1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. Bush işkencesi nihayet sona eriyor
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bush işkencesi nihayet sona eriyor

A+A-

Obama yönetiminde Adalet Bakanı olması beklenen Eric Holder, kendi ayarındaki meslek erbabı arasında bir ilki gerçekleştirerek, ABD'nin 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra sorgulamalarda uyguladığı suda boğulma hissi verme taktiğini (waterboarding) işkence olarak nitelendirdi.

Keşke George W. Bush da, sadece boğma taktiğinin değil, ABD başkanı olarak sekiz yıllık görev süresinin tamamının işkenceden pek aşağı kalmadığını kabul edebilseydi. Ama etmedi. Ve asla edeceğe de benzemiyor.

Gidici Bush, tarih nezdindeki imajını son bir kez düzeltme gayreti çerçevesinde sanki son günlerde verdiği röportajlar yetmiyormuş gibi, Amerikalılara Beyaz Saray'dan veda konuşması yapmak için perşembe gecesi televizyonlardan canlı yayın süresi rica etti. Vizyonu tarihin ilerleyen dönemlerinde ancak idrak edilebilecek akil bir lider portresi çizmeye çalıştı. Tarihin herhangi bir döneminde Bush'un genel olarak başarılı bir başkanlık yürüttüğüne hükmetmek için herhalde görme özürlü olmak gerekir. Bush kamuoyu araştırmalarının ölçü olmadığını söyleyedursun, son Gallup araştırmasında Amerikan halkının yüzde 61'inin başkanın iş performansını başarılı bulmadığı ortaya çıktı. Global anketlerdeki kanaat de berbat.

Kendinden çok emin olan Bush, Beyaz Saray'da bebek gibi rahat uyumuş olabilir. Ancak bıraktığı mirasın bir sonraki yönetimdekileri görünür gelecekte derin bir uykudan alıkoyacağı muhakkak. Hem dış politika hem ekonomi feci durumda. Bütçe açığı, işsizlik, dış sorunlar, vesairede rekor üstüne rekor kırıldı. Tarih Sayın Bush'u olumsuz manada bir rekortmen olarak anacak.

Bush, seçilmiş başkan Barack Obama'nın yarınki yemin törenini Amerika için bir 'ümit ve gurur anı' olarak nitelendirdi. Tüm eleştirilerim bir yana, Sayın Bush'u siyasi görüş ayrılıklarına rağmen halefine iltifat etmesinden ve beyefendi gibi davranmasından dolayı tebrik ediyorum. Ne var ki Obama, büyük ölçüde Bush'un kötü kararları nedeniyle ABD'nin gurur ve ümidi yurtta ve cihanda erimiş durumdayken göreve geliyor.

Sayın Bush, Amerikalılar ve diğerlerinden 'kararlı' eylemlerinden ve 'zor' kararlarından dolayı övgü bekliyor. Eğer karar ve eylemleri doğru olsaydı, bunu yapmaktan zevk duyardım. 'Hayırlı' ve 'şerli' arasında uzlaşma olamayacağını öne sürüyor. Haklı olabilir. Ancak problem şu ki, neyin hayır, neyin şer olduğu konusunda her zaman haklı değildi.

İngiltere gibi en yakın işbirlikçilerinin dahi artık terim olarak kullanmaktan vazgeçtiği 'teröre karşı savaş' adı altında, önleyici (preemptive) savaş ve devlet sponsorluğunda işkence gibi şerli taktiklere başvurmak doğru muydu? Guantanamo ve Ebu Gureyb gibi işkence merkezleri gerçekten iyiyi mi temsil ediyordu? Yoksa 11 Eylül saldırganlarının geldiği kültürün tamamından ayrım yapmaksızın intikam alma duygularından mütevellit şerri mi açığa çıkarıyordu?

Bush defaatle İslam'a ve masum Müslümanlara karşı savaşla iştigal etmediğini söylemişti. Ancak onun nezaretindeki devletin yaptığı ya da göz yumduğu birçok hareket bunun tam tersini düşündürüyor. Irak, Afganistan ve son olarak Gazze'deki büyük 'collateral' (istenmeyen) Müslüman kaybı rakamlarına bir bakın. Bunlar, yanlış kimseleri (mesela neocon ve oryantalistleri) dinleyip iyi tavsiyelere kapılarını kapatmanın sonuçları. Özellikle Başkan Yardımcısı Dick Cheney, eksi Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve eski Adalet Bakanı John Ashcroft gibi isimleri düşününce insanın aklına 'iyi' kelimesinin gelmesi çok zor.

Başkan Bush döneminde birkaç başarı elde edilmedi değil. Mesela Bush'un Afrika'da AIDS'le mücadeleye katkıları tabii ki takdire şayan. Oradaki insanlar, milyonlarca Müslüman dahil, Amerikalılara müteşekkirler.

Bu, ABD çıkarlarının aynı zamanda diğer ülkelere de faydalı olarak nasıl geliştirilebileceğine açık bir örnek. Şöyle bir tasavvur edin, savaş maliyetinin sadece küçük bir kısmı böyle mücadelelere harcansaydı dünya neye benzerdi? Adalet eken, adalet biçer. Haksızlık eken ise, haksızlık. AIDS inisiyatifi sayesinde radikal Amerikan karşıtlığının Afrika'da temellerini güçlendirme ihtimali şimdi daha az sayılmaz mı? Böyle yapıcı yaklaşımlar teröre kapsamlı çözüm noktasında savaşlardan çok daha etkili değil mi?

Naif olmaya gerek yok, savaş da hayatın bir gerçeği. Hiçbir ülke savaşı seçeneklerin tamamen dışına çıkaramaz. Ancak savaşlar sadece gerçekten gerekli, savunma mahiyetli ve hukuki olduğu sürece haklıdır. Sayın Bush, Irak Savaşı'nı tercih değil gereklilik esasına binaen açtığına inanmamızı istiyor. Savaşa temel gerekçe olarak gösterilen kitle imha silahlarının varlığı konusunda kendi istihbarat teşkilatlarınca yanlış yönlendirildiğinden şikayet dahi ediyor. Sanki aksini ima eden her bilgiye kulaklarını ve gözlerini kapamamış gibi. Sayın Bush, savaş sizin önceden hesaplanmış bir eyleminizdi. Kabul edin.

Ne kadar boyanmaya çalışılırsa çalışılsın, Bush dönemini büyük oranda tanımlayacak olan şeyler, bitirilememiş iki büyük savaş (Irak ve Afganistan'da), İslam dünyasının kaybedilişi, kuvvetlenmiş düşman ve hasımlar (İran ve Rusya gibi), Batı Avrupalı dostlar ve Türkiye dahil NATO müttefiklerinin itilmesi, ABD'nin Çin gibi yükselen yeni süper güçlerle rekabette avantaj yitirmesi, dünyadaki askerî ve yumuşak gücünün (hard power, soft power) azalışı ve ekonomi ve sağlıkta derin iç kriz olacak.

Bush işkencesinin sona ermesi sizi memnun etmiyor mu?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum