Bush vahşeti ve Irak

20.03.2008 08:00

Ahmet Varol

İslâm coğrafyasını hedef alan yeni haçlı seferleri saldırgan haçlı zihniyetinin Ortaçağ’da kalmadığını gösteriyordu. Bugün 20 Mart ve ABD’nin Irak’a saldırıyı başlatmasının üzerinden beş yıl geçti. Bugünkü yazımızda, Uluslar arası Göç Örgütü (IOM)’nün hazırladığı rapordan ve daha başka bilgi kaynaklarından yararlanarak çağımızın Moğol İmparatorluğu niteliğindeki ABD’nin beş yıllık işgalinin Irak halkı açısından nelere mal olduğu hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz.

Uluslararası Göç Örgütü raporuna göre bugün her beş Iraklıdan biri göç hayatı yaşıyor. Bunların bir kısmı Irak içinde yer değiştirmiş, çoğunluğu ise başka ülkelere dağılmış. Göçmenlerin bazıları Saddam döneminde çıkmış, ama büyük çoğunluğu işgal sonrasında göçe zorlanmış.

Göçmen Iraklıların önemli bir kısmı alt yapı hizmetinden yoksun oldukça kötü şartlarda hayatlarını sürdürmeye mahkûm edilmiş durumdalar. Bunların sayıları da 2 milyon 700 bini buluyor. Sadece Suriye ve Ürdün’deki mülteci kamplarında, oldukça sağlıksız şartlarda yaşamaya mecbur kalmış Iraklı göçmenlerin sayısı 2 milyon 400 bine yaklaşıyor. Üstelik bu insanların hayat şartlarının iyileştirilmesi veya yurtlarına yeniden dönmelerinin sağlanması için herhangi bir çalışma da yapılmıyor.

Beldelerinden çıkarıldıktan sonra geri dönme imkânı bulabilenlerin oranı tüm göçmenlerin sadece yüzde birine tekabül ediyor. Bu da büyük ölçüde o insanların, dönmeleri halinde güven içinde olmayacakları kanaati taşımalarından kaynaklanıyor. Bu durum, ABD işgalinin sebep olduğu korku ve endişenin boyutlarını ortaya koyuyor. Milyonlarca insan oldukça kötü şartlarda hayatlarını sürdürmelerine rağmen yine kendi beldelerine dönmemeyi tercih ediyor. Çünkü işgalci askerlerin çocuklarının kafalarına mermi sıkarak gözlerinin önünde öldürebileceklerinden ya da evlerine baskın düzenleyerek kadınlarını bilinmeyen bir yere götürüp ırzlarına tecavüz edeceklerinden korkuyorlar. Dolayısıyla böyle bir vahşetle karşı karşıya gelmektense mülteci kamplarındaki eziyete ve kötü şartlara katlanmayı tercih ediyorlar. Belki de işgal güçleri o insanların yeniden yurtlarına veya beldelerine dönmelerini istemediklerinden korku havasının sürmesi için çalışıyorlar. Evlere rasgele baskınlar düzenlemelerinin, kadınları sürekli ırzlarına tecavüz korkusuyla karşı karşıya bırakmalarının amacı bu olabilir.

ABD işgal güçlerinin Irak’taki nüfusu azaltmada kullandıkları tek metot korku havasını hâkim kılma ve göçe zorlama değil. Birinci derecede başvurdukları metodun katliam ve fitne yoluyla insanları birbirine kırdırma olduğunu biliyoruz.

Irak Parlamentosu’nun bayan üyelerinden ve Kadın ve Aile İşleri Komitesi’nin başkanı Semira el-Musevi geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şu an Irak’ta bir milyon civarında dul kadın bulunduğunu dile getirdi. el-Musevi, bu sayının Irak Planlama ve Kalkınma Bakanlığı’nın verdiği istatistiklere dayandığını söyledi. Bu bir milyon dul kadının bir kısmının eşlerinin işgal öncesinde, bazılarının da doğrudan savaşla ilgili olmayan sebeplerle öldüğünü farz edelim. En az yüzde sekseninin eşi işgal güçlerinin saldırılarında veya savaşla bağlantılı olaylarda hayatını kaybetmiştir. Bir milyon kadının dul kalması bu sayının en az üç katı kadar çocuğun da yetim kalması demektir. Görüldüğü gibi sayılar oldukça korkunç. Haçlı vahşetinin katliamlarının sonucu sadece insanların kitleler halinde imha edilmesinden ibaret değil. Öldürülen insanların bir de böyle geride kalan, bakıma, ilgiye muhtaç dul kadınları ve yetim çocukları oluyor.

İşgal güçleri tarafından veya doğrudan işgalle bağlantılı olaylarda ölenlerin hepsi geride dul kadın ve yetim çocuk bırakan babalar değil. Kadınlardan, evlilik çağına gelmemiş çocuklardan ve çocukluk çağında olmamakla birlikte evli olmayanlardan öldürülenler de dâhil edildiği zaman çağdaş haçlı vahşetinin Irak’ta imha ettiği insan sayısının bir milyonu bayağı aştığı ortaya çıkıyor. Irak’taki toplam nüfusun 27 milyon civarında olduğu düşünülürse en az 25 kişiden birinin öldüğü ortaya çıkar.

Şimdi bu rakamları dikkate alarak kabataslak bir tablo çizelim: Her 25 kişiden 1’i ölmüş, 5’i sürgüne gönderilmiş, 1’i dul, 3’ü yetim kalmış. Toplam 10 kişi. Nüfusun yüzde kırkı savaştan öldürülme, sürgün ve dul yahut yetim kalma suretiyle zarar görmüş. Büyük bir kesim de yaralanma, evinin yıkılması, işini kaybetme yoluyla zarar görmüştür. Amerikan vahşetinin karşımıza koyduğu tablo bu. Moğol istilasına maruz kalan beldelerin hiçbirinde bu kadar büyük zayiat olmamıştı.

Vakit gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim