1. YAZARLAR

  2. Süleyman Ceran

  3. Çağan Irmak’tan Modern Bir Masal; Prensesin Uykusu
Süleyman Ceran

Süleyman Ceran

Yazarın Tüm Yazıları >

Çağan Irmak’tan Modern Bir Masal; Prensesin Uykusu

A+A-

Uyku, kelimesinin estetiğine hayran kalırım düşündükçe. “Çocuk -e harfine yaslanmış uyuyordu” deyince Özel, bambaşka bir anlama çevrilir benim için; güvene dönüşür, huzura. Endişe olamaz oralarda. Ilıklık en çok. “Mışıl mışıl uyumak” cümlesi akışkan bir cümledir, avuçlarınız arasından kayıp gider ansızın. Öyle bir uyku halidir, birden, uyursunuz işte; genişleyerek kalkarsınız sonra. İnsan hayatının en fazla yer kaplayan ameliyesidir uyku. Evet, bir fiildir uyku hali. İnanmıyorsanız beyninizdeki milyarlarca nörona sorun, onlar, aralarındaki elektrik trafiği sayesinde rüyaların oluştuğunu anlatacaklardır size. Anlayacağınız, işin bürokrasi tarafını paylaşırlar sizinle. Çok kafaya takarsanız Elektroensefalografi (EEG) çektirip öğrenirsiniz olan biteni. Beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kâğıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırıp çıktısını alırsınız, olur biter.

Uyku imi üzerine masallardan tutun da ninnilere kadar ne çok şey üretilmiştir. Tam tersine uyumayı sembolik olarak değerlendirip eleştiren ne çok fikir ortaya çıkmıştır. “Uyan, derin uykudan uyan!” diyen İkbal, haksız olabilir mi hiç?

Uyku, tanımlanamaz boşluk hali, ölümün kardeşi. Bu devinim üzerine yazılmış en yaygın masal elbette “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”dir. Jacob Grimm (ö. 1863) ve kardeşi Wilhelm Grimm(ö. 1859) tarafından yazıldığından beri bu masal, kim bilir kaç milyar çocuğun düşlerini süsleyip, uyku diyarına biletlerini kesti. Kim bilir kaç kız ayna başına geçip, diyaloglara girişti. İşte hemen hepimizin hayatının bir kesitinde karşılaştığı bu masalı, Çağan Irmak, kendi zaviyesinden yorumlayarak sinemaya aktardı. “Prensesin Uykusu” adını verdiği bu hikâye, masalı tersine dönüştürmenin de kapısını açtı diyebiliriz.

Bu masalı yorumlayabilmek için kahramanlarının kısa tahlillerini yapmakta fayda var. İnsan yol arkadaşlarını tanımasının faydasını kim reddebilir?

Aziz (Çağlar Çorumlu): “7 Numara” dizisinde “aslanım gıralıçam” repliğiyle hatırlarda kalmış, “Haneler” adlı lüzumsuz parodiyle tekrar televizyona dönse de hak ettiği yeri bulamamış tiyatrocu. Filmde ise, hayatın özüne ilişkin çok ciddi kanaatleri olan, çevresinde olan bitene hem olduğu gibi hem de olmasını istediği gibi bakabilen birisi. Öksüz ve yetim. “ben gülmüyorum, yüzüm böyle” diyecek denli kendini tanıyan kendi âleminde bir genç. İyi niyet elçisi. Grimm Kardeşlere hayranlığı her halinden belli. Hele o “Seksen Günde Devr-i Âlem” sevgisi yok mu? Akıllara seza…

Gizem (Şevval Başpınar): Mutlu olunca sapsarı, üzgün olunca kahverengi, normal zamanlarda kumral saçlı bir çocuk. Hayal gibi. Günlük tutan, yaratıcı bir iç evrene sahip, büyümüş de küçülmüş masal prensesi. İnsanların kulaklarına, kendilerine ilişkin bir şeyler fısıldaması çok hoş. Uyuyan güzel.

Seçil (Sevinç Erbulak): Kadın kuaförü. Prenses’in annesi. Abartılı makyajının altında içli bir anne yattığını, unutmamak lazım. Kocalarıyla anlaşamamış sık rastlanan anne profilinin sahibi.

İskender (Genco Erkal): Avantür filmlerin aranılan yönetmeni. Derin unutulmuşluk buhranları geçiren üstat. Durakta (Durak iminin, metaforik bir yolculuğa işaret olduğu kayıt düşülmeli.) hep bir yerlere gitmeyi bekleyip de gidemeyen, neşeli, hayat dolu bir eski zaman muhibbi. Yitik İstanbul beyefendisi.

Neşet (Alican Yücesoy): Aziz’in yetimhaneden hamisi, dostu, sırdaşı ve sonrasında ev arkadaşı. Yakışıklı ve çapkın. Mavi.

“BİRİ UYUDU, ÖBÜRÜ DÜŞ GÖRDÜ”

Film, küçük dünyasında mutlu mesut yaşayan kütüphane memuru Aziz’in, oturduğu apartmana taşınan yeni komşusu küçük Gizem’le kapısının önünde tanışmasıyla başlıyor. Aziz’le küçük Gizem’in kapıda karşılaştıkları sahnede, kızın saçlarının altın sarısı olduğunu parıldadıkça parıldadığını, adeta altın kalbini dışa vurduğunu müşahede ederiz; ilerleyen vakitlerde kızın saçlarının rengi sık sık değişecektir.

Seçil’in belalı erkek arkadaşının eve gelmesiyle bir tartışma yaşanır. Meydana gelen arbedede, olan Gizem’e olur. Başından ağır yaralanan küçük kız hastaneye kaldırılır. Gizem, derin bir uykuya dalar. Aziz, yaşanan sıkıntılı süreçte Seçil’in yanında inatla yer alır. Bu aşamada, Gizem’in bir günlük tuttuğu ortaya çıkar. Notlarda kızın üç dileği yer almaktadır (masallardaki gökten üç elma düştü formuna telmih). Aziz, bu üç dileğin yerine gelmesiyle Gizem’in gözlerini açacağına inanır. Bu nedenle, prenses gözlerini açana kadar olan biteni onun günlüğüne not edecek bir yandan da dileklerini gerçekleştirmeye çalışacaktır.

İşte senaryo bu şekilde. Ama her zaman olduğu gibi gerçek, ayrıntılarda gizli. Kimin kimi hastanelik ettiği, kızın dilekleri, Redd Grubu, Aziz-Seçil ilişkisinin sonucu önemli değil. Aziz’in günlerinin aydınlık başlaması, ağaçları dinlemesi, onların özsularını keşfetmesi, çiçeklere dokunması, kitaplar üzerinde kurduğu çok katlı dev kütüphane hayalleri, cömertçe gülümsemesi, Gizem’in günlüğüne karaladıkları filmi film yapan şeyler. Aziz’in, küçük Gizem’in uyanması için ona masallar okuması, ayrı bir buluştur, bu durum filmde şöyle ifade edilir: “Uyandırmak için anlatılan bir masal anlatıyorum sana/dünyadaki bütün masalların aksine/uyanınca okunacak bir masal/bizim masalımız/dünyanın tüm masallarının tersine

Yalnızca bunlar değil, Dostlar Tiyatrosu’nda, “Sivas 93” ve “Marx’ın Dönüşü” gibi politik-ideolojik tiyatro oyunlarını cihadvari bir aşkla oynayan Genco Erkal’ın hayata dönüş/normalleşme filmi olan bu yapımda, İskender karakteriyle temsil edilen ve gerçek hayatta Yılmaz Atadeniz’in canlandırıldığı iddia edilen sahneler başlı başına Yeşilçam’a saygı duruşunu ifade eder. Bilimkurgu ve kovboy filmlerinin aranılan yönetmeni ve yapımcısı olan Atadeniz, “Kızılmaske”, “Zorro Kamçılı Süvari", “Çakırcalı Mehmet Efe”, “Kafkas Kartalı”, “Tarzan İstanbul’da” gibi filmlerle hatırlanır. İskender, misafirleri Aziz’e ve Neşet’e geçmiş avantür zamanlardan, sanatçı olarak algılanmamalarından ama bal gibi insanları eğlendirdiklerinden dem vurur. Arka fonda Zeki Demirkubuz’un resmi vardır; modern sinemaya selam durulur. İskender telefonla konuşurken, “Eceline Dövüşenler” filminin afişi ile hem Yeşilçam’a selam verilir hem de İskender’in haline gönderme yapılır şaka yollu. Bununla da bitmez, Yeşilçam’ın rahip, doktor, komiser, profesör rollerinde oynamış 76 yaşındaki aktörü Kayhan Yıldızoğlu’na, ismi anılarak, kocaman bir alkış gönderilir.

SİNAMANIN MASALLA RANDEVUSU

Prensesin Uykusu, Çağan Irmak için hayallerinin filmi denebilir. Masallar anlatır, çocukluk maceralarının kahramanlarına yer verir, animasyonla hayatını renklendirir, kitaplardan ahtapot çıkartır; eğlenir bol bol. Bir hikâye paylaşır bizimle, tıpkı Ulak’ta olduğu gibi. Prensesin Uykusu, çok ciddi eleştirilere maruz bırakılabilir. Redd Grubu’nun dizi formatında olduğu gibi uzun sekanslar halinde filme taşınmasından, film sonundaki ruh takası ve ölüm gibi Hollywood aktarmalı lüzumsuz bağlamalara kadar pek çok şey eleştirilebilir. Ama burada Türkiye’de sinema ile hikâye ve masalın buluştuğunu görürüz. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’den Keloğlan’a, Külkedisi’nden Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’a kadar yazılı sözlü pek çok masala gönderme yapan ve final alt metinlerinde teşekkür eden bu yapımı başlangıç filmi olarak görmek abartı sayılmamalıdır. Dileğimiz, hikâye ile buluşan sinemamızın en çok ihtiyacı olan ve bilgi ile hikmeti içerisinde barındıran “irfan”la randevusuna da yetişmesidir.

 

* Bu yazı Umran Dergisi’nin Ocak 2011 sayısında da yayınlanmıştır.

YAZIYA YORUM KAT