereği Allah’a verdiği ahdini yerine getirmiştir.

Evet Musab b. Umeyr, Mekkenin en varlıklı çocuğuyken, en güzel ve en pahalı elbiseler giyinirken Müslüman olduktan sonra onu Mekke sokaklarında evinden kovulmuş ve  üzerindeki yamalı elbiselerle   dolaşırken gören Rasulullah’ın gözleri dolmuştur.  

Musab’ın ki bilinçli bir tercihtir. O mal zengini değil; onur, gönül, kimlik, yani şahsiyet zenginidir.   Musab b. Umeyr bizler için, günümüz gençleri için çok önemli bir rol model ve en iyi öğretmendir. O İslam tarihinin en genç eğitmenidir. Genç bir insanın bilgiyi nasıl tanıklaştırdığının, amelleştirdiğinin en büyük örneklerindendir. O bir adap, üslup, empati ve nezaket abidesidir. Onun şahitliği sadece sloganlarda saklı kalmamış büyük bir ahlak ve dinginlik içinde tüm yaşamına yansımış, iman kardeşliğiyle beraber biz olmanın bilincine varmış ve Kur’an’ın yaşayan şahitlerinden olmuştur.

Musab öğretmenimiz Rasulün işaret ettiği 7 başak veren sağlıklı bir tohumun ne denli diri, üretici, verici ve gelişimci olduğunu hayatıyla örneklendirmiş öncü bir şahsiyetimizdir. Vahyi kavramış, bilinçlenmiş ve vahyi bilgisini tavırlaştırmış bu tür gençlere, tohum şahsiyetlere ne kadar çok ihtiyacımız var. 

Dar’ul Erkamın eğitimine baktığımız zaman

  1. Güzel örneklik
  2. Güven
  3. Sevgi  ey rasulum sana uyan müminlere içtenlikle kol kanat ger şuara 215
  4. Samimiyet…
  5. İlim
  6. Yüreklilik
  7. Sabır
  8. Tedricilik
  9. Bütünlük
  10. Tevekkül
  11. Emel
  12. Beklentisizlik

“Vahyin elinden tutmayan bir akıl, ancak beş duyunun götüreceği yere kadar gider” (Ergenlik Dönemi, Ayten Durmuş, s.15) Bu nedenle vahyi bilinç, adap ve merhametle gençlerin elinden sıkı sımsıkı tutmamız ve sahih rehberlikler üretmemiz gerekmektedir.

HABERE YORUM KAT