1. YAZARLAR

  2. D. Mehmet Doğan

  3. Büyük Millet Meclisi nasıl açıldı?
D. Mehmet Doğan

D. Mehmet Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Büyük Millet Meclisi nasıl açıldı?

A+A-

Başlangıçta Meclis’in adında “Türkiye” kelimesi yoktu. Daha geniş bir coğrafya için, hatta bütün İslâm âlemi için mücadele edecek bir Meclis oluşturulduğu intibaı verilmek isteniyordu.

Sonradan, bir tahdit mahiyetinde Büyük Millet Meclisi’nin başına “Türkiye” kelimesi eklendi.
Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile ilgili olarak Hakimiyet-i Milliye’nin birinci sayfasında yer alan haberde şu bilgiler verilmektedir:
O gün yüce milletvekilleri ile beraber küçük büyük bütün hükümet memurları, memleketin eşrafı, Hacı Bayram Veli Camii Şerifi’nde toplanmaya acele ederek ve cuma namazının büyük bir cemaatle edasından sonra, önde lihye-i saadet (peygamberimizin sakalı) ve sancak-ı şerifi taşıyan bir âlimler ve şeyhler heyeti tekbir ve tehliller ile müminlere ruhanî feyzler saçtıkları halde alay ile Büyük Millet Meclisi dairesine varılmıştır. Yüce Meclis’in kapısında beliğ bir dua ile kurbanlar kesilmesinden sonra herkes içeriye girmiş ve lihye-i saadet ile sancak-ı şerif büyük saygı gösterisiyle başkanlık kürsüsü üzerine konularak zaten camii şerifde başlamış olan Kur’an hatmi ile Buharî-i şerif okumasının son kısımları uğur getirmesi için orada tamamlanmış hal ve zamanın gereğine uyan bir duadan sonra en yaşlı üye olan Sinop meb’usu Şerif Bey’in başkanlık kürsüsüne çıkmasıyla Büyük Millet Meclisi açılmıştır...
Tamamen dinî bir açılış!
Büyük Millet Meclisi’nin açılışında bütün tören sayılabilecek unsurlar, doğrudan dinî veya dolaylı olarak dinî sayılabilecek unsurlardır. Başlangıç, Hacı Bayram Camii’nde kılınan cuma namazıdır. Cuma namazı, mutlaka cemaatle kılınan, erkekler için farz-ı ayın (herkesçe yerine getirilmesi gereken farz) bir namazdır. Namaz öncesinde okunan hutbe de, farzdır. Hutbede, müslümanlara öğüt vermek esastır. Hatib, konuşmasında ekseriya günün siyasî ve sosyal olaylarından bahseder.
Cuma namazından sonra, camide bulunan Peygamber’imizin sakalı ile Sancak-ı şerif hocalar ve şeyhler tarafından tekbir ve tehlillerle en önde Meclis’e kadar götürülmüştür. Bu elbette, dinî unsurlar ihtiva eden ama dinî bir zorunluluk olmayan bir saygı ifadesidir. Meclis’in önünde, başka dinî bir tören yapılmakta, kurbanlar kesilmektedir. İçeriye girildikten sonra, Peygamberimizin sakalı ve Sancak-ı şerif başkanlık kürsüsüne büyük saygı gösterisiyle konulmuştur; kürsüye herkesten önce, bunlar çıkmıştır ki, kürsünün bir anlamda Hz. Peygamber’e hasredildiği, onun bir parçası sayılan sakalının teli ve sancağı ile gösterilmektedir. Daha sonra, Kur’an hatmi ve Buharî-i şerif okumalarının duası yapılmıştır. Burada dikkat edilirse, dinî yönü olmayan hiç bir tören sayılabilecek fiil yoktur. Baştan sona dinî veya dinî sayılabilecek bir törenle açılış yapılmış olmaktadır.
Elbette burada zamanının resmî bir yayınına dayanarak verilen bilgiler, sonradan laikleştirilmiş “kurtuluş” veya “bağımsızlık” savaşı anlatımına aykırı düşmektedir. Burada “resmî yayın” tâbiri tesadüfen kullanılmamıştır. Hakimiyet-i Milliye, M. Kemal Paşa’nın Ankara’ya geldikten sonra yayınlamaya başladığı gazetedir. Önce Heyet-i Temsiliye’nin, Sonra Büyük Millet Meclisi’nin yayın organı olmuştur. Bu gazetenin muhtevasının belirlenmesinde M. Kemal Paşa’nın birinci derecede rolü olduğunu tahmin etmek güç değildir. Paşa, gazetenin sadece muhtevasıyla değil, teknik meseleleriyle, hatta abone işleriyle bile ilgilenmiştir. Gazetenin 28 Nisan tarihli nüshasında yer alan haberlerin onun kontrolü olmaksızın yayınlanmadığını tahmin etmek güç değildir.
Neden canlandırılmıyor?
Bugünkü şartlarda TBMM’nin açılışının gerçek hüviyetiyle canlandırılması mümkün müdür? Millete anlatılanlarla, gerçekte olanlar arasındaki fark o kadar büyüktür ki, 23 Nisan, asla hatırda kalacak şekilde canlandırılan bir yıldönümü olamamaktadır. 23 Nisan gününün hareket noktası olan Hacı Bayram Camii, bu gün dolayısıyla yapılan törenlerde hatıra bile gelmemektedir!
Milli Mücadelenin başlangıcında halka emperyalizme karşı dini muhtevalı bir hareket sözü verildi. Halkdan bu şekilde destek istendi. Gerçekten de hem Meclis’in açılışında, hem de Meclis’te dini muhteva yüksek seviyede idi. Yunanlılar mağlub edildikten sonra mücadeleyi yürüten Meclis feshedildi. Yeni Meclis Lozanı kabul ettikten sonra, Türkiye o zamanın dünya hakimi İngiltere’nin projesine uygun tarzda küçük bir devlet olarak oluşturuldu. Buna uygun ideolojik yapılanma meydana getirildi. Yeni devletin ideolojisi, Meclis’in açılışındaki muhteva ile kavgalı bir yapıda idi. Yeni devlet meşruiyetini din dışı sentetik unsurlara dayandırmaya çalıştı. Aidiyetle meşruiyet arasında büyük bir açıklık, hatta zıddiyet meydana getirildi. Türkiye, aidiyetle meşruiyeti birbirine yakınlaştırdığı oranda güçlenecek ve gelişmesini engelleyen çatışmacı yapıdan kurtulabilecektir. İşte o zaman 23 Nisan’ın asli hüviyetine uygun olarak kutlanması mümkün olabilecektir!

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT