1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bursa-Turanköy'de Tevhid Kavramı Konuşuldu
Bursa-Turanköyde Tevhid Kavramı Konuşuldu

Bursa-Turanköy'de Tevhid Kavramı Konuşuldu

Bursa-Turanköy'de Behiç Turhan'ın sunumuyla tevhid kavramı işlendi.

A+A-

 

Özgür-Der TuranKöy Girişimi aylık seminerlinde bu ay tevhid konusunu ele aldı. Civan Behiç Turhanın sunumunu yaptığı program köy kahvesinde gerçekleştirildi.

Tevhid olgusunun anlaşılmasının ön koşullarından birisinin şirki anlamak olduğunu belirterek konuşmasına giriş yapan Turhan, tevhidin hem kavramsal hem de Kuran merkezli izahına dair şunları kaydetti;

Tevhid kelime anlamı itibariyle birlemek demektir. Birlemekten de kasıt Allah’ı birlemektir. Kelime, Kur’an’da bulunmaz ancak Kur’an’dan neşet ettiği açıktır.Kur’an’da tevhid lafzı geçmediği gibi, kelimenin fiil formu da geçmez; mesela vahhidû (tevhid edin) ya da Allah'ı birleyin manasını muhtevi benzer bir ifade yoktur. Ancak tevhidle aynı kökten olan vâhid ve ehad kelimeleri defaatle zikredilmiştir.

İlâhukum ilâhun vâhidun. (Bakara 163)

Mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid – Bir tek ilahtan başka ilah yoktur. (Maide 73)

Kul innemâ huve ilâhun vâhidun – De ki: O ancak bir tek ilahtır. (En’am 19)

Elbette tevhid, sadece Allah tektir, ondan başka ilah yoktur cümlesinden ibaret değildir; kavramın pek çok veçhesi, açılımı bulunmaktadır. Hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır. Dolayısıyla Lâ ilâhe illallah – kelime-i tevhid, kapsamı itibariyle dinin tamamını ifade eder.Kelime-i tevhid, ilk Kur’an muhatapları olan cahiliye dönemi Araplarının Allah tasavvuruna yönelik bir reddiyedir. Elbette cahiliye dönemi Araplarının vahye yönelik şedit muhalefetlerinin sebebi Allah’ı tamamen reddediyor olmaları değildir. Mekke müşrikleri Allah’ı bilmekte ve tanımaktadırlar, yani ateist değillerdir. Ancak Allah yanında başka birtakım sahte ilahlar peydahlamışlar ve bunların Allah katında değerli olduklarına inanmışlardır. Zihinlerindeki Allah, Kur’an’ın tanımladığı Allah’la bağdaşmaz. Bu nedenle Kur’an, onların çarpık Allah anlayışlarını her defasından tashih etmiştir. Zira Kur’an, yerleri ve gökleri var eden, bunları intizama sokan, sevk ve idare eden bir tek Allah’ın varlığına dikkat çeker:

Yoksa onlar, yeryüzünde ilahlar edindiler de onlar mı ölüyü diriltecekler? Oysa yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, yer de gök de bozulup giderdi. Hükümranlığın sahibi olan Allah, onların nitelemelerinden çok yücedir. (Enbiya 21 ve 22)

Allah’a evlat isnad eden küffara da şöyle der:

Allah evlat edinmemiştir. Onunla birlikte hiçbir ilah da yoktur. Eğer olsaydı, her ilah kendi yarattığıyla ilgilenir ve mutlaka biri diğerine galebe çalardı. Halbuki Allah onların yakıştırageldikleri sıfatlardan münezzehtir. (Mu’minun 91)

İhlas suresi, Kur’an’ın en kısa surelerinden biridir ama Kur’an’ın özeti gibidir. Bu özelliğinden dolayı ona tevhid suresi de denilmiştir.

De ki: o Allah tektir. Allah samed’dir. Doğurmadı, doğurulmadı. Hiçbir şey onun eşi dengi olamaz.

Bu ayetler, Allah’ı muharref dinlerin ve beşeri metafizik sistemlerin tanrı tasavvurlarından ayırmaktadır. Samed kelimesi hem surenin, hem Kur’an’ın, hem de tevhidin adeta anahtarıdır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, ama her muhtaç, avucunu ona açar. Hiçbir varlık Allah’tan müstağni olamaz, ama o her şeyden müstağnidir.Sure, sözü Allah’a çocuk isnad edenlere getirip onların bu iddialarını mutlak surette reddeder. Bilindiği gibi Hristiyanlar, İsa aleyhisselamı Allah’ın oğlu telakki etmişlerdir. Halbuki Samed Allah, çocuk edinmekten münezzehtir. Diğer bütün insanlar gibi İsa aleyhisselam ve annesi de Allah’ın kullarıdır. Ölümlerinden sonra ilah edinilmelerindeyse onların hiçbir kusuru bulunmamaktadır. Nitekim Allah’ın İsa aleyhisselama İnsanlara beni ve anamı Allah’tan başka iki ilah edinin diye sen mi tembihledin? diye sorması üzerine onun cevabı gayet açıktır:

Haşa! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu mutlaka bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, fakat ben senin zatında olanı bilmem. Sen şüphesiz gaybları mutlak bilensin. (Maide 116)

Allah’a çocuk isnad etmek, bağışlanabilir, sıradan bir günah değildir. Bu iftiraya Allah’ın gazabı o kadar şiddetlidir ki bu Meryem 88’de şöyle ifade edilmektedir:

Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecektir.

Kur’an, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’ diyenler kafir olmuşlardır buyuran Maide 73’le de teslis akidesini icad eden Hristiyanları tekfir etmektedir. Bilinmesi gerekir ki Yahudiler ve Hristiyanlar da tıpkı müşrikler gibi Allah’ı layıkıyla takdirde acze düşmüşlerdir. Çünkü Tevbe 30’da ifade edildiği üzere Yahudiler Uzeyr’i, Hristiyanlar da İsa’yı Allah’ın oğlu addetmişlerdir.Yahudilerin muharref kitabı Tevrat, Allah’ı tıpkı politeist dinlerde olduğu gibi bir tanrı-insan gibi tanıtmaktadır. Tevrat’ın tanrısı, cennette yürüyüşler yapar; kendi eliyle yarattığı adem ve eşini, kendisinden korkup çalıların arkasına gizlendiklerinde göremez ve hatta Adem neredesin?! diye ona seslenir. Yine kendi kulu olan bir insanla sabaha kadar güreş tutup her seferinde yenilir.

Allah’a çocuk yaraştırmak gibi bir cürümü Mekkeliler de işlemektedirler. Onlar melekleri dişi tahayyül edip onların Allah’ın kızları olduklarını ileri sürmektedirler ki bu iddiayı Kur’an insafsız bir taksim ve çok büyük bir söz şeklinde tavsif eder.İnancımıza göre Allah’ın varlığı kendiliğinden ve zorunludur. Onun varlığı hiç kimseye, hiçbir şeye bağımlı, izafi, ilintili değildir. Allah evvel ve ahir, kadim ve baki, ezeli ve ebedi, zahir ve batındır. Doğmak, ölmek, acıkmak, susamak, uyumak, uyuklamak, yorgunluk duyup dinlenmek, sıcaktan ve soğuktan etkilenmek gibi, akla gelebilen bütün beşeri hasletlerden münezzehtir. Zaten sayılan özellikleri havi bir varlık ilah değil ancak bir kul olabilir. Allah’ı zatında hakkıyla takdir edememek, doğal olarak sıfatlarında da takdir edememeyi doğurur. Tevhid dini İslam onu hem zat hem de sıfatlarıyla en doğru biçimde tanıtmaktadır.

Zaten insanları şirke düşüren de Allah’ı sıfatlarıyla doğru tanıyamamaktır. Aslında insanlar, zahirde Allah’ın sıfatlarını inkar etmemektedirler fakat Allah’ın dışında bazı insanları, cinleri, mefhum ve müesseseleri Allah gibi güçlü, kudretli ya da Allah katında nüfuzu olan varlıklar olarak telakki etmektedirler. Yani, Allah’a ait olan birtakım yetki, güç ve kudreti başka varlıklara da taksim etmektedirler.Evvelen Allah yaratıcıdır. Bütün her şeyi o, hem de yoktan var etmiştir. Gökleri ve yeri altı günde/dönemde/safhada hakla yaratmıştır ki müşrikler Allah’ın yaratıcı olduğunu inkar etmemişlerdir:

Eğer onlara, Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan elbette Allah derler.

Fakat Allah’ı hakkıyla takdir edemedikleri için dini Allah’a has kılmamış, ona ortaklar koşarak onun uluhiyyetini ve rububiyyetini başkalarına taksim etmişlerdir. Kur’an’sa şöyle demektedir:

O sizin Allah’ın ortakları sandığınız ilahlar bir sivrisineği bile yaratamazlar; hatta sinek onlardan bir şey kapsa götürse onu bile geri alamazlar. (Hac 73)

Müşriklere göre yaratan Allah’tır, ama rızkı da Allah mı vermektedir?

Hud 6’da beyan olunduğu üzere yeryüzündeki her canlının rızkı Allah’a aittir. Dolayısıyla tevhidi iyi kavramış mu’minlerin, sekülar bir zihinle rızk endişesi taşımaları mümkün değildir. Bununla beraber, rızkı kazanmak için meşru alanlarda çalışmak da yine tevhidin gereğidir. Sunnetullah böyledir. Hayvan ve bitkilerin aksine insan ancak çalışarak rızkını elde edebilir. Rızk endişesi mu’minlere harama sevketmez. Örneğin, Bakamayız kaygısıyla çocukları öldürmeyi Allah kesin bir dille yasaklamıştır.

Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onları da rızıklandırırız, sizi de. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur. (İsra 31) Tabii tıpkı cahiliye dönemi Arapları gibi, sekülar batı felsefesini referans alan çağdaş toplumlar da rızkı Allah’ın verdiğini değil, kendilerinin yarattığını zannetmektedirler.

Seminer katılımcılardan gelen katkı ve sorulara verilen yanıtların ardından sona erdirildi.

Haksöz-Haber: Abdurrahman Yıldırım

civan.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum