1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Bunlar, neye “Hayır” dediklerini de bilmiyor!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Bunlar, neye “Hayır” dediklerini de bilmiyor!

A+A-

Gündem referandum... Öyle bir referandum ki; sadece “12 Eylül’le hesaplaşma” sınırlarını çoktan aştı...

Referandum, aynı zamanda “Hayır cephesi”nin maskelerinin düşmesine ve “neye hayır dediklerini bilmedikleri”nin ortaya çıkmasına da vesile oldu... “Villalı Kemal Bey”i zaten biliyorsunuz... “Popülizm” yapacağım diye, “Referandum konuları” ile hiç ilgisi olmayan mevzulara daldı ve yüzüne-gözüne bulaştırdı!.. Hani; “Bu anayasa değişikliğinde niye işsizlik yok?.. Bu anayasa değişikliğinde niye işçi ve memur yok” diye başladığı “popülist eleştirileri”ni; “Bu anayasada niye Kayseri mantısı yok” demeye kadar vardırıp; “Anayasa kitabı” ile “Yemek kitabı”nı birbirine karıştırmış ve son derece “komik” duruma düşmüştü ya; Ankara’da yapılan “toplugörüşme”ler ortaya çıkardı ki; “değişiklik paketi”nde “memur” da vardır ve “memurun gözü 13 Eylül sabahında”dır, iyi mi?..
İşin çok daha ilginç yanı; “memur”lar da bunu bile bile “Hayır” diyeceklerini açıklamışlardır!..
AHH, KÖROLASICA İDEOLOJİK KÖRLÜK!
Olayı az-çok biliyor olmalısınız...
Efendim; referandumda “Hayır” diyeceklerini ilân eden, bunun için “afiş”ler bastıran KESK ve Kamu-Sen, Hükümet’le “toplugörüşme” masasına oturmuşlar...
Masanın bu tarafında Hükümet adına Hayati Yazıcı, karşı tarafında KESK Başkanı Sami Evren ve Kamu-Sen Başkanı Bircan Akyıldız... Hemen herkes “kıyasıya bir pazarlık” beklerken, Sami Evren demiş ki;
“Anayasa değişikliğindeki memura Toplusözleşme Hakkı’ndan yararlanmak istiyoruz... Zam pazarlığını, anayasa değişikliğinin oylanacağı 12 Eylül’deki referandum sonrasına bırakalım!”
Eğitim-Sen de bu öneriye destek verince görüşmeler 18 Ağustos’a ertelenmiş!..
Bu olay; “Paketin içinde memur için bir düzenleme yok” diyen CHP Genel Başkanı villalı Kemal Bey’e okkalı bir cevaptır!..
Ama aynı zamanda, “memur sendikaları”nın açtığı “Hayır” kampanyasının da ne kadar “ön yargılı” ve “ideolojik” olduğunu gözler önüne sermiştir!..
Değişiklik paketinde “memur” varsa ve düzenlemeler “memur için iyi” ise, niye “hayır” diyorsunuz?..
Değişiklik, “memurun hayrına olmayacak” ise, niye “12 Eylül sonrasını bekleyelim” diyorsunuz!..
Bu, neye benziyor biliyor musunuz;
Hani, “gelin adayı” kızlar, tam evlerinden çıkarlarken ana-baba veya kardeşlerine sarılıp ağlarlar ya; anne-baba da “Madem bizim hasretimize dayanamayacaksın, o halde vazgeç gitmekten” deyince gelin adayı; “Hem ağlarım, hem giderim” der ya, KESK ve Kamu-Sen’in yaptığı da bu!..
Hem ağlıyorlar, hem “hayır” diyorlar, hem de “12 Eylül sonrasını bekleyelim” diyorlar!..
Demek ki, aslında “referandumda Evet demeye meyilleri” var...
Referandumun “mutluluk” getireceğini biliyorlar ama ah şu körolasıca önyargı, körolasıca ideoloji!..
Ve de, körolasıca “mahalle baskısı!”
SEZEN AKSU’YA LİNÇ KAMPANYASI
“Mahalle baskısı” dedim de, aklıma geldi...
Ünlü sanatçı Sezen Aksu’ya neler yaptığını gördünüz değil mi?.. Hem “demokratik açılım”a, hem de “anayasa değişikliği”ne “Evet” dedi diye, kadıncağızı “bir kaşık suda boğmaya” kalktılar... Resmen ve alenen “linç” uyguladılar...
CHP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, ünlü sanatçıya “hakaret” edip; “Biz onun Sezen Aksu olduğunu zannediyorduk, ne bilelim Sazan Aksu olduğunu” dedi...
Bay Kemal de katıldı “linç kampanyası”na;
“Sezen Hanım, beni üzmedi ama bunu söylememesi gerekiyordu. İyice ölçüp, biçip düşünüp konuşması gerekirdi... Umarım Sezen Aksu’nun telefonları dinlenmiyordur.”
Demek oluyor ki, iyice ölçüp-biçmek için “Hayır” demesi gerekiyormuş!..
Bilirsiniz, “bu taraftaki” insanlar “besmele” çekseler, “içki” içmeseler, parmaklarına “gümüş yüzük” taksalar, hemen yaftayı yapıştırırlar: “Mahalle baskısı!”
Peki bu ne, bu?..
“Mahalle baskısı”nın daniskası!..
Öyle bir baskı ki, “sanatçı”lar susmak zorunda kaldılar!.. Öyle ya; “Evet” deyip de, “linç” edilmektense, “susmak” en iyisi!..
Yine de iyi oldu...
“Maske”ler düştü ve kimlerin en şedit biçimde “mahalle baskısı” uyguladığı bir defa daha görüldü!..
BUNLAR “AKÇALI” İŞLER!
Hani, bu “baskı”yı uygulayanlar, bari “dürüst” olsalar!..
Bir dediği, diğer dediğini tutmayan “Bay Kemal”in “zikzak”larını biliyorsunuz.
Tam 4 defa “aday olmayacağım” dedi ama sonunda “ihanet”i göze alıp, “aday” olduğunu açıkladı ve seçildi...
Aynı Kemal Bey; “villada oturmayacağım” dedi ama “havuzlu villa”sının olduğu ortaya çıktı!..
Hem de iki tane!..
İşte Melih Gökçek’ten son bomba:
Gökçek, Kılıçdaroğlu’nun malvarlığında gösterdiği “Akçalı Konut Yapı Kooperatifi’ne ancak belediye çalışanlarının girebileceğini” belirterek, demiş ki;
“Belediye çalışanlarının kurduğu kooperatif. Sözleşmeye göre, üyeleri belediyede çalışan devlet memurlarından oluşacaktı. Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediyesi elemanı mı? Ya biri kendi adına alıyor. Ya da bir üye sıkışmış onun elinden alıyor. Bunlar sembolik fiyatlarla verilmiş.”
O dönem, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda kim oturuyordu acaba?..
Murat Karayalçın mı?..
Evet, Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Belediye memuru” gibi gösterip de, onu “kooperatif üyesi” yapan Murat Karayalçın mı?..
Yoksa, bir üye, “eli sıkışınca”, üyeliğini Kılıçdaroğlu’na mı devretti?..
İyi de, sorarlar adama;
“Sen villanın taksitlerini ödemekte zorlandığını söylerken, bu kooperatif üyeliği de neyin nesi?!?”
Hem “zor durumda” olduğunu söylüyorsun, hem de “villa ve daire istiflemeye” devam ediyorsun!..
Bu ne perhiz, bu ne turşu?..
RAHŞAN AFFI’YLA MI KURTULDU?
Ve Gökçek’ten bir bomba daha:
SSK Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde kurumu “milyarlarca dolar zarara uğrattığı” belgelerle ortaya konulan Kemal Kılıçdaroğlu, meğer “yargılanmak”tan “Rahşan Affı ile kurtulmuş”, iyi mi?..
“Yargılanmaktan Rahşan Affı ile kurtulan” bir adam, şimdi bu ülkenin Başbakan’ını, “kalpazan” olmakla itham ediyor!..
Terbiyesizce bir itham!..
İşin garibi; bu “saldırgan politika”nın da “CHP’ye fayda sağlayacağını” düşünüyor... Ama, yanılıyor!..
Hem de fena halde yanılıyor!..
O kadar yanılıyor ki;
Kılıçdaroğlu CHP’ye Genel Başkan olduğu günlerde, biraz da “medyanın estirdiği rüzgâr”la, CHP’nin oy oranı “yüzde 30-31’lere” tırmanmış görünüyordu!..
“Saldırgan” ve “hakaret” dolu “seviyesiz” konuşmalardan sonra “erime” başlamış ve CHP’nin şimdiki oy oranı “yüzde 27’lere” gerilemiş!..
Sizin anlayacağınız;
Kazandıklarını hovardaca harcamış!..
Yüzde 30-31’den,
Yüzde 26-27’lere!..
KILIÇDAROĞLU “UMUT” OLAMADI!
Peki, bu “çöküş”e geçişin sebebi ne?..
Bazı yazarlar, bunu “10 madde” halinde sıralayıp, diyorlar ki;
¥ Referandum sürecinde ilk kez çıktığı siyasi alanda “Neden hayır?” sorusuna, köşe yazarları kadar bile yanıt veremedi, veremiyor.
¥ “Recep Bey” ve “Havuzlu villa” dışında hatırda kalacak bir şey söylemedi, söylemiyor.
¥ “Özgürlükler” alanında alabildiğine mütereddit ve çekimser davranırken, bir savcı iddianamesinden yola çıkarak Başbakan’a ağzını doldurarak “kalpazan” demekte bir sakınca görmedi, görmüyor.
¥ Anayasa değişikliğinde tezlerini halkın diline çevirmedi, çeviremiyor.
¥ Siyasette seviyeyi yükseltmek yerine ucuz popülizme savruldu, savruluyor.
¥ Ucuz popülizmin bile hakkını veremedi, veremiyor.
¥ Karamsarlık ve yeis aşıladı, aşılıyor. Umut olamadı, olamıyor.
¥ Partiye egemen olmadı, olamıyor...
¥ Bir ideolojik perspektif ortaya koymadı, koyamıyor.
¥ Partinin önde gelen isimlerini sahaya sürecek bir liderlik sergilemedi, sergilemiyor.
Evet, tablo ortada:
Kemal Kılıçdaroğlu, “partiye egemen olamadığı” gibi, halka da “umut” olamadı!..
Bırakın “lider” olmayı, “genel başkan” olmayı bile beceremedi!..
Tabiî, bu beceriksizlik “CHP’nin oyları”na da yansıdı!..
Yüzde 30-31’den,
Yüzde 26-27’ye düşüş!..
ONUN ADI “VAAZ”DIR, “HUTBE” DEĞİL!
Bu düşüşte, “referandumun ruhunu” kavrayamaması elbette büyük rol oynadı...
Ama “halkın ruhunu” ve hatta “halkın dili”ni de kavrayamadı “Villa Kemal!”
Önceki gün Taha Akyol yazdı...
Kılıçdaroğlu Kastamonululara hitap ederken, “İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif”in, Kastamonu’da Kurtuluş Savaşımızı desteklemek için “fetva verdiğini” söylemiş!..
Hayret etmiş Taha Akyol... Doğaçlama konuştuğu için mi “fetva” deyivermiş acaba? Bir sürçü lisan mı yapmış?.. Ama hayır, konuşmasının devamında “fetva verdi” diye tekrarlamış!..
Ama merhum Mehmet Âkif hiç fetva vermedi ki!
Fetva vermek için Âkif’in dini bakımdan da hukuki bakımdan da yetkisi yoktu.
Büyük Âkif’in Kastamonu’da, Kasım 1920’de Nasrullah Camii’nde Milli Mücadele’ye destek vermek için yaptığı şey “fetva vermek” değildi; “vaaz vermek”ti!
Görüyorsunuz ya;
“Anayasa kitabı” ile “yemek kitabı” arasındaki farkı bile bilmeyen Bay Kılıçdaroğlu, “fetva” ile “vaaz” arasındaki farkı da bilmiyor!..
“Fetva” bir “hüküm”dür!..
“Vaaz” ise bir “nasihat” ve “hitabet” şekli!..
Söyleyin Allah aşkına;
“Fetva” ve “vaaz” gibi “dinî kavram”lardan bile haberi olmayan bir adam halkla nasıl bütünleşir, halkla nasıl kucaklaşır?..
Bunlar için “halktan kopuk” diyoruz ya, işte son ispatı!..
“Sezen”lere “Sazan” demekle!.. “Vaaz”lara “fetva” demekle!.. “Memur”larla ilgili değişikliğe “yok” demekle nereye varacaklarını sanıyor bunlar?!?
Varsalar, varsalar; yüzde 26-27’den herhalde yüzde 20’lere varırlar!..
Bir gün, bir de bakmışsınız;
Kemal Bey de düşüvermiş!..
Yakındır!.. Hele “referandum”u bekleyin!..


Siz de seyretmeyin!
Düşünebiliyor musunuz; “875 bin ev sular altında” bulunuyor... “6 milyon kişi temiz su içmekten mahrum” halde... Milyonlarca insan “salgın hastalık” tehlikesiyle karşı karşıya!.. Oluşan “su göletleri” sebebiyle mahsur kalan köylerin yüzölçümü “İtalya toprakları”nı geçiyor!..
Pakistan’dan söz ediyorum... “Sel felâketi”ne maruz kalan ve “binlerce kişinin öldüğü” Pakistan’dan!.. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un bile “Hiç böyle bir felâket görmedim” dediği Pakistan’dan... Pakistan ağlıyor... Dünya seyrediyor ama Pakistan ağlıyor...
“Dost ve kardeş ülke” Pakistan’a ABD ve Avrupa’dan yapılan yardım son derece “sembolik düzeyde” kalmış, iyi mi?.. Kıyaslamanız için söyleyeyim: “Haiti depremi”nde gönderdikleri yardımın “ancak yüzde biri kadar bir yardım” göndermişler Pakistan’a... Bu yardımdan “kişi başına 3 dolar” düştüğünü söylersem, komediyi görürsünüz...
Pakistan halkı, her zaman bizim yanımızda oldu... İstiklal Savaşı’nda da yanımızdaydılar, 17 Ağustos Depremi’nde de...
Şimdi sıra bizde... Ne olur yardımlarınızı esirgemeyin Pakistan’dan... İmkânınız neye elveriyorsa, “yardım kuruluşları”na yatırın da “dost” olduğunuz belli olsun... Dost, acı günde belli olurmuş!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT