1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bursa'da "Müslümanların Sabiteleri ve Değişkenleri" Semineri
Bursa'da "Müslümanların Sabiteleri ve Değişkenleri" Semineri

Bursa'da "Müslümanların Sabiteleri ve Değişkenleri" Semineri

Bursa Özgür-Der Üniversite Gençliği "Müslümanların Sabiteleri ve Değişkenleri" adı altında Hamza Türkmen’in sunumuyla bir konferans gerçekleştirdi.

A+A-

Bursa Özgür-Der Üniversite Gençliği tarafından düzenlenen aylık seminerlerin dördüncüsü, "Müslümanların Sabiteleri ve Değişkenleri" adı altında Hamza Türkmen’in sunumuyla Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Türkmen, her insan ergenlik ve rüşd yaşına adım attığında hayatının anlamını, amacını, bir yaratıcının var olup olmadığını, ölüm sonrasını  sorgulamaya başlayacağını belirtti. Bağlı olarak da şu tespitlerde bulundu:

Fıtri olarak kişiler genellikle, öğretilmiş olanın dışında bu sorgulamalar sonucunda bir yaratıcının varlığına hükmederler. Peki yaratıcı var ise, muazzam bir düzen içinde işleyen makro ve mikro alemin düzeni içinde hakikati bulmak konusunda insanı başıboş mu bırakmıştır, İşte Yasin Sûresi’nde belirtildiği gibi uzaktan koşup gelen bir adam veya ailemiz ya da sosyal çevremizden birisi Rabbimizin elçi seçtiği son peygambere inzal ettiği hayat rehberi olan Kur’an’ı alıp gündemimize sokar.

Rabbimiz, okuyup anlamaya çalıştığımız Kur’an’da bizi tedebbür, tefekkür, tezekkür ifadeleri ile tahkike çağırır, bu vahyi bildirim içinde hiçbir çelişki olmadığını ifade eder ve zandan arınmış bir şekilde ona yakini yani kesin olarak iman etmemizi ister. Bu bağlamda Rasulullah’a inzal olan Kur’an’ın vakıa olarak bize kadar korunmuş olarak gelip gelmediği merakımızın da giderilmesinin gerektiğini bildiren Türkmen, Kur’an tarihi ile zanni rivayetlerden arınmış mütevatir bir kanaatın asıl olduğunu ve bunun gerçekliğinin nasıl olması gerektiğini anlattı. Bizce Allah’tan geldiği ve korunmuşluğu kesin olduktan sonda hayatı ve İslam’ı algılamada kesin ilim ifade eden ve en üst sabiteyi oluşturan ölçünün Kur’an olduğunu belirtti.

Kur’an,“muhkem”, yanı tek anlama gelen ve delaleti açık ayetlerle gaybi konulara nasıl yaklaşmamız gerektiğinin ölçüsünü verdiğini, bu ölçülerin sabitemizi oluşturduğunu vurguladı. Ayrıca Kur’an lafızlarını anlama bağlamında Rabbimizin Âli İmran Sûresi’nin 7. ayeti ile bizlere usul gösterdiğini belirtti. Lügat manaları korunmuşluğu ve güzellikte benzeşmişliği anlatan muhkem ve müteşabih lafızlarının, bu ayeti kerime de usul bildirmek için kullanıldığını belirten Türkmen şöyle dedi:

“Muhkem” ayetler açık, anlaşılır ve tek anlama gelen Kur’an’ın anası olan ayetlerdir. “Müteşabih” ayetler ise farklı anlamlar taşıyabilir veya gaybi boyut  itibariyle akibetini /tevilini mutlak olarak bilimeyiz ya da ayetlerdeki kapalı lafızlardır. Kur’an bütünlüğünü anlamak için müteşabihlerin makro ve mikro alemi ve hakikatleri anlamada vesileler oluşturduğunu ama muhkem ayetlerin bildirdiği ölçüler dairesinde anlaşılması gereken farklı yorumlar kaldırabilen ayetler olduğunu örnekler vererek açıkladı.

Yani Kur’an’ın anlaşılmasında sabitelerimiz, muhkem ayetlere dayanmalıydı. Ayrıca sabitelerin aslı Kur’an’da olan Rasulullah’ın mütevatir uygulamalarına dayanması gerekliliği üzerinde durdu. Müteşabih ayetleri ve Rasulullah’ın uygulamalarından rivayetler taşıyan hadisleri ise; ancak muhkem ayetleri ve İslami uygulamada da Rasulullah’ın aslı Kur’an’da olan mütevatir uygulamalarını temel ölçü alarak yorumlayabileceğimizi belirtti.

“Sabiteler”imizin, asıl ölçü aldığımız delaleti açık, Kur’an’ın anası olan muhkem ayetler ve aslı Kur’an’da olan Mütevatir Muhammedi Sünnet  olduğunu belirten Türkmen;

“Değişkenler”in ise Sabitileri gözeterek gaybi veya metodik konularda müteşabih ayetleri ve Muhammedi Sünnet’ten iz taşıyan sahih rivayetleri yorumlamamızdır veya içtahadlarımızdır dedi.

Konuya akaid ve mücadele metodu konusunda örnekler veren Hamza Türkmen, içinde müteşabih ayetlerin farklı yorumlarını taşıyan veya zanni rivayetleri kullanan Ehl-i Sünnet Vel-Cemaat veya Eş’ari, Maturidi ve Selefi akaidlerinin, yada İsna Aşeriye veya İmamiye akaidinin, akaid yani kesin inanç külliyatları değil; ancak müteşabih ayetlere ve zanni rivayetlere dayanan ve maslahat uman kelami yorumlar, içtihadlar olduğunu belirtti.

Belirttiği ekollerin gaybi alanla irtibatlı kitaplarının akaid değil, ancak içinde doğru da yanlış içtihadların ve kabullerin olabileceği kelam kitapları olduğunu; asıl akaid kitabımızın Rasulullah’ın akaid kitabı yani Kur’an-ı Kerim’in oluşturduğunu Türkmen; metod konusunda da sabitelerimizin mücadele alanı ve metodu ile ilgili muhkem ayetler ve aslı Kur’an’da olan Mütevatir Muhammedi Sünnet olduğunu belirtti. Dün de bugün de metod akaidden çıkar dedikten sonra kendi değişkenlerini yani ayet, rivayet ve vakıadan çıkartımlarını tartışılmaz nass olarak sunan yaklaşımların, Kur’an usülüne göre davranmadıklarını belirtti. Ve bu konuda gerek geçmiş mücadelelerden gerek son onlu yıllarda Nebevi, Rabbani, Tevhidi metod diye “sabiteler”le “değişkenler”i birbirine karıştırıp iyi niyetli bir gayret içinde de olunsa insanların karmaşaya sürüklendiğine örneklerle açılım getirdi.

Türkmen, İslam’ı anlama ve yaşamada sabiteler ve değişkenler konusunu anlayabilmek için ilk defa Kur’an’ı merkeze alan Kur’an merkezli bir akaid, bir Sünnet, bir Kelam, bir Fıkıh anlayışı idrakine varmamız gerekiyordu dedi. Türkiye denen sınırlar içinde yitirdiğimiz nimeti ancak hissedilir biçimde 1970’li yılların ortalarında düşe kalka öğrenmeye başladığımızı vurgulayan Türkmen, gerek bilgi gerek rehber eksikliğimiz içinde o yıllarda üzerine bastığımız toprağın alabildiğine çorak olduğunu bunun için de yürümeyi düşe kalka öğrendiğimiz için bazı hatalardan da yeterince kurtulunamadığını anlattı. Ama aradan geçen 30-35 yıllık süreç sonunda, ümmet coğrafyasındaki ıslah öncüleri ve hareketlerinin de birikimlerinden yararlanarak bugün üzerine bastığımız toprakta İslam’ı anlamak için bilgi eksikliğinin olmadığını belirtti. Aramasını bilen insan için artık bugün sahih bilgeye ulaşılabileceğini vurguladı. Ama önemli olan sahih bilgiyi amelleştirmek konusunda henüz istişarı temelli bir modelleşmeyi yapıp vahyi mesajı gereği gibi Türkiye toplumuna aktarmak ve örneklemek konusunda yeni olduğumuzu, birikim sahibi öncülerin özellikle yoğunluğunu bu noktaya teksif etmeleri gerekliliğini belirtti.

Seminer gelen soruların cevaplanmasının ardından son buldu.  

Haber: Cihan Burak MAZLUM

hamza-turkmen-20140103-02.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum