1. YAZARLAR

  2. Tamer Korkmaz

  3. Bunca kanıtı yok saymanın dayanılmaz “ağır”lığı!
Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz

Yazarın Tüm Yazıları >

Bunca kanıtı yok saymanın dayanılmaz “ağır”lığı!

A+A-

Danıştay saldırısıyla ilgili davanın gerekçeli kararında Ergenekon soruşturması ile Danıştay saldırısı arasında hukuki bir bağ olmadığı vurgulanıyor!

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararı, “Alparslan Arslan'ın Danıştay saldırısını türban yüzünden gerçekleştirdiği” savını gerçek kabul ediyor...

Böylelikle, yüzde yüz kesin Danıştay-Ergenekon bağlantısının üzeri “yargı betonu” dökülmek suretiyle örtülmüş oluyor!

***

Mahkeme, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'la Veli Küçük'ü aynı karede gösteren 2006'da İsviçre'deki bir kongrede çekilmiş gerçek olduğu kanıtlanan fotoğrafı delil olarak saymadı…

Arslan, Cumhuriyet gazetesine bomba atan kadroda da yer almıştı: Cumhuriyet'e atılan bombaların Ümraniye cephaneliğine atılanlarla aynı seriden olduğu kriminal raporla belgelendiği halde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi bu net bağlantıyı da es geçti…

Ümraniye'deki el bombalarında emekli astsubay Oktay Yıldırım'ın parmak izine rastlanmıştı: 27 el bombasının sahibi Yıldırım, Danıştay saldırısını duyar duymaz intihara kalkışan Muzaffer Tekin'i hastaneye yetiştiren kişi…

Tekin de “Veli Küçük Ama Her Yerden Görünüyor”un kankası…

Arslan'la birlikte hüküm giyen Osman Yıldırım Ergenekon savcısına verdiği ifadede “Veli Küçük ile Ataşehir'de yapılan toplantıda Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırıları kararı alındı. Bombaları Küçük'ten aldık!” demişti…

Osman Yıldırım'ın Ergenekon-Danıştay bağlantısına ilişkin olarak cezaevinden gönderdiği dilekçelere ilgili mahkeme itibar etmedi…

Buna mukabil Alparslan Arslan'ın “Bombaları Süleyman Esen'den aldım” şeklindeki ifadesi gerçek kabul edildi. Esen, bu iddiayı reddetti. Mahkeme, Esen ve avukatının dilekçelerini geri çevirdi…

Bu suretle, bombaların nereden temin edildiği gibi son derece önemli bir hususun üzerine gidilmemiş oldu.

Cumhuriyet'e ilk bombanın atıldığı 5 Mayıs 2006'dan 17 Mayıs'taki Danıştay saldırısına kadar geçen sürede Alparslan Arslan'ın şirketinde bir dönem avukat olarak çalıştığı Ayhan Parlak'la yaptığı yoğun telefon görüşmeleri mahkemece göz ardı edildi.

Parlak'ın o dönemde şirketten ortağı Muzaffer Tekin ile de yoğun telefon görüşmeleri saptanmıştı. Veli Küçük'le de birkaç kez telefonlaşmıştı, Parlak!

Mahkeme, koskoca Ergenekon çetesinin Danıştay'la net bağlantılarını göremiyor; buna karşılık Danıştay saldırısı ile adı bile olmayan bir “dinci örgüt” arasında anında bağlantı kurmayı başarıyordu.

***

Arslan'ın bombaları aldığını iddia ettiği Süleyman Esen'in hocası “Şeyh Salih Kunter” bu “örgütün lideri” oluyordu!

Senaryo “ağızlara laik”ti: Danıştay saldırısından hemen sonra basında “Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden biri” olarak lanse edilen Salih Hoca'nın (Nurcu Şeyh!) türbanla ilgili sohbetlerinden acayip etkilenmiş olan “Avukat” Alparslan Arslan, “türban karşıtı kararı nedeniyle” Danıştay 2. Dairesi'ni basıp silahını ateşlemiş bir “şeriatçı” eylemciydi!

Eline silah ve bomba tutuşturan arkasındaki bütün adamlar “Ulusalcı” Babalar; ancak hikaye bu ya “Alparslaaan'ım!” Arslan “dinci katil” oluveriyor; olmak zorunda!

“Örgütün lideri Nurcu Şeyh Salih Hoca” ise hakkında üç kez müebbet istendiği halde ne hikmetse dava sonunda beraat edivermişti!

***

Final: Tüm bunlardan sonra, Danıştay saldırısı ile Ergenekon terör örgütü arasında zerrece bir bağlantının olmadığı anlaşılmış bulunuyor: İnanmayan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararını okusun!

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT