Büyükler İçin Masal: Pamuk Prenses ve Avcı

04.06.2012 02:20

Süleyman Ceran

19. yy Almanya’sında ülkelerini en ücra köşesine kadar gezip masal derleyen ve sonrasında her şeyi yeniden yazmış olan önemli bir çifttir Grimm Kardeşler. Dünyada bilinirliği en yaygın olan masallar bu iki kardeşe aittir. İşin ilginç yanı çocuk kitaplarında resmedilen, çizgi filmleri üretilen bu masallar pedagojik açıdan bakıldığında hiç de çocuklara göre değildir. “Külkedisi”nde camdan ayakkabıyı giyebilmek için üvey kız kardeşlerden birinin parmaklarını kesmesi, “Kırmızı Başlıklı Kız”daki herkesi yiyen kurt figürü, “Hansel ve Gretel”deki cadı, bunlardan sadece bazılarıdır. Çocuklara yazılmış gibi görünen ama yetişkin dünyasına hitap eden bol sembollü masallar üreten Grimm Kardeşlerin en yaygın masalı elbette yeni uyarlaması bu hafta beyazperdeye taşınan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”dir.

Önce annesi hastalanıp ölen, sonra babası üvey annesi tarafından öldürülen bir prenses. Tahta varis olma endişesi nedeniyle öldürülmek istenen, bu suikasttan merhamete gelen bir avcı sayesinde kurtulan bir kız. Karanlık Orman’a kaçan, cücelerin evine sığınıp büyücünün getirdiği zehirli elma ile öldürülmek istenen bir varis. Böylesine çocuklardan ziyade yetişkinlerin dünyasına ait masalı, üzerinde çeşitli değişiklikler yaparak “Pamuk Prenses ve Avcı” (Snow White and the Huntsman) adı ile ilk yönetmenlik deneyimini yaşayan Rupert Sanders beyazperdeye aktardı.

PAMUK PRENSES: ACILARIN ÇOCUĞU

pamuk_prenses_ve_avci-01.jpgAnnesini köyde bir katliamda kaybetmiş ve güzelliğini bir silaha dönüştüreceğine kendi kendine söz veren Kraliçe Ravenna (Charlize Theron), kralı büyülemiş sonrasında da canını alarak gizli ordusu ile hükmetmeye başlamıştır. Pamuk Prenses (Kristen Stewart) kuzey kulelerinden birinde tutsak tutulur. Annesini, babasını, iktidarını, ününü kaybedip yıllarca esir tutulan adeta “acıların çocuğu” olan bir kızdır. Bu esnada memleketin emeğini sömürdüğü yetmezmiş gibi genç kızların güzelliklerini ve ömürlerini ellerinden alan kraliçe, doğayı da sömürmüş; ülkenin üzerine karanlık, umutsuzluk ve korku tüm ağırlığıyla çöreklenmiştir.

Egosunun yansıması olan ayna ile yüzleşen Kraliçe, Pamuk Prenses’in kalbini ellerinin arasına alması halinde sonsuz bir güzellik ve ölümsüzlük gücüne sahip olacağını öğrenince kardeşini (Sam Spruell) onun bulunduğu yere gönderir ama kız bir şekilde kuleden kurtulup Kara Orman’a kaçar. Böylesine belalı bir yere gidip, prensesi öldürme görevi, eşi öldürüldüğünden beri zor günler geçiren Avcı Eric’e (Chris Hemsworth) verilir. Eric, Prenses’i öldüremez, birlikte kaçarlar. Az gidip uz gider dere tepe düz giderler ve tesettürlü kadınların olduğu bir yere varırlar. Güzellik avcısı kraliçeden kaçan ve erkekleri öldürülmüş olan bu kadınlar yüzlerini saklamakta hatta kendilerini yaralayıp güzelliklerini feda ederek hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Kadınların bulunduğu yerde saklanmaya çalışan ikili fazla duramaz; kraliçenin adamları prensesi her yerde aramaktadır çünkü. Bu esnada kahramanımızın çocukluk arkadaşı Prens William (Sam Claflin) ortaya çıkar. Ok kullanmakta usta olan William, masaldaki naif, kadınsı prens rolünden oldukça uzaktır ve Robin Hoodvari okçuluğuyla savaş meydanlarının gözde savaşçılarından olacaktır.

PAMUK PRENSES’TEN DEMİR JEAN D’ARC’A!

pamuk_prenses_ve_avci-02.jpgKara Orman, kraliçenin kötülüklerle dolu ülkesi ile perilerin diyarını birbirinden ayırmaktadır. Prenses ve Avcı karşılarına çıkan devle mücadele edip devi yola getirdikten sonra ormanı aşınca cücelerle karşılaşıp birlikte periler diyarına girerler. Cücelerin sayısı yediden sekize çıkmış, hikâyeleri ise derinleşmiştir. Yeraltında madende çalışırlarken, ülkedeki tüm cüceler, Kraliçe Ravenna’nın adamları tarafından katledilmiştir. Cüceler, Prensese sonuna kadar bağlılık sözü verirler; klasik Pamuk Prenses anlatısındaki yatak, çorba, ev temizliği ve bol şarkı gibi neşeli karelerden eser yoktur ama periler diyarında renkler adeta coşar. Görüntü yönetmeni hünerlerini gösterir, nefis bir görsellik izleyenlere eşlik eder. Beyaz geyik ortaya çıkar ve prensesin önünde eğilerek onu kutsallaştırır. Bu andan itibaren Pamuk Prenses Jean D’Arc’a dönüştürülür. Bu kutsal işaretten sonra kraliçe tarafından elma ile zehirlenip ölüm uykusuna dalan prenses, prensin değil de avcının öpücüğü ile uyanınca daha bir efsanevi boyut kazanır. Pamuk Prenses kendine geldikten sonra avcı, cüceler, prens ve gariban halk ile birleşerek kraliçeye savaş açar. Sahil boyu ilerleyen süvari sahnesi göz doldurur. İyi ile kötü arasındaki iktidar mücadelesi savaşa dönüşmüş, saflar netleşmiş ve ölümcül çatışma başlamıştır. Vatkalı elbisesi ve güzelliği ile masallardaki prensese benzeyen Pamuk, adının aksine oldukça destansı bir kararlılık ve liderlik örneği göstererek savaşacaktır.

ONLAR EREBİLECEK Mİ MURADINA?

“Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”deki ayna, kalp, elma, cüce, prens sembollerine bağlı kalıp içindeki çocuksu öğeleri temizleyen yönetmen Rupert Sanders, oldukça başarılı bir iş yapmış. Pamuk Prenses rolündeki Kristen Stewart, popülerliğini borçlu olduğu “Alacakaranlık”taki “Bella” rolündeki mimiklerinin yüzüne yapışıp kalmasını aşamayarak rolünün hakkını verememiş. Charlize Theron ise Kraliçe performansı ile adeta döktürmüş. Film, devamı gelecek şekilde ucu açık bırakılmış; prensesin avcıyı mı yoksa William’ı mı tercih edeceği belli değil. Hemen tüm karakterlerinin başından ölümcül serüvenler geçen bir masalın mizah öğesinin zayıf olması son derece normal. Karşımızda ciddi bir acı üzerine inşa edilmiş bir yapım var. Son kertede, “Pamuk Prenses ve Avcı”nın, insanoğlunun hep karşılaşacağı kötülerle ancak ve ancak umut, azim ve bir olmakla başa çıkabileceğini anlatan fantastik bir macera filmi olduğunu söyleyebiliriz.  

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim