17 Mayıs 2012 Perşembe

İbrahim Sediyani

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bülent Arınç, Kürtçe ve Dil Problemi

07 Şubat 2012

25 Mayıs 1948 tarihinde Marmara bölgesinin Bursa şehrinde dünyaya gelmiş.

 “Mayıs”, Latince.

 “25 Mayıs 1948”, Gregoryence.

 “tarih”, Arapça.

 “Marmara”, Yunanca.

 “Bursa”, Yunanca.

 “şehir”, Farsça.

 “dünyaya gelmiş”, leylekçe.

Lise eğitimini Manisa kentinde almış ve Manisa Lisesi mezunuymuş.

 “Manisa”, Yunanca.

 “kent”, Yunanca.

 “Lise”, Fransızca.

 “mezun”, Arapça.

 “eğitim”, dîndar nesil yetiştireceğiz ve Türkçe.

1970 senesinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirip avukat olmuş.

 “sene”, Arapça.

 “Angora”, Yunanca.

 “Engurî”, Farsça.

 “Üniversite”, Latince.

 “Hukuk”, Arapça ama buradaki Kemalistçe.

 “Fakülte”, Latince.

 “avukat”, İtalyanca.

 “olmuş”, - miş’li geçmiş zaman.

Manisalı olduğu için memleketi Manisa’da serbest avukatlık yapmış.

 “serbest”, Kürtçe.

 “memleket”, Arapça.

 “Manisalı”, Tarzanca.

24 Aralık 1995’te Refah Partisi’nden milletvekili seçilerek parlamentoya girmiş.

 “Refah”, Arapça.

 “Parti”, Latince.

 “millet”, Arapça.

 “vekil”, Arapça.

 “parlamento”, İtalyanca.

Bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu ve Türkiye – Avrupa Birliği Karma Komisyonu’nda çalışmış.

 “Millet”, Arapça.

 “Meclis”, Arapça.

 “Adalet”, Arapça.

 “Komisyon”, Latince.

“Avrupa Birliği”, bilmece bildirmece.

 “Türkiye Büyük”, gülmece güldürmece.

 “çalışmış”, işçi göçünün 50. yılı.

28 Şubat post – modern darbe sürecinde Refah Partisi kapatılmış.

 “Şubat”, Kürtçe.

 “4 Şubat”, âzîz rehberimiz İskilipli Âtıf Hoca (rh. a.).

 “13 Şubat”, âzîz rehberimiz Şeyh Saîd (rh. a.).

“21 Şubat”, âzîz rehberimiz Malcolm X (rh. a.).

“28 Şubat”, İsrailce.

 “29 Şubat”, Dünya Kupası gibi dört yılda bir gelen şey.

 “darbe”, Kemalistçe.

“post – modern”, birincisi İngilizce ikincisi Latince.

 “Müslüm Gündüz – Fadime Şahin”, biz Elâzığlılar’ın komşumuz Malatyalılar’a karşı tarih boyunca elde ettiğimiz tek üstünlük. 

18 Nisan 1999’da, kapatılan Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisi’nden ikinci kez milletvekili seçilerek parlamentoya girmiş.

 “Nisan”, Kürtçe.

 “millet”, Arapça.

 “vekil”, Arapça.

 “parlamento”, İtalyanca.

 “Refah”, Arapça.

 “Parti”, Latince.

 “Fazilet”, Arapça.

 “parti kapatmak”, pek bir sevimsizce.

Fazilet Partisi de aynı akıbete maruz kalıp Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış.

 “akıbet”, Arapça.

 “maruz”, Arapça.

 “Mahkeme”, Arapça.

 “Anayasa Mahkemesi”, kimse bilmiyor nece.

Daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmuş ve ona katılmış.

 “Parti”, muhafazakâr demokrat ve Latince.

 “Kalkınma”, abdestli kapitalizm ve Türkçe.

 “Adalet”, “Ustalık Dönemi”yle birlikte rafa kaldırıldı ve Arapça.

Daha sonra bu partiden üst üste milletvekili seçilip yeniden parlamentoya girmiş.

 “üst üste”, Moğolca.

 “girmiş”, - miş’li geçmiş zaman.

AK Parti Hükûmeti’nin başlattığı ve önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım”, en nihayetinde de “Millî Birlik ve Beraberlik Projesi” adını verdiği demokratikleşme paketi başta Kürt halkı olmak üzere tüm halk nezdinde büyük ümit ve heyecan dalgası yaratmış.

 “Kürt”, Kürtçe.

 “Demokratik”, Yunanca.

 “Demokratik Açılım”, ben de seni!

 “en nihayet”, Arapça.

 “Millî”, Arapça.

 “Beraber”, Kürtçe.

 “Proje”, Fransızca ve 1915 tarihli.

 “Millî Birlik ve Beraberlik Projesi”, halay da bizim, horon da bizim, zılgıt da bizim, zeybek de bizim, Mastika da bizim, Kolbasti de bizim, Şemmamê de bizim!

 “halk”, Arapça.

 “nezdinde”, Arapça.

 “ümit”, Farsça.

 “heyecan”, Farsça.

 “paket”, Fransızca. 

 “demokratikleşme”, kökü Yunanca kuyruğu Türkçe.

61. (şimdiki) Hükûmet’te başbakan yardımcısı ve hükûmet sözcüsü olarak vazifesini icra ediyor şu anda.

 “61”, Trabzon.

 “61. dakika”, Trabzonspor.

“Hayat bizi 61 kenara”, 28 yıldır kazanılamayan şampiyonluk.

 “Hükûmet”, Arapça.

 “Başbakan”, Recep Tayyip Erdoğan. Şâir ve aktivist. Yaradılanı seviyor Yaradan’dan ötürü. “Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanımayan” Türkiye’nin başbakanı olarak “tam 4 tane resmî dili olan” İspanya’nın başbakanı ile birlikte “Medeniyetler İttifakı”na eşbaşkanlık yapıyor. Kasımpaşa altyapısında yetiştiği için futbolla yakından ilgili. Türkiye’de Fenerbahçe’yi, İspanya’da ise “kendisini Katalonya Millî Takımı olarak gördüğü için” formasına reklâm almayan ve İspanya devletinin de buna hoşgörüyle yaklaştığı FC Barcelona’yı tutuyor. Kendi ülkesinde Kürdistan ve Lazistan isimlerini kullanmak yasak; fakat Katalonya ve Bask takımlarında oynayan Türk futbolcularıyla gurur duyuyor. İsmini şimdiden tarihe altın harflerle yazdırdı. “Van Minüt” çıkışıyla Selahaddîn Eyyûbî’nin bile pabucunu dama attı; “Çılgın Proje” ile Fatih Sultan Mehmed’in bile karizmasını çizdi. Ayrıca Mısır’daki İhvan-ı Müslimîn cemaatine Laiklik tavsiye ederek Mısırlılar’a “ikinci bir Tosun Paşa vakası” yaşattı.

 “Sözcü”, okuma yazma bilmeyenlerin çıkardığı bir gazete. Argo dilinde yayın yapıyor. Her 10 Kasım günü “Atatürk Yaşasaydı” adlı mizah sayfası hazırlıyor.

 “icra”, Arapça.

 “hak”, Arapça.

 “vazife”, Arapça.

 “Hak yok vazife vardır”, öğrenciyken Millî Güvenlik derslerinde bize sık sık okuttukları ve ezberlettirdikleri şiir.

Şu anda 63 yaşında, fakat yakında 64’e girecek. Evli; iki çocuk babası.

 “63”, Urfa.

 “64”, Uşak.

 “65”, boşversene sen, kimin umurunda? İstanbul’a iki haftadır kar yağıyormuş, vah vah, millet perişan olmuş. Vapur seyahatleri bile iptal!

 “ev”, Moğolca.

 “çocuk”, Çince.

 “baba”, İtalyanca.

 “iki çocuk babası”, normalde en az üç olması lazım, fakat bence hâlâ geç kalmış değil.

Sempatik ve naif bir insan. Hislidir, sık sık gözyaşı döker. Oldukça da kibar ve beyefendidir. Bu yüzden dolayı hasımları tarafından bile sevilir. Karizması “kodu mu oturtması” değil ama nezaketidir.

 “Sempatik”, Yunanca.

 “naif”, Arapça.

 “insan”, Arapça.

 “his”, Arapça.

 “gözyaşı”, Kürt Sorunu.

 “Gözyaşı Nehri”, ABD’nin Kızılderili katliâmı.

“sık sık gözyaşı döker”, ABD’nin Pennsylvania eyaleti.

 “kibar”, Kürtçe.

 “efendi”, Yunanca.

 “bu yüzden dolayı”, benim Türkçe’ye kazandırdığım bir ifade şekli.

 “hasım”, Arapça.

 “nezaket”, Arapça.

 “karizma”, Latince.

 “Quaresma”, Beşiktaş’ın Portekizli futbolcusu.

 “Sporting Braga”, UEFA Kupası’ndaki rakibimiz.

 “Sivasspor”, konumuzla ilgisi yok, içimden geldi yazdım.

Ancak bütün bu artı yönlerine karşın, ne yazık ki bir de eksi yönü var bu anlattığımız zat-ı muhteremin. Kendi anadili haricinde hiçbir dili öğrenmemiş, bilmemiş. Diğer diller konusunda hiçbir şey bilmiyor. Sadece birazcık, o da “orta derecede” İngilizcesi var, o kadar!

 “anadil”, Allâh’ın âyeti.

“bilmemek”, ayıp değil öğrenmemek ayıptır.

 “zat”, Arapça.

 “muhterem”, Arapça.

 “zat-ı muhterem”, ben sen o biz siz onlar.

 “İngilizce”, İngilizce.

 “orta derecede”, this is a book.

Fakat kendi anadili dışındaki dilleri bilmediği, diğer bir dili hiç öğrenmediği halde, başka diller hakkında yargıda bulunuyor, ahkâm kesiyor. Ve ne kadar nazik bir insan olursa olsun, bilmediği bir konuda ahkâm kesen, tanımadığı bir şeyi yargılayan herkesin farkında olmadan yaptığı şeyi o da yapıyor: Nezaketsizlik!

Aslında “nezaketsizlik”, O’nun yaptığı şey için kullanılabilecek en hafif kelimedir. Ancak ben yine de üç sebepten dolayı en hafif kelimeyi kullandım:

Birincisi, babam yaşında bir insan olduğu için. Yani yaşına hürmeten.

İkincisi, sevdiğim ve değer verdiğim bir insan olduğu için. Ve bugüne kadar, kalbimde O’na karşı sevgi ve muhabbet dışında hiçbir duyguyu taşımamış olduğum için.

Üçüncüsü ve en önemlisi, her ne kadar bu zat-ı muhterem, ırkçılığın ve kavmiyetçiliğin Allâh ve Resûlü tarafından lâ’netlendiğini, ırkçılık ve kavmiyetçiliğin İslam’da yeri olmadığını henüz layıkıyla kavrayamamışsa da, ben yine de O’nun zahirî görüntüsüne bakarak kendisini Müslüman bir insan olarak bildiğim ve Müslüman kardeşim olarak gördüğüm için.

Bu zât, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı ve konuşup yazmasını da bilmediği Kürtçe’ye 70 milyon insanın önünde açıkça hakaret edebiliyor. Bu ülkede 30 milyon insanın anadili olan bir dili herkesin önünde aşağılayabiliyor.

Eğer biraz olsun Müslümanlık ve insanlık iddiâsı varsa, çıkıp Kürt halkından özür dilemelidir. Eğer bunu yapmazsa, geçen gün Üstâd Bediuzzaman Saîd-i Kurdî (rh. a.)’den aktardığı “Zâlimler için yaşasın cehennem!” sözü, Allâh muhafazâ, kendisine de yönelebilir. Çünkü Saîd-i Kurdî o sözü Suriye rejimi için değil, Kürtçe’ye hayat hakkı bile tanımayan Türkiye rejimi için söylemiştir. O sözün sahibi Saîd-i Kurdî belli olduğu gibi, sözün muhatabanın kimler olduğu da bellidir.

Dış politikaya alet etmeye gerek yok; zirâ Üstâd’a ait olan o “Söz meclisten içerdedir”.

Kürtçe’nin medeniyet dili olmadığını, zengin bir dil olmadığını söylüyor. Bunu da “Kürtçe eğitim” yapılmasının imkânsız (!) olduğunu ispatlama çabası güderek yapıyor.

Eğer bu sözleri, anadili Arapça, Farsça veya Yunanca, Fransızca olan biri söylemiş olsaydı, kendisini ciddîye alır, bunca yasaklamalar, inkâr, imhâ ve asimilasyon politikalarına rağmen Kürtçe’nin bugün dünyanın en zengin dillerinden biri olma özelliğini hâlâ koruduğunu bilimsel veriler ve kaynaklar ışığında izah etmeye çalışırdım.

Ancak Doğu ve Batı dillerinden arakladıkları kelimelerle anadillerini zenginleştirmiş (!), konuştukları dildeki sözcüklerin % 80’ini başta Kürtçe olmak üzere diğer dillerden çalmış, böyle olduğu için ve bu gerçeği de en iyi bizzat kendileri bildiği için diğer dilleri inkâr, yasaklama ve asimilasyon ile tatmin olmayıp bir de pervasızca aşağılamaktan ve hakaret etmekten imtina etmeyenlere karşı böyle bir çaba içerisine girmem.

Kürtçe’nin asaletine ve günümüz insanlığına bıraktığı medeniyet mirasına saygısızlık anlamına gelir bu.

Kürtçe’nin dünyanın en zengin dillerinden biri olduğunu kavramak için dilbilimci ya da akademisyen olmanıza gerek yoktur. Sadece hem Kürtçe’yi, hem de Doğu ve Batı dillerini biliyor olmanız yeterlidir, bu gerçeğin farkına varabilmeniz için.

Ancak bu yaşına kadar kendi anadili dışında hiçbir dili öğrenmemiş, bilmemiş, öğrenmediği ve bilmediği gibi, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığı ve o dilde okuma yazmasını da bilmediği bir dil hakkında yargıda bulunabilen, ölçüp biçebilen insanların bunu anlayabilmesi mümkün değildir.

1960 senesinde Almanya’ya işçi sıfatıyla gelen Türkler’in, 50 yıl sonra bugün çocukları Türkçe bilmiyorlar.

Dünya savaşı döneminde Rusya ve Kazakistan’da kalan Almanlar, 50 yıl sonra 1990’larda Almanya’ya toplu olarak getirilip hepsine Alman vatandaşlığı verildiğinde, tek kelime bile Almanca bilmiyorlardı.

Bugün Almanya’daki Türkler’in çocukları evde Almanca, Rusya’dan getirtilen Almanlar’ın çocukları da evde Rusça konuşuyorlar.

Almanca gibi zengin, köklü ve güçlü bir dil, Sovyetler Birliği’ndeki yasak ve asimilasyona 50 yıl bile dayanamadı.  50 yılda unutuldu. Adamların tipleri bile değişti. Alman’dan çok Rus’a benziyorlar.

Türkçe ise, Almanya’da yasak ve asimilasyon olmadığı halde 50 yıla kalmadan unutuldu. Buradaki Türk derneklerinin çabalarıyla ayakta kalmaya çalışıyor.

Kürtçe ise medeniyet düşmanı ırkçı rejimin bunca baskılarına, yasak ve imhâ, inkâr ve asimilasyon politikalarına karşı hâlâ hayatın her alanında Kürtler tarafından konuşulup yazılmakta, Kürtçe dilde bugün onlarca makale ve kitap yazılmaktadır.

Çünkü Kürtçe bir medeniyet dilidir. Fakat bu medeniyet, ilim, kültür, icâd, çevre bilinci ve şehircilik, san’ât ve edebiyât medeniyetidir. Barbarlık, kılıçtan geçirme, tahtını kaptırmamak için kundaktaki bebeği boğma, tahta geçmek için kendi öz kardeşlerini öldürme, işgal, ırkçılık, inkâr ve asimilasyon medeniyeti değil.

Bu yazıda, Kürtçe’nin zengin bir dil olmadığını söyleyip hakaret eden ve aşağılayan zat-ı muhteremin biyografisini eksiksiz aktardım.

Bu biyografiyi, O’nun bizzat kendi kişisel web sitesinden aktardım. Yani benim veya başkasının değil, bizzat kendisinin o pek bir övündüğü “öz Türkçe”siyle yazdığı otobiyografisidir.

Türk etnik topluluğunun bir mensubu olduğu için galiba ahirette cenneti de otomatikmen garantilemiş olduğuna imân etmiş olan bu kardeşimizin, dünyada bildiği tek dil olan kendi anadili Türkçe yazdığı otobiyografisi yukarıdadır.

Türkçe (!) kaleme alınmış olan 300 kelimelik biyografisinde topu topu 15 tane “öz Türkçe” sözcük var. Türkçe’de toplam kaç tane kelime varsa hepsi kullanılmış yani, anlayacağınız.

63 yaşında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, anadili Türkçe, üniversite mezunu, ilkokuldan üniversite bitimine kadar anadili Türkçe eğitim almış, hukukçu, siyasetçi, devlet adamı, hükûmet sözcüsü... Bu kadar çok yaşamış, bu kadar çok okumuş ve şu anda bu kadar çok önemli bir makamda bulunan bir insanın hayat öyküsüdür bu.

Böylesine önemli bir konumda bulunan bu zat-ı muhterem, bütün hayatı boyunca kendi anadili Türkçe eğitim aldığı halde, 63 yıllık ömründe topu topu 15 tane Türkçe sözcük biriktirebilmiş. Türkçe’de toplam kaç tane sözcük varsa hepsine denk gelmiş kadar tecrübeli ve birikimli yani, anlayacağınız.

Ortada nasihat edilecek değil, acınacak bir durum var hakikaten.

Sen gel 5 sene ilkokul, 3 sene ortaokul, 3 sene lise, 4 sene de üniversite oku, hepsini de Türkçe olarak oku, fakat bu 15 senelik eğitim hayatında sadece 15 tane Türkçe kelimeyle karşılaş. Ondan sonra da çıkıp de ki, “Kürtçe eğitim dili olamaz. Çünkü zengin bir dil değil.”

Peki, “Kürtçe zengin bir dil değil” diyen ve yukarıda biyografisini aktardığım bu insan kim midir?

Adı – soyadı: Bülent Arınç.

 “Bülent”, Kürtçe.

“Arınç”, Kürtçe.  

Kürtçe kökenli olan “bülent” kelimesi, “yüksek, yüce, ulu” anlamına gelir. Kürtçe’deki “bılınd” kelimesi Türkçe’ye “bülent” (= bülend) şeklinde geçmiştir.

Türkçe İsimler Sözlüğü’nde de “Bülent” isminin aynı şekilde “yüksek, yüce, ulu” anlamına geldiği yazılıdır. İsteyen küçük bir araştırma yaparak kendisi de bu bilgiye ulaşabilir.

Aynı şekilde Kürtçe kökenli olan “arınç” kelimesi de “huzur, güven, emniyet” anlamına gelir. Kürtçe’deki “arinc” kelimesi Türkçe’ye “arınç” şeklinde geçmiştir.

Türkçe İsimler Sözlüğü’nde de “Arınç” isminin aynı şekilde “huzur, güven, emniyet” anlamına geldiği yazılıdır. İsteyen küçük bir araştırma yaparak kendisi de bu bilgiye ulaşabilir.

Zaten “-nd” ve “-nc” diftongları bütün Hind – Avrupa dillerinin ortak özelliğidir ve bu dil ailesinden olan Kürtçe’de de pekçok kelime “-nd” ve “-nc” diftonglarıyla biter. (ÖRNEK: - bılınd, - bend, - sond, - xwend, - Siyabend  / - arinc, - pênc, - qenc, - armanc, - Kûrmanc)

Uzatmayayım; hem “Bülent” hem de “Arınç”, her iki kelime de Kürtçe’dir.

Yani anlayacağınız, “Kürtçe zengin bir dil değil” diyen ve yukarıda biyografisini aktardığım bu devlet büyüğümüzün bizzat kendi adı ve soyadı bile Kürtçe.

 

sediyani@gmail.com

YORUMLAR ( Toplam 63 yorum)
Tt
Kaynak?
06 Mart 2012 Salı 15:21
Eyvallah kendinize bir calışma yapmışsınız saygı duyarım.Bu arada amacının Bülent Arinc'i korumak olmadıgını da eklemek isterim şayet kendisi pek haz etmediğim bir zaattir. Hani cümleleri kelime kelime ayırarak etimolojim kökenlerine inmiştiniz ya iste bu gibi durumlarda kaynak belirtmek gerekir. Kaynağı olmayan bir araştırma sadece hotezdir, kanitlanamaz. Kime gore neye garsonunu gelir akla su an bana oldugu gibi. Yoksa herkes birseyler söyler

for example for farz-ı misal example aha İngilizce kökenli gibi....
Hüseyin CANAN
TAM YERİNDE BİR YAZI!
21 Şubat 2012 Salı 16:30
Teşekkür eder güzel yazılarınızın devamını bekliyoruz.... Her dili Allah ın bir ayetidir, küçümseyenin ne kadar tehlikeli bir iş yaptığını görmemesi bir başka büyük gaflet değilde nedir. saygılar...
Ahmet
Kürt medyasında da yankı bulmuş
20 Şubat 2012 Pazartesi 20:14
İsmail Beşikçi'nin yazısı

http://eu.kurdistan-post.eu/analiz/5656-medeniyet-dili-zerine-smail-beiki.html

Kürt medyasından haberler

http://www.zaphaber.com/news_detail.php?id=25637

http://www.nefel.com/articles/article_detail.asp?RubricNr=8&ArticleNr=6520
Fazlı İnderin
yankı
20 Şubat 2012 Pazartesi 13:46
yazı yazılı medyada da yankı bulmuş:

http://gundem.bugun.com.tr/medeniyet-184563-makalesi.aspx

http://habervaktim.com/yazar/47821/meger_farsca_yokmus.html
Halit
Osman Altundal nasıl bir İslam istiyorsunuz?
16 Şubat 2012 Perşembe 14:27
“ibrahim bey özellikle seyehat yazılarınızı zevkle okudum ancak sizin her yazınızda kürtlüğe vurgu yapmanız beni çok üzüyor.” Diyen Osman Altundal

Sediyani’nin gezi yazılarını nasıl yazmasını istiyorsunuz?

Mesela Arnavutluk ve Makedonya’yı anlatırken “Herkes Türkiye’yi ağabey gördüğü için bize çok büyük hürmet gösterdiler. Osmanlı olduğumuz için Balkanlarda millet elimizi öpmek için kuyruğa girdi.”

Yada İran’ı anlatırken “Tahran’da bir tane bile sünni cami bulamadık. Mecburen şii camisine gittik. Baktık hoca vaaz veriyor. Durmadan sahabelere, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e küfrediyor. Daha fazla dayanamadık ve dışarı çıktık.”

Kenya gezisini şöyle anlatsa: “Kenya’da Türk olduğumuzu öğrenince bize çok büyük sevgi gösterdiler. Türk olduğumuzu öğrenen Somalili aç çocuklar Türkiye Türkiye diye tezahürata başladılar.”

Sediyani gezi yazılarını böyle mi yazsın?
osman altundal
islam
15 Şubat 2012 Çarşamba 17:39
ibrahim bey özellikle seyehat yazılarınızı zevkle okudum ancak sizin her yazınızda kürtlüğe vurgu yapmanız beni çok üzüyor.savı-unma refleksimi?etki tepkimi? anlayamadım..sizde türk ırkçılarının yaptığını aynen uyguluyorsunuz .peygamberimizi örnek alsaydınız,arabın aceme acemin araba birüstünlüğü yoktur,düsturunu görürdünüz.herkes dilinisever kullanır.amasizin yaptığınız müslüman kardeşliğini aşıp kürt ırkçılığı oluyor.ben türküm ma birçok kürt akrabam var hısımlarım var.hiçbirisi sizin yaptığınızı yapmaz.yeri gelir kürtçe türkü dinleriz ,yeri gelir tükçe..sizin islam kardeşliğinden ne anladığınızı merak ediyorum selamlar hayırlı günler.
Maksut Konyar
SN. Bülent Arınç basına açıklaması
15 Şubat 2012 Çarşamba 15:18
Sayın Bülent Arınç dün yaptığı beyanat ve demeçte düzeltme ve özür niteliğindeydi. “Her dil Medeniyet dilidir" diye açıklamada bulundu. Maksadını aşan ağır bir kelam etmiş. Tüm arkadaşların bilgisine,
mine güven
dil
14 Şubat 2012 Salı 03:03
maşallah italyanca yunanca arapça ee ben neden bu 3 dili konuşamıyorum o zaman:D Her dilde başka dillerle akrabalık vardır ama sizin yaptığınız (...) 300 kelimeden 10 tanesi yabancı geçiştir. ırkçı diyen sizlerden ala ırkçımı olur arınç çok haklı.
Ahmet Yasin
Zeliha hanıma teşekkür (4)
13 Şubat 2012 Pazartesi 13:23
Zûlüm kaplamış her bir yanını yeryüzünün
çiğnenmiş ayak altında insanlık onuru
hançerlenmiş adalet, kirlenmiş haysiyetler
ordular işgale çıkmış
yasaklanmış diller, zincirlenmiş bilekler
düşman etmiş biribirlerine Adem’in çocuklarını
kavmiyetçilik belası ve egemenlik hırsı
sinmiş özgürlük sevdâsı dizelerine şiirlerin
yüreğine işlemiş bu kavga şâirin
doğunun ve batının mahzun coğrafyalarını
yitik ülkelerin topraklarını besleyen ırmaklar
sevgiliye kavuşurcasına akan nehirler
mürekkep olmuş kaleminde Sediyani’nin
yazıyor mavi.

İBRAHİM SEDİYANİ
Ahmet Yasin
Zeliha hanıma teşekkür (3)
13 Şubat 2012 Pazartesi 13:22
Alınmış yaşama sevinci elinden
dalından koparılan bir çiçek gibi
bitirmişler hayâllerini, öldürmüşler düşlerini
gelinlik giydirmişler daha oyun çağındayken
zevcesi yapmışlar hiç tanımadığı bir adamın
sormamışlar hiç gönlün var mı diye
merak bile etmemişler kalbini
içine gömmüş acısını
yüreğine kazımış kimselerle paylaşamadığı sırlarını
beşik sallamış akranları okula giderken
anne olmuş daha on yedisine bile girmeden
nazar boncuğu takmış bebeğinin tulumuna
seviyor mavi.

Bilinçten yoksun ama sorumluluk yüklenmiş
geçim derdine düşmüş garibim
silâhını takmış beline
ölüm korkusuyla yaşamış günün her saati
tek derdi ekmeğini kazanmakmış
rızkını temin etmekmiş
her an yetim kalabilecek olan yavrusunun
ailesini bile alamamış yanına bu hayat pahalılığında
bahçesinde bayraklar asılı bir binanın önünde
sebebini kendisi de bilmeden nöbet tutarken
kandırılmış bir gencin silâhından çıkan kurşunla
serilmiş yere bedeni nöbet tuttuğu yerde
bir polis memurunun üniformasında
kanıyor mavi.

Bin bir umut yüklenerek sırtına
gönderilmiş büyük şehre okumaya
evin okuyan çocuğuymuş o
bu yüzden en önemli kişisiymiş
“kızım, tek umudumsun” demiş fakir babası
gururla uğurlarken üniversiteye
kovulmuş kapısından eşiğine vardığı üniversitenin
hain denmiş kendisine, tehlike denmiş
düğümlenmiş hıçkırıklar boğazında
düğümlenmiş örtüsüyle birlikte
fakir babasını düşünmüş
gün yüzü görmeyen annesini
zarif parmakları havalanmış titreye titreye
başlamış çıkarmaya tek tek
örtüsüne iliştirdiği topluiğneleri
yağmur taneleri düşmüş açılan saçlarına
ıslanmış ipek saçları
hüzne boğulmuş tanıklık eden gökyüzü
ağlıyor mavi.

(devamı var)
Ahmet Yasin
Zeliha hanıma teşekkür (2)
13 Şubat 2012 Pazartesi 13:20
Allâh’a adanmış hayatlar
susamışlar ölümsüzlüğe inancın gölgesinde
içmişler kana kana şehâdet şerbetini Kana’da
ölüm karanlığında uyumuş Beyrut’un geceleri
cezalandırılmış ülkem teslim olmadığı için lanetlilere
Mücâdele sûresinden âyetler inmiş yeniden
Kenan topraklarına
parçalanmış minik bedenleri beşikteki bebelerin
ölümle tanışmış daha altı günlük hayatlar
güneyinde Lübnan’ın
ve henüz on aylık bir bebek
adı Abbas Muhaqqid Haşim
hareketsiz dudaklarında emzik
emiyor mavi.

Haydutlar sarmış dört bir yanını Bağdad’ın
ölüm kusuyor her bir sokağında Felluce
boyunlarına köpek tasması takılan çocuklar
ırzlarına geçilen kadınlar
dehşeti yaşayan bir halkın acısı
kardeş ellerin kalleş hançerinin verdiği acıyla
yarış halinde sanki vahşet görüntüleri
kirletildi Basra yıkıldı Samarra
fitne tohumları ekilmiş bereketli topraklara
kesilmiş dalları kardeşlik ağacının
yüzü tanıdık bir bombanın fitiline girmiş
Necef’te bir şiî mescidinde
patlıyor mavi.

Uzak diyarlara sıçramış ateşi hüznün
kaybolmuş simalar yaşlanmış yüzler
kimsesiz kalmış umut kurak topraklarda
ağıt yakmış genç kızlar Urumçi sokaklarında
unutulmuş türküler Altay steplerinde
kölesi olmuşlar ektikleri toprakların
sahipleriyken ırgatlar
yalnızlığa terkedilmiş mescidler
yasaklanmış secdeler genç alınlara
kayıp bir coğrafyaya bayrak olmuş
dalgalanıyor mavi.

Yaşamak için çıkmışlar yollara
kaçmışlar doğdukları topraklardan
“her yer buradan iyidir” diyerek
nereye gittiklerini kendileri de bilmeden
mülteci olmuşlar yersiz yurtsuz
düşmüşler insan tacirlerinin ellerine
bindirilmişler otuz kişi birden
küçücük bir sandala
ve öylesine salıverilmişler açık denizlere
yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek
sarılmışlar biribirlerine devrilmemek için
bir fırtına kopmuş yağmurlar yağmış
ters dönmüş sandal, düşmüşler suya
anne, baba, amca, teyze, evlat, torun
çırpınmışlar denizin ortasında çaresizce
boğuyor mavi.

(devamı var)
Ahmet Yasin
Zeliha hanıma teşekkür (1)
13 Şubat 2012 Pazartesi 13:19
Bu güzel müjde için teşekkür ederiz. İbrahim Sediyani’nin şiir kitabı Gülistan’ı şimdiden sipariş vermek istiyorum.

Ekin yayınevine binlerce kere teşekkürler.


MAVİ DİZELER

Bir kuş gibi uçup gitti konduğu yüreğimden
yaşama sevincim
kurudu köyümün topraklarına akan ırmak
yapayalnız kaldı beyaz sayfalar
üşüdü şiirin mısraları
savruldu göğsümde yükselen dağlar
karlar düştü eteklerine düşlerin
hayâllerimi düşürdüğüm denizler
dert ortağım nehirler
ve dûâyla ellerimi kaldırdığım gökyüzü
girmiş yetim bir çocuğun gözlerine
bakıyor mavi.

Sessizlik sinmiş caddelerine şehirlerin
kalabalıklaşmış her geçen gün cenaze namazları
acı bir kurşun sesi duyulmuş sokaklarında Silvan’ın
genç bir kız ağlamış Siverek’te gelinlik içinde
bir hediye paketi asılı kalmış dikenlitellerde
son durağı olmuş Nusaybin
solmuş güller henüz koklamadan sevgili
hüzün girmiş gözlerine Ceylanpınar’ın
üzülmüş İdil ağlamış Adilcevaz
sevdâlarını gömmüş toprağa çilekeş anneler
her biri bir ırmak olmuş yasak şarkıları yitik ülkemin
Dicle olmuş Fırat olmuş
akıyor mavi.

Ateş düşmüş eteklerine dağların
yakmış bağrını Kafkasya topraklarının
karanfil açmış buğday renkli saçlarında
gülümsemiş çocukları Cevherkale’nin
dize gelmiş düşman her kuşatmada, boyun eğmiş
feryâdlar yükselmiş Maykop’ta Nalçik’te
tanık olmuş destana karlı dağlar
misafir etmiş direniş erlerini
kucak açmış sevdâsına ülkenin
titremiş soğuktan bedenleri yiğitlerin
kirpikleri buz tutmuş bir Çeçen savaşçının
karla kaplı mavzerinde
üşüyor mavi.

Tadı bal, kaderi kan
ikisini de hep yaşamış Balkan
utanç coğrafyası olmuş insanlığın
yok olan vicdanlar
kirletilen iffetleri hamile kadınların
kıyameti yaşamış vaktinden evvel Saraybosna
zaman durmuş karşısında jenosidin
kelebekler iz sürmüş ceset kokularının
toplu mezarlar aramış Srebrenitza’da
minik bir kelebeğin kanatlarına girmiş
kır çiçekleri görmüş mezarın üzerinde, artemis
konuyor mavi.

(devamı var)
Salih Bilici
Sediyani
12 Şubat 2012 Pazar 15:34
İbrahim Sediyani çok farklı bir kalem. Bu kalemi yıllardır okuduğumuz halde okumaya doyamıyoruz. Akıl, zeka, bilgi, edebiyat, üslup, akıcılık, anlatım gücü, hepsi var. Allahu Taala'nın böyle özel yeteneklerle desteklediği bu insanın devletçi ve muhafazkar değilde özgürlükçü ve müslüman bir kimliğe sahip olması Müslümanlar için büyük bir kazanç ve büyük bir nimet.

Şiir kitabı haberi çok güzel bir müjde. Zeliha hanıma teşekkürler. Sayesinde kitap çıkmadan haberimiz oldu.

İnşalllah bir gün gezi yazıları içinde böyle güzel bir müjde alırız. Yorumcu arkadaşların söylediklerine katılıyorum. Sediyani Seyahatnamesi, nesilden nesilden aktarılacak eşsiz bir kültür eseridir.

İyiki varsın Sediyani, iyiki seni tanımışız.

Ne mutlu sanaki sen bu kalemi zalimlerin, emperyalistlerin ve yasakçı devletlerin çıkarları için değil, mazlumların, kimliği gaspedilen halkların ve adını arayan coğrafyaların kurtuluşu için kullanıyorsun.
Maksut Konyar
Haksızlık karşısında susan, doğruları söylemeyen dilsiz şeytandır
12 Şubat 2012 Pazar 11:48
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed S.A.V.’in “ Bir günlük adalet, altmış yıllık ibadetten faziletlidir.”
Kedisine “El Hamdullah ben Müslüman’ım” diyen her şeyden önce çok iyi bir insan olmalıdır. Türkiye’de çoğunluğun doğru yerinde ve sorumlu hareket etmesi lazımdır. Ülke yönetimine pozitif katkı sunan bir iç dinamik oluşturmalıyız. Bu çoğunluk ta Türkiye’de biz Müslümanlardan oluşuyorsa, ilkesel olarak en çok biz Müslümanların hakkaniyetli cihan şümür ve hümanist çevreye duyarlı olmamız lazım diye düşünüyorum. Bizlerin desteği ile o makamlarda oturan iktidar elitleri yanlış yaptığı zaman mutlaka biz iç dinamiklerden refleks görülmesi şarttır. Biz bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettiğimiz gibi sözümüzle, yazımızla, tepkimizle veya böğüz ederek yanlışa refleks göstermeliyiz, aynı etnik kökenden, düşüncede olmasak dahi çünkü burada çoğunluk biz Müslümanlarız. Farklı dinde olan insanlara yapılacak haksızlığa kesin şahsımıza yapılmış add ederek ihtiraz etmemiz lazım ki Müslümanlığımız ve insanlığımız helal görmesin.
Sami art
Böyle yazı görmedim
12 Şubat 2012 Pazar 06:19
Her gün 50 tane köşe yazısı okuyan biriyim, ben böyle bir yazı görmedim. Ne diyeyim kalemine sağlık.
Zeliha Demirbüken
Ahmet Yasin Bey'e
11 Şubat 2012 Cumartesi 17:31
Sediyani'nin bütün sevenlerine müjde...

Sediyani'nin şiir kitabı GÜLİSTAN bu ay içinde Ekin Yayınları'ndan çıkacak.

O muhteşem şiirleri bir araya toplayıp kitap olarak basan Ekin Yayınları'na binlerce kez teşekkür.

Gülistan çıkıyor arkadaşlar. Hem de sadece birkaç gün içinde.

-------

Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.

Bir gül kopardım gönül bahçesinden
parmaklarımda kan
bir gül kopardım dilara lehçesinden
takmak için saçlarına
gül kokulu hicaba bürünesin diye
devrimdir iç dünyanda yaşadığın med – cezir
kendine yabancılaşma sandığın duygular
aslında öze dönüştür
yeni bir hayata başlar benliğimiz
güneş topraklarımıza da doğar bir gün
bir gece ansızın parçalanır zincirleri nefretin
bir seher vakti kaldırırlar başlarını ayçiçeği çocuklar
bir sabah yeni bir hayata açar gözlerini şiir kokulu kadınlar
bambaşka bir ezan sesi duyulur İshakpaşa sarayından
“Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
“Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
ve uyanır oniki bin yıllık uykudan Yukarı Fırat havzası.

Nehirdir her bir şiir sana doğru akınca
her makale bir metropoldür sen dokununca sözcüklere
kalbin ayna tutar fikrime
yeniden ahitleşirim yaşlı bir ağacın altında dâvâmla
bir kez daha yürürüm Dara Hênê üzerine
bir daha kuşatır yüreğim Diyarbekir surlarını
yeniden sevdaya tutulur Murat suyu
darağacına çekilir benliğim, hüzün olur Haziran
ve aynı son sözleri mırıldanır dudaklarım:
“We lâ ubâlî bi sulbî fî cuz'u-ir râda
İn kâne mesre'i fî- Allâh'i we fî'd- Dîn”
sen “Çeşm-i Gazel” yazılarımın ilhâm kaynağı
Sediyan topraklarını besleyen Peri Çayı
sakın kapama gözlerini
üşürüm sonra.

İbrahim SEDİYANİ
H. Polat
Kendinizle celismeyin
10 Şubat 2012 Cuma 22:39
Medeniyetten ne anliyoruz? En azinda birisine "medeni bir kisi" dedigimizde olumlu bir vasfi dile getirmis oluyoruz. Bazi yorumcular yazdiklariyla kürtcenin medeniyet dili olmadigini dile getirirlerken, türkcenin medeniyet dili ifadesine katildiklarini bildirmis oluyorlar. Ama bu kisiler ne yazik ki kullandiklari türkce usluplariyla medeniyet sinirlarini asaraktan kendileriyle celismis oluyorlar.
şoreş
spas heval
10 Şubat 2012 Cuma 21:13
Allah razı olsun, eline , emeğine sağlık.. hem çok bilgilendim hem de çok güldüm . tosun paşa benzetmesi çok yerinde olmuş..
mavera
tbrk
10 Şubat 2012 Cuma 18:33
tesbitler çok yerinde.....en çok da pensylvania kısmında koptum....sevgili sediyani ben de sizin gibi etimoloji yapayım dedim bakın ne çıktı ortaya:penSİLVANya......:)))))))
ayse dogu
kürtçe medeniyet dilidir
10 Şubat 2012 Cuma 01:57
hükümeti milleti hayal kırıklığına uğratıp durduğu için kınıyorum. allah izan nasip etsin diyorum.
Mustafa Kamiloğlu
Yorum
09 Şubat 2012 Perşembe 23:57
Sayın Maksut Konyar'ın bakış açısı içinde doğruları da barındıran bir bakış açısı ancak bu hamur çok su kaldırır. Bu tartışma uzun tartışma. Ak Parti, BDP, KCK, Oda Tv, Basın, basın özgürlüğü, seçilmeşlere ram olmak konularının tartışılması daha derinlikli ve adaletten ayrılmadan müslümanca bakış açısıyla yapılmalı. Belki kökleri ikiyüz üçyüz yıllara varan bir tartışma. Rabbim Allah diyenlerin ne badirelerle karşılaştığı, ne iftiralarla, ne manipülasyonlarla karşılaştığı, nasıl yok sayıldığı, yok edilmeye çalışıldığı kısaca ne büyük acılar yaşadığı konusu bu konuyla ilgili diye düşünüyorum.
Maksut Konyar
AK PARTİ İKTİDARI VE BDP SEÇİLMİŞLERİ.2
09 Şubat 2012 Perşembe 20:23
Bunlar yetmezmiş gibi Ak Parti dönemine çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu ( TMK) binlerce mağduriyetleri şu an oluşturmuş.

Savunma hakkı kutsal deniliyor. KCK dan dolayı savunma hakkı yapan otuz Avukat hukukçu içerde tutuklu, çoğu stajyer yeni basın mensubu kırk kişi tutuklandı.Hükümeti yıpratmak amaçlı haber yapmak diye bir suç türevi çıkarıldı. Bu basın özgürlüğüdür. Basını özgür olmayan bir ülkede hiçbir özgürlük alanından söz etmek mümkün değildir. Tüm bunlar hızlarını kesmedi. Milletvekili evleri pervasızca çilingirlerle kapıları açılarak aranması, Milletvekilleri tutuklanmaları bu kadar seçilmiş halkın iradesine karşı yapılan toplu tutuklanmalar... Tüm bu baskılama, sindirme akıllara ziyan durumdur. Türkiye’de evrensel hukuk, demokrasi adına hoş bir görüntü manzara vermiyor.

Esası Terörle mücadele adı altında terör uygulanmaya başlanmıştır. Bunu sadece KCK adı altında yapılan soruşturmalarda da değil Oda TV soruşturmasında da görüyoruz. Liselilere ve üniversitelilerin ifade özgürlüklerine yapılan saldırılarda da çok net görüyoruz. Ak Partinin uyguladığı güvenlik politikaları konsepti daha yeni Uludere/ Şırnak Katliamı gibi bir facia ile sonuçlandı. İnanılmaz insan hakları ihlali ve hukuksuz uygulamalarla tarumar her şey net ortadadır.

Dost acı söyler bu gidişat Türkiye’de hiçbir aydını, entelektüeli, demokratı, yazarçizeri, gazeteciyi, top yekûn her meslekten vicdanlı hiçbir insanı memnun etmez. Mazlum-Der'in öncülüğünde Uludere'ye giden dokuz İslami sivil toplum kuruluşu, Şırnak Gülyazı Köyü'nde 34 kişinin F-16 savaş uçaklarıyla öldürülmesini incelemek üzere hükümetin inceleme yapmadan olayı "operasyon hatası" olarak değerlendirmesinin devlet ve iktidar kibri olduğunu açıkladı.
Tüm bunlara karşı başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz lazım...
Maksut Konyar
AK PARTİ İKTİDARI VE BDP SEÇİLMİŞLERİ.1
09 Şubat 2012 Perşembe 20:18
Van ve çevresini bu yakın tarihlerde birkaç kez ziyaret etme şansım oldu. Edindiğim izlenim. Seçilmiş ile atanmışlar arasında ciddi bir diyalog kopukluğu mevcut. Bu orada yaşayan insanlara hizmette bariz negatif sirayet ediyor. Bu fiili durumun bende ki çağrışımı bir zamanlar Refah Parti Belediye Başkanlarına yapılan tecridin aynısı bu gün Barış ve Demokrasi Partisi Belediye Başkanlarına ve seçilmişlerine karşı yapılıyor. Bu cezalandırma itibarsızlaştırma seçilmişlerin şahsında halka verilen cezadır. İtibarsızlaştırmadır. Çok yanlış ve tehlikelidir. Bıyık altından gülme rakibi hafife alma dün RP seçilmişlerine yapıldı. Bu gün Ak Parti iktidarı o tarlanın mahsulüdür. Şimdilerde daha fazlası BDP seçilmişlerine karşı sergileniyor. Yazık ve günah kıssadan hisse bu memlekette yaşananlardan ders çıkarmak gereklidir. Demokrasilerde olmazsa olmaz seçim ile seçilmişlere mutlak atanmışın ram etmesi gereklidir. Bu genelden yerele değişmemelidir. Kamu adına hareket eden atanmış, halk adına seçilmiş ile uyumlu çalışmak zorundadır. Farklı siyasi parti veya görüşten diye halkın seçilmişine yapılan anti demokratik uygulama evrensel hukuktan yoksun her tür yaptırım doğru değildir. Siyasi çekişmelerden dolayı farklı Bizans oyunlarına tenezzül etmek kimseye fayda sağlamaz. Türkiye’nin siyasi atmosferi maalesef insanları halen çok tedirgin edici boyutlardadır.
Demokrasi ile yönetilen Türkiye, Ak Parti iktidarının ustalık döneminde yıl 2012 mevcut tüm siyasi ve sosyal fiili sorunların halen askeri ve polisiye tedbirlerine havale edilmesi demokrasimiz adına kabul edilir bir durum değildir.
Halkın seçilmiş iradesini temsile yetkili insanların toplu tutuklanması, onlarca akademisyen, gazeteci, hukukçu, avukat, tamamen yanlış yasa ve kanunlardan dolayı tutuklu olan binlerce insanın durumuna yönelik fiili tek olumlu adım halen atılmış değildir.
Eski çarpık yasa ve kanunlardan, adil yargılanma hakkı ihlalinden dolayı yüzlerce dava AİHM tarafından Türkiye aleyhine mahkûmiyetle sonuçlandı.
Ey Şehadet
Bülent Arınç, Kürtçe ve Dil Problemi
09 Şubat 2012 Perşembe 13:27
Es selam,
Ellerinize,yüreğinize,emeğinize sağlık.Her ne kadar ağır eleştiriler olduğunu düşünsemde, çok güzel...
Dualardasınız...
Maksut Konyar
El Cevap
09 Şubat 2012 Perşembe 12:35
Aklına, beynine,bilgine,fikrine, ellerine, sağlık çok değerli bir makale ana doluda sözlü edebiyatta "taşı gediğine koyma" yerine oturmuş.
hikmet
ALLAH'TAN KORKMAZ MISINIZ
09 Şubat 2012 Perşembe 08:51
yazarın söyleminin islami değil diyenler. siz sustukça sizin dilinizi karşı çıktıklarınız geliştirdi. belki umurunuzda değil gibi göründü ama siz sessiz kaldıkça biz tükendik. (...) sizinle Allah'ın indinde hesaplaşırız. kürt halkının yaşadığı zulme ufak bir tepki dışında neyiniz oldu. bakış açınız hala milliyetçi mukadesatçı bakış açısı.
azad selahaddin
muhteşem bir yazı
09 Şubat 2012 Perşembe 08:35
tebrik ediyorum yazınız ,allah sizden razı olsunn..
ahmet selim
medeniyet
09 Şubat 2012 Perşembe 00:37
Çünkü Türkçe bir medeniyet dilidir. Fakat bu medeniyet, ilim, kültür, icâd, çevre bilinci ve şehircilik, san’ât ve edebiyât medeniyetidir.
Berdel, kan davası, eşkiyalık, töre cinayeti, insan yakma, terör ve uyuşturucu medeniyeti değil.
Mustafa Kamiloğlu
İlginç
09 Şubat 2012 Perşembe 00:23
Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. Dil bir araçtır bu kadar büyütmeyelim. Arapça, Farsça, Kürtçe, Türkçe ya da başka bir dilden kelimeleri doğru anlıyor, doğru kullanıyorsam mesele yok. Birisi Kürtçe medeniyet dili değil diyor, diğeri çıkıp Türkçe medeniyet dili değil diyor. Aradaki fark ne? Biri diğerini üretiyor. Ne Türklük, ne Kürtlük, ne Türkçe, ne Kürtçe kutsal şeyler değildir. Daha doğrusu bunlar etrafında bir asabiyet oluşturuluyor ve bu tehlikeli gidişi görmezden gelip iki yanlıştan birini seçmek zorunda değiliz. Önemli bir gerçeklik te şu ki; Türk televizyon sunucusu çölde Arap birisiyle İngilizce konuşarak anlaşıyor. Bundan çıkarabileceğimiz pek çok sonuç var. Biz bu kafayla kendi içimizde yıllarca didişir bir arpa boyu yol alabilir miyiz bilmiyorum? Din konusundaki, Kuran konusundaki hassasiyetin dışındaki her türlü asabiyet boştur. Türk oluşumun hiç bir değeri yoktur. Binbir çeşit Türk var. Aynı şey Kürt için geçerli. Çok basit bir konu ama aynı zamanda çok uzun tartışma. Efendim Kürtler asimilasyona uğramıştır, onların biraz Kürtlüğü öne çıkarma hakkı olsa. Siz bilirsiniz. Bir çok Kürt arkadaşım oldu. Ama benim için en önemli değer olan dinime kökten düşman bir çok Kürt biliyorum, Türk biliyorum. Hz. Nuh'un oğlu gemiye binmedi. Birlikte olduğumuzu düşündüğüm Türk Türkleri tolere ediyor, onbeş sene önceki Kürt arkadaşım Kürtleri sonuna kadar tolere ediyor. Ben de diyorum sonuna kadar Hak ve Adalet (gerçek anlamları ve her yönüyle) ne ise sonuna kadar takipçisi olalım.
Fazlı İnderin
bir soru
08 Şubat 2012 Çarşamba 23:24
sayın yazar, kaleminize sağlık. lakin "“Müslüm Gündüz – Fadime Şahin”, biz Elâzığlılar’ın komşumuz Malatyalılar’a karşı tarih boyunca elde ettiğimiz tek üstünlük." cümlesiyle kastettiğinizin ne olduğunu tam anlayamadım; lütfen açar mısınız?
hüseyin
matuk
08 Şubat 2012 Çarşamba 22:50
(...) Kürtçe ilim diliymiş daha neler, iki ayrı bölgede yaşayan ve kürtce ilim diline inanan iki kişi karşılıklı bir kahve içene kadar bile sohbet edemezler, çünkü birbirlerine anlamalarına yeterli bir kürt dili yok kürtçe dediğiniz şiveden ibaret bir dildir arkadaşlar (...)
Xusrew Sever
Yasasin Cehennem!
08 Şubat 2012 Çarşamba 22:44
Bundan güzel, kültürlü seviyeli bir elestri daha olamaz.

Bu yazi bir sekilde Blind Arinc'in adresine gönderilmelidir. Cerceveletip duvarina asmalidir.
bedosevin
arınc
08 Şubat 2012 Çarşamba 22:31
Bülent ARINÇ aslen Bitlis - Merkez "ARINC" köyündendir.Akrabaları Bitlis ve Muş ilinde oturmaktadırlar. Sevgili yazarımız biraz daha araştırırsa eminim kendisi bu bilgiye ulaşır.
H. Polat
Xwedê soxîna me xêr bike!
08 Şubat 2012 Çarşamba 21:13
Ilginc bir yazi. Seydiyaniyî bu enfes yazisindan dolayi kutluyorum. Meseleye etimolojik yönden dokunmadan zevkle okudugumu söylemekle yetiniyorum.
Türkce'de sik sik kullanilan bir deyim var. "Egri oturup dogru konusmak", bu degimin nerden geldigini bilen varsa ilginc baska ipuclarina da ulasabiliriz diye düsünüyorum.
Tesekkürler!
Yavuz Selim Gökçek
İlmi tazeleme gerek
08 Şubat 2012 Çarşamba 21:11
Birilerini küçük düşürmeye çalışırken, Adem ile Havanın Kürtçe konuştuğunu söylemeyi unutmuşsunuz. Zaman makinası yolculuğunu tekrar deneyip binlerce yıllık destanlarınızı' belgelrsiniz artık, (...) Müthiş ilmi çalışmalar doğu batı dilleri vs, size göre Türkçe yok zaten Türkler konuşmayı bilmiyordu burada öğrendiler, inkar'da edilse Çin tarihin'de duruyor yerleri gidin oradan öğrenin kimmiş Türkler. İnsanlar ağlanacak hallerine gülüyorlar. Bu da orada denizin bittiği anlamına gelir.
sait alioğlu
Sediyani'ye teşekkürler
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:44
Hasbelkader ana dili Türkçe olan ve İslamcılığı baz alan bir Müslüman olarak Sediyani kardeşime teşekkürlerimi sunarım. İyi bir çalışma ortaya koymuş. Kürtçe medeni bir olmasa idi, Anadolu'nun Müslüman 'Türk' ahalisinin önemli bir kısmı kendi dinini kaynaklarına inerek öğrenebilmesinde Kürt medreselerinin ve oradan mezun olan insanlarından nasıl öğrenebilecekti? Özelllikle cumhuriyet döneminin dine karşı oluşan ceberrut Kemalist baskıları karşısında...
Nasıl ki Türkçe bir ilim diliyse Kürtçe de her vicdanlı insanın teslim edebileceği gibi bir ilim, kültür ve sanat dilidir! Bu kanaate nasıl sahip olduğumu sorsalar bana, sadece ehmed é Ciziri'nin Kürt çocuklarına arapçayı öğretebilmek için Kürtçe-Arapça olarak yazdığı şiirleri ihtiva eden "Nubar" adlı divanını öneririm. Ki, Kürtçe de bildiğim için yaklaşık on beş, yirmi yılkdır kitaplığımda bulundururum ve aynen Akif'in Safahatını tekrardan okuduğum gibi bu eseri de deöne döne okurum ve okurkan de hem eski Kürtçeden ve hem de Ciziri'den büyük bir zevk alırım...
Arınç'ın sözleri pek iyi olmamış. Teknik olarak söylenmiş olsa bile haddi aştığından vicdanları yaralar içeriktedir, jhatırlatmakta yarar var!

Sediyani'ye bir not; Ken kelimesinin aslı Yunanca değil, Eski İran'da Farsçadan da ön planda olan Soğd lehçesindendir!
cabanelkurdi
tebrik ediyorum
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:24
sizi daha önce van depremi allahin ikazidir dediginizden dolayi twitterden elestirmistim ama bu yazinizdan dolayida tebrik ediyorum..allahin ayeti olan bir dili ve irki asimile etmeye calisanlara karsi mazlumlarin yaninda yer almak allahin rizasini kazandirir..erdoganin rizasini alsak ne olur almasak ne olur yeterki allahin ayetlerine sahip cikalim..
mahmud
Bülent hangi dildedir.
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:20
bel Türkçe'de çıkıntıyı ifade eder. Bala farsçada yüksekliği ifade eder, bülent, bılınd aynı şekilde yüksekliktir. bal aynı zamanda tepe ve dağdır.Hint -Avrupa dillerinde tepe ve top arasındaki ilişki gibi bal(tepe) , ball ( top, futbol) ilişkisi ortaya çıkmış. Müslüman düşüncelerinde derin ve hikmetli olmalıdır, seyrek akıllı insanlar gibi davranamaz. İslamcılık müslümanlığın aklını seyrekleştirmişse de azıcık akıllı olmak iyidir, tepkisel olmamak gerekir. Mısır meclisinde ezan okuyan kafa kafa değildir.
Mahmud
Etimoloji
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:13
Türk Dil Kurumu veya İngiliz dil kurumunun olaylara bakışı islami bakış değildir. Bir müslüman herhangi bir konuda değerlendirme yaparken dikkatli olmak zorundadır. etimoloji ve felsefe kardeş 2 disiplindir, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi değildir. Bülent Arınç faşist bir zihniyetten beslenmiş bir düşünce ortaya koydu, buna verilmesi gereken cevap tepkisellik değildir. Yazarın bu yazısının bilimsellikle hiçbir ilgisi yok. tamamen tepkiseldir, islami de değildir.
Es'adıqo
Bu iki kürdce kelime
08 Şubat 2012 Çarşamba 17:43
irdelenece olursa,Sn. Arınç'ın pek bilinmeyen kürdlük yönü de ortaya mı çıkmış oluyor şimdi? Olsa ne kazanır,olmasa ne kayb eder? Hiç. Çünkü,üstünlük ancak takvadadır.Gerçi siyasette takva günümüzde
nerede ise imkansız.Bir alim zat boşuna mı siyasetin şerrinden allaha
istiaze etmişdir?
Ahmet Yasin
Türk ve Kürt halkları olarak taleplerimiz
08 Şubat 2012 Çarşamba 17:22
1-İbrahim Sediyani'nin Almanya'dan Türkiye'ye dönmesini istiyoruz. Türkiye'de yaşarsa müslümanlara daha faydalı olur. Uzakta yaşaması onun içinde dezavantaj.

2-İbrahim Sediyani gibi bir kalemin ulusal basında yazmaması büyük talihsizlik. Yeni Şafak ve ya Taraf gazetesi neden böyle bir ismi kadrolarına katmayı akıl edemiyorlar?

3-İbrahim Sediyani'nin gezi yazıları (seyhatname) kitaplaşmasını isyoruz. Sediyani'nin gezi yazıları nesilden nesile yaşatılacak eserlerdir. Allah rızası için biraz olsun kadir şinaslık ve vefa.

4-İbrahim Sediyani'den senelerdir şiir kitabı bekliyoruz? Dünyanın en güzel şiirlerini yazan bu insan neden şiirlerini kitap olarak basmayı düşünmüyor?

5-Birde biz gezi yazılarını zevkle okuyoruz ama güncel konularla ilgili böyle güzel yazılardan mahrum kalıyoruz. Acaba gezi yazıları için sitede ayrı bir köşe açılamazmı? Böylece bu köşede Sediyani güncel konularda aksatmadan yazar.
Antep'li
“üst üste”, Moğolca ?
08 Şubat 2012 Çarşamba 16:35
“üst üste”, Moğolca.''
diye belirttiginiz bu keli Mogolca degil,Kürtçe'dir.
Kelimenin esas kökleri Kürtçe'de kullandigimiz
Sü = Stü =Boyun,ense (yukari)=>''Sütün'' vb.
kelimelerinden araklanmismis.
ali kızıl
kitap
08 Şubat 2012 Çarşamba 16:04
sayın sediyani
1- şu seyahat yazılarını ne zaman kitaplaştıracaksın
2-ı'm malcolm tadında ki yazılarının da kitabını bekliyoruz
3- abi , içinde yetiştiğin ortamın kamil insanlrının ellerinde öperim.
Cihangir Emir
Az Kalsın
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:57
Yazar öyle enfes bir yazı kaleme almış ki, töre cinayetlerinden, kan davalarından, birbirini satır ile doğrayanlardan haberim olmasa kürt medeniyeti hakkında yazdıklarına az kalsın inanacaktım.
kamil
yavuz
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:41
yavuz, bakıyorum hakikaten yavuz muşsun? seni insafa davet ediyorum. velevki %2 ve ideolojik yaklaşılıyor. bu insanları bir haktan mahrum etme hakkını verir mi? Allah'ın adil şahitleri olunuz ya da deyin kardeşim ben din ile ilgili değilim. ve her şeyi yüksek menfaatime göre düşünüyorum.
Xopuri Lazi
Türkçedeki Farsça olduğu zannedilen kelimelerin tamamı Farsça değilmiş.
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:39
Sayın Sediyani'nin bu güzel yazısı çok anlamlı. Nacizane kendimce şöyle
ilave bir anlam da çıkardım. Herkesin bildiği üzere Türkçede bol miktarda
Farsca kelime mevcut. Tabii ki Kurmancça da Zazaca da İran dilleri grubuna
dahil fakat demek ki Türkçedeki Farsca olduğu söylenilen kelimerin tamamı
Farsca değilmiş. E haliyle bu kelimeler Zazaca ve Kurmançca oluyorlar(dır).


Orjinal Lazcası olmayan/unutulmuş (Bu kelimelerin bazıları/birçoğu Margalca
'da mevcut(tur)) neredeyse hiçbir kelimenin orjinal Türkçe karşılığı yok
gibi (Kemalistlerce-İttihatçılarca kullanımı terkedilen/terkettirilen ve
yerlerine uydurulan kelimeleri bu kategoriye dahil etmeyelim) ve hatta
günlük ve edebi Türkçede kullanımı düşmüş Osmanlıca birçok kelime Lazca 'da mevcut ve kullanılmakta (Ornek: tek'audi (Lz): emekli (trk)).
Hewar Colemêrg
gerek yok...
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:17
Sizi çok eleştiririm, özellikle farklı bir sitede ismini doğru yazmayan bir şahsa yönelik ithamlarınızdan sonra, ama hakkını vermek lazım çok güzel tespitleriniz var... Yüreğinize sağlık...
yavuz
insafsızca bir yazı
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:11
kürtçe eğitim olsun diyenlerin %2 si bile eminimki çocuklarına yabancı dil için kürtçe şıkkını seçmeyeceklerdir. Çünkü hepimiz çok iyi biliyoruzki dünya dilleri arasında kürtçenin karşılığı yoktur. Zengin bir dil değil anlamında söylemiyorum. Bir işadamı olsanız ve kürtçe bilseniz kürtçeyi hangi ticarette kullanacaksınız. Kürtçe konuşabileceğiniz adam akıllı ülkeleri sayabilirmisiniz? Kürtçe eğitim istiyorum sözünü tamamen siyasi bir söz ve samimiyetsiz olarak görüyorum. Son olarak İbrahim bey siz Bülent Arınçı çok sevdiğinizi ve nedenlerini 3 şıkta açıklamışsınız. Kusura bakmayın ama sizde samimi değilsiniz. Bir açıklamasından dolayı neredeyse cehennemlik bir zalim yapmışsınız. hiç yakışık olmamış.
Emine Torun
cok yasayasin Ibrahim Sediyani
08 Şubat 2012 Çarşamba 14:09
Hos gelmissin, güne kahkahalarla gülerek basladim, cok sagolasin, moralim bozuldugunda tekrar okuyup, neselenmek icin makaleni basucuma asiyorum, bir konuyu elestirmek icin hic te sayfalar dolusu teori dösenmeye gerek yok, sen yine böyle yazmaya devam e, o kadar carpici ki, anlayanasivrisine saz hesabi, anlamayana da yu yani,,,selamlar
ikram
malate ava
08 Şubat 2012 Çarşamba 12:45
ji bona me tu tiştık ne hiştiyî. ba feqerêmin ne xwune ewê pir xemgin be. silava xweda li ser te bî kekê hêja.
meral al
kürtçe medeniyet dili
08 Şubat 2012 Çarşamba 12:45
Hilal Kaplan'ın yazısı
Xânî, "mangır/ para" metaforuyla Kürtçe yazdığı eserini kast ederek devam ediyor:
"Bu mangırlar gerçi değersizdir,
Ama sade, temiz ve paha biçilmezdir.
Hilesiz, hurdasız ve tamamdır,
Ve halkın alışverişi için elverişlidir.
Hâlis Kürtçedir, şüphe götürmez
(...)
Bu paramıza "değersizdir" deme,
O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur.
Eğer basılarak nakşedilseydi,
Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı.
O kimsenin adına mensup olmayan bir sevgilidir,
Onun için karabahtlı ve muratsızdır."
Gördüğünüz gibi Xânî, Kürtçe'ye ilim ve edebiyat dünyasında revaç gösterilmemesini bir egemenin himâyesinden yoksun olmakla ilişkilendiriyor. Bu yoksunluğu da şöyle izah ediyor:
Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim,
Hep birlikte birbirimize itaat etseydik,
O zaman dini de devleti de ikmâl eder,
İlmi de hikmeti de elde ederdik."
Yani Kürtçe'yi de "medeniyet dili" yapardık diyor. Ancak Kürtler de Çerkezler, Abhazlar, Tatarlar, Lazlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler ve diğer pek çok "anasır-ı İslâmiye" gibi bu toprakların bir parçası olmayı tercih ettiler. Sırf bu yüzden bile, bu milletin seçilmişlerine düşen vatandaşlarının dilini aşağılamak değil, bizzat bu medeniyetin parçası olan dillerin daha fazla asimile edilmeden var olmasına katkı sağlamak olmalıdır.
*İstifade ettiğim kopya, M. Emin Bozarslan tercümesiyle Hasat Yayınları'ndan çıkan, Hüseyin Kıvanç'ın hazırladığı "Mem û Zîn"dir.
meral al
kürtçe ve medeniyet dili
08 Şubat 2012 Çarşamba 12:44
"Kürtlerin bütün haklarını vereceğiz"den "Kürtçe medeniyet dili midir"e çıkan yol... Sayın Arınç, belki farkında değil ama sözlerinde âdeta bir "kolonyal efendi" konumlanışı seziliyor
Gelelim, Kürtçenin medeniyet dili olmadığı mevzuuna... Bir toplumsal meseleyi anlamanın önemli yollarından birisi, o meseleye dair mevcut iktidar ilişkilerine bakmaktır. Bir dilin toplumdaki konumu da mevcut iktidar ilişkileriyle birebir alakalıdır. Zira bir dil, gündelik hayat dışında, farklı mecralarda ne kadar çok kullanılırsa, hem o denli güç kazanır hem de yaygınlaşır ve gelişir. Bu minvalde o dilin "devlet koruması" altında olup olmadığı, ne kadar medeniyet dili olup olmadığıyla yakından ilgilidir.
Bu noktadan itibaren sizi daha fazla analize boğmayacağım. Zira mevzuya ilişkin yapılacak herhangi bir analizden daha hikmetli bir metni dikkatinize sunacağım.
Ahmedi Xânî, Başbakan Erdoğan'ın da bölgedeki konuşmalarından sık sık referans verdiği ünlü bir Kürt şair. Xânî, 1695 yılında, döneminden farklı olarak Kürtçe yazdığı ünlü "Mem û Zîn"* isimli eserinin giriş kısmında, kitabın Kürtçe yazılış sebebini izah ettiği bölümde şöyle diyor: "Kısacası: İnattan ya da çaresizlikten / Mutat hilafı olarak bu bidatı işledi." Yani "herkesin tersine bu kitabı Kürtçe olarak yazdım" diyor. Peki neden?
"Ki el demesin 'Kürtler,
İrfansız, asılsız ve temelsizdirler.
Çeşitli milletler kitap sahibidir,
Sadece Kürtler nasipsizdirler.'
Bilmem 'el'in söyledikleri size de tanıdık geldi mi? Devam eden beyitler, o dönem ilim ve edebiyatla meşgul olanların daha çok Farsça ve Arapça'ya başvurduğunu ve bunun sebebinin de bu dillerde yazılan eserlerin para olarak karşılığının alınabildiğini, bu dillerde yazanlara sahip çıkıldığını anlatıyor.
mehmet
etimoloji/Mahmut kardeş'e
08 Şubat 2012 Çarşamba 12:32
verilen kelimelere bakıldığında yazarın söylediği şekildedir. dillerin kendi etimolojisine bakın. en basit ifade ile Türk Dil Kurumunun verilerine bakın yazarın söylediği gibi olduğu anlaşılacaktır. zanediyorum zaten yazar burda Türkçe'yi değil bir anlayışı eleştiriyor. selam ve dua ile
Hüseyin
haklı tepkiyi ölçüsüzlüğe vardırmak
08 Şubat 2012 Çarşamba 11:47
Yazarın tepkisini anlıyor ve haklı buluyorum ama şu sözleriyle ölçüyü kaçırdığını düşünüyorum:

... Çünkü Kürtçe bir medeniyet dilidir. Fakat bu medeniyet, ilim, kültür, icâd, çevre bilinci ve şehircilik, san’ât ve edebiyât medeniyetidir. Barbarlık, kılıçtan geçirme, tahtını kaptırmamak için kundaktaki bebeği boğma, tahta geçmek için kendi öz kardeşlerini öldürme, işgal, ırkçılık, inkâr ve asimilasyon medeniyeti değil...

Bu şekilde yapılan şey Türkçülük eleştirisi midir yoksa anti-Türklük müdür? Türk kavmine atfedilen bu sayılanların benzerlerini başka kavimlere de teşmil etmek mümkün değil midir? Neden olumsuzluklar Türklere, olumluluklar Kürtlere ait oluyor? Ermeni tehcirinde işlenen suçları beraber işlemediler mi? Türk ordusu köylüleri katletti de, Kürt ordusu katletmedi mi? İnfazlara bakalım. Türk devleti sayısız infaz yaptı ya Kürt örgütü bizzat kendi kadrolarından binlerce inanı üstelik de işkence yaparak öldürmedi mi?

Yani demem o ki, Bülent Arınç mutlaka dikkatli konuşmalı ama İbrahim Bey de!
mahmut erciş
buled arnıc aslen nereli
08 Şubat 2012 Çarşamba 11:40
bülend arıncın bu açklaması kendi sahsıa hiç yakışmamıştır,özelikle kürd halkının kendisine karşı beslediği sevigi gövenıni zedelemiştır.aslen nereli olduğunu söyleyeceğım,ben bülend arıncın dedelerini siirtın kürtalan ilçesi arınc köyünden göç etiğini biliyorum,bu köylerin tümü kürt köyleri ve kendisi aslen kürt akrabaları diyarbakır muş suryenın kamışlu şehrinde ikamet etmektedirler. bir kısım aklrabaların iyi tanırım.bulend arıcın böyle bir beyanatı şık değildır kendisne yakışmamıştır ve selam.
aykut
tebrikler
08 Şubat 2012 Çarşamba 09:20
bülent arınçın kendisini düzeltmesi dileğiyle sayın yazara tebrikler,harikulade ve bilimsel bir yazı
nuri
oy xode oy.....
08 Şubat 2012 Çarşamba 08:34
brovmın; ez kırmoncum le, ez kırmonce nezanım... ez sandım ez tırki dayndakim. meğer ez; kürtçe konuşuyormuşum...kürtçesini bilmediğim için böyle yazdım. brovmın şimdi beji bakim; ben kürtçe mi konuştum yoksa türkçe mi konuşuyrum... allah cümlemizin yar ve yardımcısı olsun....'içimizdeki beyinsizlerden dolayı bizleri helak etme allahım.....
SALİH TAŞKAYA
TEKZİP
08 Şubat 2012 Çarşamba 03:35
bülent arınçın soyledıklerını tekzip etmek için 50 tane avukat tutup yanınada 10 tane de basın danışmanı olsaydı yınede boyle mukkemel bır metın hazırlayamazlardı elıne kalemıne sağlık kardeşim
musluman
peh !
08 Şubat 2012 Çarşamba 02:06
yav yorumculara bakıyorumda bazılarının baya ağırına gitmiş !

hemen bşlayın kavmiyetçilik yapma ! o kelimeye latince deme,kürtçe hiç deme.

Gerçekler keyfinizi bozuyor diye ! gerçekleri değiştirme alışkanlığından vazgeçin.


Sağolasın ibrahim bey varol ! çok güzel bir yazı..
mustafa durmaz
b.arınç
08 Şubat 2012 Çarşamba 01:54
ibrahim s. kardeşim diline ve kalemine sağlık ... arınç bey inşallah bu yazıyı okur. bıraz utanır...
Mahmud
Müslümanlar ve Etimoloji
08 Şubat 2012 Çarşamba 00:51
Müslümanların Etimoloji konusunda bir düşünce ve araştırmaları yok. Dillerin birbiriyle ilgisi, kelimelerin birbiriyle ilgisi, aynı olması konusunda ciddi araştırmalar yok. tıpkı diğer tüm kesimlerin bakış açısı gibi bir bakış var sanki. oysa müslümanlar sorumludur, rastgele konuşamaz. Bülent Arınç Kürtçe medeniyet dili değildir, deme hakkına sahip olmadığı gibi, bu kelime şu dile aittir gibi bir yaklaşım da doğru olmayabilir. kelimelerin kimse de tapusu yok. kimin nerden kaptığı belirsizdir.
YUSUF OTAKÇI
BİZE BİR ŞEY KALMAMIŞ.
08 Şubat 2012 Çarşamba 00:31
.
İbrahim Bey seyahatten dönmüş. Hoş geldi, sefalar getirdi. Yerel, yerli konularımız hakkında da analizlerini alacağız, inşaAllah.

Yalnız ben korkuyorum ki; Bülent Bey gibi bir adam 15 tane Türkçe ile yazabiliyorsa, vay benim halime...

Hepiniz en Emin 'e emanet olun.
.
halitafriki
kavim
08 Şubat 2012 Çarşamba 00:10
sevgili ibrahimsediyani sizin bu tespitiniz beni okadar etkilediki kürt olmaya karar verdim türkçü kardeşlerimiz kızarmı acaba. selamlar.
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz