'Burada çok cevherler var!'

27.12.2011 06:45

Leyla İpekçi

Dersim'i bombalama emrini alan Sabiha Gökçen, 1956'da Milliyet gazetesinde Halit Kıvanç'a verdiği röportajda şöyle diyor: "Ata'nın verdiği tabancayı şöyle bir yokladım. Hiç lüzumu olmayacağı hissi vardı içimde(...) Ayrıca 'canlı ne görürseniz ateş edin' emri almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk."

Bu satırları Dersim'e gelmeden önceki günlerde Radikal'de okudum. Aynı gazetede şu haberi de okudum: Bugün Atatürk'ün partisi CHP'de kimi milletvekilleri Kılıçdaroğlu'na "biz Alevi partisi miyiz" diye tepki duyuyorlarmış. "Partide mali işler sorumlusu Alevi, teşkilat başkanı Alevi, Genel Başkan Alevi" diyen milletvekilleri de varmış. Çoğu Dersimlinin 38 katliamında Atatürk'ün sorumluluğu olmadığını düşünmesi gibi, galiba CHP'de de Alevilerin desteğinin kıymetini hiç bilmeyenler vardı!

Nasıl bu ülkede 'Sünnilik' vaktini doldurmuş, irtica üreten bir 'şey' olarak görüldüyse, Alevilik de hep gizli saklı yaşanmak zorunda kalan, kendini hiç güvenle var edemeyen bir 'şey' olarak kodlandı. Hem Alevilik hem Sünnilik bahanesiyle ne 28 Şubatlar geçti üzerimizden, ne Çorumlar, Maraşlar... Alevilerin on yıllardır yaşadığı zulmü düşünün. (Bizzat devletin içindeki 'operatörler' eliyle tezgâhlanmış dahi olsa, birileri de galeyana geldi her defasında.) Dersimlilerin sığındığı Atatürk sembolü de olmasa, on yıllarca her kesimi çatıştıran ve birbirine kıydıran devlete güvenmelerinin ne kadar zor olduğunu anlarız. Devlete güvenmek için tek sebebi olmayan bu halkın, resmî ideolojiye değil de, aslında Atatürk'e -acaba sadece bir sembol olarak mı- bağlandığını sorgulamaktaydım, Tunceli'de Atatürk Mahallesi'nde dolaşırken.

38 katliamından 90'lara aynı kelimelerin içinde çürüdü Dersim'de mazlumlar. Evet, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, 4 ay öncesi de 'acı geçmiş'tir burada, 20 yıl öncesi de, 70 yıl öncesi de. Hakkıyla unutulması için acının paylaşılması, suçun teşhis edilmesi ve tam anlamıyla bir telafi ağı kurulması gerekiyor. Şimdi herkesin konuşma, buluşma, tanışma zamanı. Ama topraktaki kan henüz pıhtılaşmadı. Onu hakkıyla örtmek için, hakkıyla teşhis etmek gerekecek önce.

Dersimli sanatçı Metin Kahraman da yine aynı gazeteye verdiği dokunaklı ve ayrıntılı söyleşide şöyle demişti birkaç gün evvel: "Ağıtların hiçbirini söylemek istemem. Düğün türküleri söylemek istiyoruz(...) Yeter ya! Bu kadar isim, bu kadar yakıştırma. Ben bile yirmi yaşlıyla görüştükten sonra travmatik durumlar yaşadım. Acıların peşine mi düşeceğiz hep? Burada çok cevherler var oysa."

İşte Tunceli'de karşılaştığım kuyumcudan fotoğrafçıya, esnaftan tezgâhtara, öğrenciden veliye sokaktaki insanların yüzünde bu cevherin yansımasını bulmayı denedim. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği organizasyonda beni en çok etkileyen anlardan biri, okulda velilerle buluşmamızda, bizzat velilerin gözlerinin dolu dolu olmasıydı.

"Bugüne dek Alevi inancımızdan dolayı bizi asimilasyona uğratan kimseyi görmedik" derken, öğretmenlerle ve yöneticilerle birlikte okulun sözgelimi banklarını bile birlikte temizleyen bu veliler evlatlarının eğitimiyle çok yakından ilgili. Zaten gelir düzeyi düşük olmasına rağmen okur yazarlığın çok yüksek olduğu bir il burası. Okul yöneticilerinden biri, kolejin kısa zamanda Türkiye'de çok başarılı bir seviye yakalamasının, ödüller almasının da işte velilerin bu ilgi ve çabasıyla da çok yakından ilgili olduğunu belirtiyor.

Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen ise göreve geldiğinde kurduğu Dersimspor ile -ve daha sonraki icraatlarıyla- devletin son dönem atadığı valiler kategorisine dahil olacağının sinyalini vermişti. 90'ların sonuna dek devlet tarafındanTunceli gibi yerlere genellikle göreve ilk başlayan valiler atanırken şimdilerde bu durum değişmekteymiş. Bölgedeki illere artık çoğunlukla Taşkesen gibi daha kıdemli valiler atanıyor.

Dersimspor'un önemi şurada ki, bu ad ilk kez devlet nezdinde kullanıldığı ve kıyamet kopmadığı için, hemen ardından birçok sivil toplum kuruluşu da kendi isminde Dersim'e yer vermeye başlamış. Halkın devletten bu kadar çektikten sonra pat diye devlete güven duymasının kolay olmadığını, bunu anlamak gerektiğini; ama yüz yüze buluşmalar arttıkça niyetin sahiciliğinin ortaya çıkmakta olduğunu belirtiyor Vali Taşkesen.

Dersim'de, yılın en kısa gündüzü sona ererken, Munzur Koleji öğrencilerinden şarkılar, türküler dinledik. Yanımda oturan tarih öğretmenine takıldı gözüm. Ayşe öğretmen, sahneye her çıkan öğrencisini bana gururla anlatıyor, onlarla bakışıyordu. Gözleri dolu doluydu. Dersimli çocuklara sözgelimi yakın tarihi müfredata uygun biçimde anlatmak ve onların güvenini böylesine kazanmak!.. Evet, "canlı ne görürseniz ateş edin" emrinden bugüne artık bir şeyler hakkıyla değişiyor sahiden.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim