Çadır hukuku

07.04.2010 00:34

Bejan Matur

Kim kimi serbest bırakmış, kim kimi görevden almış, kim kimin yetkisini sınırlamış? Listenin uzunluğu ancak bir gofret yazısına imkân veriyor. En ciddi konuları gofret kıvamında yorumlayanlar haklı belki de. Mizahın sığlığı tahammülü artıran bir şey!

Son bir haftada yaşananlar mantık ölçüleriyle açıklanamayacak kadar vahim.

Dünyanın neresinde yaşansa skandal sayılacak bir hukuk saçmalığını bizler, ringde maç izler gibi izliyoruz. Kim kimi mağlup edecek konusu keyifli bir seyir alanı sanki. Olanların kendi hayatımız açısından vahametini kavrayamayışımız kültürümüzdeki hangi kodlarla ilgili acaba?

Hak, hukuk, adalet kavramlarının ait olması gereken yüksekliğe bir türlü oturmayışı açıklar mı?

Yaşanan bir cephe savaşı olduğuna göre, savaş terimlerinin netliğine sığınmak dışında bir yol kalmıyor.

Sipere mevzilenenler belli ki kavganın büyüsünden sarhoş. Bu durumda tarafsızlık ilkesine ne olduğu sorusu hiç kıymet taşımıyor. Öyle ya, inanç kaybı, kendisini şuur kaybıyla dengeler hep. Başka türlü nasıl devam edilecek? Hangi saikle? Tek hedefi hayatta kalmak olan ve hayatta kalmak için yok etmesi gerektiğine inanan birini hangi değerin üstünlüğüne inandıracaksın? Adaleti, hakkı, hukuku hangi ölçülerle göstereceksin?

Her savaşta böyledir; cephede kaybolan değerlerin yerini, mücadelenin kendisi alır. O nedenle, yargı bağımsız mı değil mi sorusu artık saçma bir soru. Tarafsız olmayan bir yargının bağımsız olması anlamlı olmadığı gibi, tehlikeli de.

Cepheye yazılanların birbirlerini suçlama biçimlerine bakın; dillerden düşmeyen hukuk bağımsızlığı kavramı ideoloji ve tarafgirlik kokuyor.

Kimse samimi bir biçimde hukukun bir üst değer olarak inşa edilmesini dert etmiş değil. Türkiye'nin siyasal, toplumsal kültüründe eşitlik, özgürlük, adalet kavramları birer değer olarak doğallıkla gelişmediği için belki de, hukuk hep bir aktör oldu. Aktör olmayı kendinde hak gördüğü için tarafını benimsemeyenlerle mücadele etti. Gerektiğinde kuralları ihlal edip, karşıt gördükleriyle şu günlerde olduğu gibi savaştı.

Halbuki hukuk, aktör değil, değerleri, sınırları, çevresi olan bir alan olmalı. Ancak böyle olursa saygı uyandırır.

Bugün bir cephe savaşında değerlerini yitirmiş bir toplum olarak, kendimizle yüzleşiyoruz. Yeni değerlerin inşası için bir eşik bu. Bu eşik hızla terk edilmezse dün olduğu gibi bir poligona dönüşebilir.

Aslında eşiği geçmek için tarihî bir fırsat var önümüzde; çünkü Türkiye'de hukuk mekanizması ilk defa bu kadar tartışılıyor. Bugüne kadar süren mücadele daha çok filler ve çimen arasındaydı. Şimdi manzara farklı. Düne kadar hesap vermeyenler, hesap vermek zorunda kalıyorlar. Verilen hesabın doğru ölçülere oturması için toplumsal bir reorganizasyon kendini dayatıyor. Bu da ancak seçimle, halkın iradesiyle olur.

Bu açıdan AKP aslında şanslı bir parti. Hukukun tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerinden bu denli uzaklaştığını kanıtlayacak daha çarpıcı bir olay yaşanmadı bugüne dek. Halka gitmek için başka nedene ihtiyaç var mı?

Bütün demokrasilerde olması gerektiği gibi hükümet halka gitmeli. Çünkü şu haliyle ne Meclis'in, ne hukukun, ne ordunun sözünün bir ağırlığı var. Ancak halkın iradesi taşları yerine oturtur. Seçim sandığından çıkacak kararın göstereceği hiza dengeleri yeniden belirlemeye yeter. İktidarı talep etmenin ve itiraz etmenin ölçüleri ancak böyle oluşur. Ve bu ölçülerin garantisi olan hukukun tarafsızlığı sağlanır. Türkiye'nin saygı uyandıran bir hukuka ihtiyacı var. Çadır hukukuna değil.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim