Büyük soru ve büyük sorun…

09.07.2009 04:16

Ali Bayramoğlu

Son 5 yıl, son 10 yıl, son 25 yıl…

Geriye dönüp baktığınızda elbet Türkiye'nin farklı dönemlerini görürsünüz, farklı sorunlarını ya da kronik sorunların farklı şekillerini, varlığını gözlersiniz.

Ama akışta değişmeyen bir konu, daha doğrusu bir soru vardır:

Ülkede siyasi kararları kim alır, nasıl alır ya da kim kimin amiridir?

Bu mesele öylesine öne çıkar, tartışmaları öylesine kendisine endeksler ki, diğer konu ve sorunlar onun yanında tali hale gelir.

Asker-sivil gerginliği, vesayetçi demokrasi ya da askeri vesayet yapısı olarak adlandırdığımız bu asli konu bir tür asker sorunu olarak da tanımlanabilir.

Bugün de bu sorun etrafında debeleniyoruz.

Mesele sert…

Kaldı ki ordu, polis, özel güvenlik, jandarma gibi "aktörler"den oluşan güvenlik sektörü sadece Türkiye'nin sorunu değil.

Güvenlik kurumları sistemlerin en önemli parçalarından birisi haline geldikçe, bu sektörün demokratik denetimi de çağdaş demokrasinin "olmazsa olmazları"ndan birisine dönüştü.

Nitekim NATO'ya eski Doğu Bloğu ülkelerinin katılması aşamasında oluşturulan silahlı güçlerin şeffaf ve parlamenter denetimine ilişkin kriterler, bugün, genel geçer kurallar haline geldi. Keza AB'nin güvenlik sektörünün niteliği ve sivil denetimi konusunda kimi kuralları, demokrasi tanımında kuşatıcı bir nitelik kazandı.

Denebilir ki bugün Batı demokrasilerinde, demokrasilerin ilk ön koşulu sadece kolluk güçlerinin siyasi iradeye bağlılığıyla ölçülmüyor. Aynı zamanda bu güçlerin sivil sahadan uzak tutulmasıyla ve yakın denetimiyle tanımlanıyor…

Bunlar Türkiye'nin de sorunları…

Ancak yukarıda vurguladık, Türkiye'nin "askeri vesayet rejimi" olma gibi artı bir meselesi de daha var.

Vesayet rejimi askeri gücün devlet yapısı içinde özerk olmasını, buradan aldığı güçle başka kurumları denetlemesi, politikaları tespit etmesini ifade eder.

2006-2008 arası "Güvenlik Sektörü ve Demokratik Denetim" başlıklı almanak çalışmasından söz ettik dün.

Bu almanakta yer alan Meryem Erdal imzalı "Yürütme" makalesine bir göz atalım:

Şöyle deniyor:

"Milli Savunma Bakanlığı (MSB) dışındaki bakanlıklar, başbakan yardımcıları ve devlet bakanlıklarını düzenleyen 3046 sayılı kanun, 'milli güvenlik siyasetine' ayrı ve özel bir vurgu yapmış ve birçok bakanlığın teşkilat kanununu belirlemiştir. Kanuna göre, 'Bakanlar, bakanlık hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekten' sorumludur (m. 21).

Bu ifade, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunlarda aynen tekrarlanmıştır.

Birbirinden farklı uzmanlık gerektiren hizmet alanlarıyla ilgili faaliyetlerin çerçevesini çizmesi ve milli güvenlik siyasetinin kurumlara ve hayatın her alanına nüfuz ettirilmesi bakımından bu tekrar önem taşır. Hatta Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı gibi kilit öneme sahip bakanlıkların kuruluş kanunları kendilerine özgü ek ifadeler de içerir…"

Şu ilaveyi de biz yapalım: Bu ülkede Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yer alan milli güvenlik politikaları gizlidir ve politikacı devletin ilgili kurumları tarafından hazırlanan tümünü bilmediği, gizli politikayı yürütmekle yükümlüdür.

Şizofreni ya da otoritarizm…

Binler içinde tek bir örnek bu…

Bu sorun aşılmadan Türkiye asli sorunlarını tali meseleler olarak solumaya devam edecektir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim