Çağdaş hassasiyet

27.11.2009 14:21

Etyen Mahçupyan

Karşımızda kılık kıyafetiyle modern bir kadın var... Düşük bel pantolon, beli açıkta bırakan bir bluz, gümüş taklidi iri halkalı kolye, gülümseyen bir surat olarak tasarımlanmış büyük küpeler, siyahtan sarıya uzanan meçli saçlar ve kırmızı ojeli tırnaklar. Ama bu kadın aslında sandığınız gibi modern değil. O ‘çağdaş’ bir kadın... Elinde bir taş var. Kaldırmış gösteriyor. Zamanı gelince atacak besbelli... O kendisine benzemeyenlerle birlikte yaşamak istemeyen, kendisine benzemeyenlere tahammül bile edemeyen ve bu tepkisini ancak şiddet yoluyla dışa vuran bir kadın. Kısaca ‘çağdaş’ biri.

İzmir’de DTP konvoyunu ‘karşılayanların’ fotoğrafları bu çağdaşlığın nasıl cemaatsel bir tabana oturduğunu iyi gösteriyor. Çağdaşlık bir kültürel kimlik olmuş durumda. Aslında şaşırtıcı değil, çünkü Türk kimliği tümüyle devlet tarafından tanımlanan ve kamusal alandaki davranışlarla kanıtlanan bir siyasi kimlikten öte gidemedi. Dolayısıyla kendilerine ‘Türk’ diyenlerin kültürel zemini belirsiz ve sığ kaldı. Çağdaşlık o boşluğu dolduran bir yanılsama. Sığlığı ortadan kaldırmayan, ancak cemaatsel bir ortaklık yarattığı ölçüde, kişiye temelsiz olsa da özgüven kazandıran bir yumuşak kibirlilik hali. O nedenle çağdaş insanlar genellikle birbirlerine benziyorlar. Sadece kılık kıyafetleriyle değil, asıl kamusal alandaki tepkileriyle ve bu tepkilerin ima ettiği zihniyetle... Böyle bakıldığında çağdaşlığın çarpık bir modernlik türü olduğunu ve modernliğin tümünü hazmedemediği için de çoğulculuğu taşıyamadığını öne sürebiliriz.

Taraf’ın pazartesi günkü haberinin başlığı olan ‘taşlı-sopalı çağdaşlık’, İzmir’de görünür hale gelen bu dışlayıcı ve giderek ırkçı ‘hassasiyetin’ adını tam olarak koymuş gözükmüyor. Çünkü çağdaşlık zaten ‘taşlı-sopalı’ bir duruş. İnsanların ellerinde genelde taş olmamasının ve onun yerine modern aksesuarların taşınmasının nedeni, taşa mubah olan ötekilerin civarda bulunmaması ve çağdaş cemaatin bölgesinin steril bir biçimde kalması. Ancak bu steril durumun bozulduğu an, çağdaş cemaatin bastırılmış yenilgi duygusu ve buradan nasiplenen öfkesi şiddeti gereksiniyor.

Bu öfke aslında çağdaş cemaatin ‘siyasete’ katılma biçimi... Türkiye’nin bugünü ve yarını üzerinde o denli az etkiye sahipler ve kendilerini de öylesine edilgen hissediyorlar ki, aslında siyaseti bir bütün olarak mahkûm etmek, dışlamak ve mümkünse durdurmak istiyorlar. Bu yüzden şiddete eğilim göstermeleri son derece doğal. Siyaseti anlamsızlaşan şey, konuşmanın yerini silahın almasıdır ve bu çağdaş kesim de onlara en ‘insani’ gelen tercihi yaparak taş atıyor. Ne var ki burada biraz mide bulandıran bir durum da var: Toplu fotoğraflardan görüldüğü kadarıyla taşlar bir örnek gibi. Herhalde özel olarak üretilmiş ve bu tür etkinliklerde kullanılmak üzere saklanmış değiller. Ayrıca avuca oturmak zorunda olduğu için, taşların boyutlarının birbirine yakın olması da doğal. Ama gene de insan, bu gözlemi, etkinliğin ortaya çıkma biçimi ve sonrası ile birleştirdiğinde huylanmıyor değil. Cumhuriyet mitingleri tadında ama daha koyu kıvamda bir operasyonla karşı karşıyayız sanki. Tat aynı... İstiklal marşı, bayraklar, yürüyüş... Ama kıvamı koyu, çünkü bu kez karşıt olduklarınızla yüz yüzesiniz. Dolayısıyla taş anlamlı ve hele herkeste aynı boyda ve cinste taşların olması daha da anlamlı. Nitekim Taraf haberinin yan sütununda yer alan notlarda meselenin nasıl cemaatsel bir birlikteliğe denk düştüğü, hatta soldan bakanlar için ‘etno-sınıfsal’ olduğu açık. Birinin öldüğü haberi üzerine, “ölen Türk mü Kürt mü” diye soran kişiyi siz insanlığını unutmakla suçlayabilirsiniz, ama çağdaşlığın bir ritüele dönüştüğü noktada ‘insan’ zaten teferruat. Öte yandan olayı daha ‘gerçekçi’ bir biçimde algılayanlar da var: “Ciplerle şov yapıyorlar. Ben Türküm binemiyorum. Onlar neden biniyor” diye soran kişinin milli kimlikle araba tipi arasında oluşturduğu ilişkiyi de birçoğunuz yadırgayabilir. Oysa çağdaşlık zaten hak edilmemiş ama doğallaştırılmış bir kimliksel imtiyaz alanıdır. Yani ciplerle Türkler arasında nasıl doğal bir bağ varsa, Kürtlerin de üstü açık kamyonlarla bağı vardır. Çağdaşlık bu ayrışmayı sadece kuramsal alanda bırakmaz ve günlük hayatın reel ve sembolik diline de tahvil eder...

Daha iyi anlaşılması açısından size başka bir fotoğrafı hatırlatayım: Birinin kepenkleri kapalı, diğeri açık iki dükkân vitrini... Önünde uzun mantolu, topluklu ayakkabılı, saçları yapılmış bir kadın duruyor. Son derece modern. Ama aslında modernden ziyade çağdaş. Bunu elinde tuttuğu ve vitrinin camına indirmek üzere olduğu sopadan anlıyoruz... Tarih 6 Eylül 1955. Gayrımüslimlerden birine ait dükkânı talan etmeye hazırlanan kişilerden biri o. Kendisine benzemeyenlerin ‘burada’ hayat hakkının olmadığını, çünkü ‘buranın’ bütün cipleriyle ve sosyal imtiyazlarıyla birlikte kendisine ait olduğunu düşünen biri... Ötekilerin mal varlığına ve hayat hakkına el koymaya hazır, bunun için gerekli olan şiddeti uygulamaktan kaçınmayacak kadar ‘karakterli’ biri... Çağdaş bir kadın.

***


Nihayet
özlenen gerçekleşiyor. Siyaset alanının tek ayaklı kaldığını, AKP gibi ‘sağcı’ bir parti karşısında ihtiyaç duyulan ‘solun’ bir türlü kendi partisine kavuşamadığını söyleyenlerin gözü aydın. DSP’nin Ecevit çizgisinden ayrılması üzerine, kendi başına Ecevit çizgisinin peşinden bir süre giden Rahşan Hanım, aramakta olduğu prensi bulmuş gözüküyor. Kurulan yeni partinin adı Demokratik Sol Halk Partisi, başkanı da Hulki Cevizoğlu. Teklifi götürdüğünde Rahşan Hanım şöyle demiş: “Düşünceleriniz Ecevit ile uyumlu. Onu tekrar canlandırmaya çalışıyoruz, çünkü Ecevit’in partisi kalmadı.” Doğrusu parti kurmak için çok anlaşılır bir neden... Ecevit artık hayatta olmasa da bir partisinin olması ve bu partinin de onu en iyi temsil edecek kişilerle yönetilmesinden daha doğal ne olabilir?

Cevizoğlu da yeni partinin Atatürk’ün ve Ecevit’in ilkelerini yaşatacağını, “eksik olan Atatürkçü muhalefet açığını kapatacağını” söylemiş. Son bulgular Atatürk’ün farklı zamanlarda farklı şeyleri savunduğunu, asıl niyetini en yakın arkadaşlarından bile gizlediğini ortaya koymakta. Umarız yeni partimiz bu ilkelere gerçekten de sahip çıkar da millet demokrasi neymiş anlar.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim