'Bunlar'

26.04.2009 20:07

Kürşat Bumin

Bir fotoğraf ve resim altı: "DTP'li belediye başkanları da dünkü 23 Nisan törenlerinde yoktu. Diyarbakır'da Korgeneral Rasim Arslan, DTP'li Başkan Osman Baydemir'e tepki olarak, protokoldeki 'Belediye Başkanı' yazılı plakayı itti, 'Bunlar çocukların bayramına bile gelmiyor' dedi."

Haberin doğruluğuna fotoğraf da tanıklık ediyor. Generalin "emir subayı" (herhalde) eğilmiş yerdeki plakayı alıyor. Generalin yanındaki zat vali olmalı. O da arka sırada yer alan subaylar gibi olup biteni göz ucuyla izliyor.

Generalin "Bunlar çocukların bayramına bile gelmiyor" tepkisi dikkatimi çekti. Özellikle de "Bunlar" sözcüğü.

"Bunlar"?

Sonra aklıma düştü; epeyce eski bir zamanda Çetin Altan'ın kaleminden nefis bir "bunlar" hikâyesi okumamış mıydık?

İnternet sağ olsun, arayıp buldum söz konusu hikayeyi. Tekrar okudum ve manzaraya uygun buldum: Şu hikaye:

"Eski zaman paşalarının birinin konağına yeni bir aşçı çırağı gelmiş. Çırak, mutfağın penceresinden kümesin tellerle ayrılmış özel alanında dolaşan değişik türdeki tavuklara bakarken, tepeli tavukları merak etmiş ve aşçıbaşına sormuş:

- Bunlar nedir usta, diye.

Aşçıbaşı:

- Bunlar onlardır, demiş.

- Ya tepelerindeki nedir öyle?

Aşçıbaşı:

- Onlar, demiş, bunsuz yapamaz.

Çırak, tepeli tavukların cinsini de merak etmiş:

- Usta, cinsi ne bu tepeli tavukların?

Aşçıbaşı:

- Onu paşaya sormak gerek, demiş.

- Paşa bilir mi peki?

- O da bilmez ama, dediği dediktir."

* * *

Seyfi Turan'ın (14) bir Özel Harekât polisi tarafından kafasının yarılması olayını Radikal'in "23 Nisan kutlamaları" başlığı altında haber yaptığını görünce, paşanın "Bunlar çocukların bayramına bile gelmiyorlar" şeklindeki tepkisini –ister istemez- zihnimde şöyle zenginleştirdim:

"Bunlar çocukların bayramına gelmiyorsa sen bunlara git!"

Şehirde bulursan şehirde, olmadı dağda bayırda, nerede bulursan git ve bayramlarını kutla.

Açtım Emniyet Genel Müdürlüğü'nün sitesini ve aradım Özel Harekât birimine alınacak personelde aranan niteliklere. Şöyle ifade edilmiş:

"…teşkilatımız gönüllü amir ve memurları arasından polislik mesleğine girişte aranan şartları haiz, spor ve bedeni gelişme çalışmalarına yatkın, fiziki güce sahip, soğukkanlı, disiplinli, atıcılıkta üstün başarı ve eğitimde başarılı olabileceği anlaşılan, azimli ve dayanıklı olanların seçimi yapılarak en az (3) ay süreli olmak üzere özel harekât eğitimine tabi tutulurlar."

Son olarak Seyfi Turan'ın kafasının yarılması olayından da anlaşılıyor ki, "aranan nitelikler" yeterli değildir. Aranan nitelikler arasına "Polise taş attıkları için ele geçirilen çocukların kafasını tüfekle yaracak derecede hırs sahibi olmamak" gibi bir ön şartın sokuşturulması tabii ki saçma kaçar. Ama insaf; böyle "özel" bir kuvvete dahil olacakların nitelikleri sıralanırken araya tek bir sözcükle bile olsa "insan haklarına saygı" vs gibi –görünüşte bile olsa- medeni bir şart yerleştirilemez mi?

Seyfi Turan'a -bir zamanlar İsrail askerlerinin Filistinlilerin kollarını kırarken kameraya yakalanmaları gibi- herkesi isyan ettiren muameleyi uygulayan Özel Kuvvet polisinin şimdilik açığa alınması, sonradan belki bazı cezalara çarptırılması ve hatta meslekten ihracı gibi önlemlerin tek başına bir kere daha karşılaştığımız bir büyük derde deva olabilmesi imkansızdır. Bu büyük dert de şudur: Bir polis memurunun eline geçirdiği bir çocuğu –PKK'lı ya da filancalı önemli değil- öldüresiye dövecek kadar hırs ve hınçla dolu olması. Dolayısıyla bu dolduruşta kurumun ne derece payı olduğu mutlaka incelenmelidir. Bu inceleme işinde ilk görev tabii ki İçişleri Bakanlığı'na düşmektedir. Ancak demokratik bir cumhuriyet silahlı memurları söz konusu olduğunda (da) bu idari, bu iç denetimle yetinemez. Bu çerçevede ilaveten akla gelen ilk uygulama ise emniyet teşkilatının da örgütlenme-sendikalaşma yoluyla bir iç denetime kovuşturulmasıdır. Bu satırları okuyup aklınıza hemen eskinin "Pol-Der", "Pol-Bir" gibi polis örgütleri gelmesin. O uygulamalar döneminin baştan sona yanlış fikriyatının örnekleriydi. Oysa Batı'da bunun iyi örnekleri –hem de ne zamandır- mevcut. Dışarıya kapalı, kendi iç disiplini ve hiyerarşisine uygun biçimde işleyen, ne okuyup-yazdığına ne öğrenip-ezberlediğine dışarıdan kimsenin müdahale edemediği "baskıcı devlet aygıtları" ile demokrasinin geliştirilmesi mümkün müdür?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim