Bugün ve PKK

15.01.2011 00:00

Mehmet Kamış

Hatırlayın; 12 Eylül darbesi olmuş, ülke birkaç kişinin iki dudağı arasından yönetiliyor.

İktidarın gücüyle sarhoş olmuş konsey üyeleri, binlerce yılın yapamadığını yapmaya kalkıyor ve bütün ülkeyi emir ve sopalarla tek tipleştirebileceğini düşünüyor. Bütün ülke askıya alınmış demokratik haklar yüzünden olağanüstü şartlarda yaşıyor. Her yerde aramalar, en küçük şüpheyle evlere yapılan baskınlar, gözaltılar, işkenceler, idamlar...

Ülkedeki boy ortalamasını 175 santimetre olarak alan konsey, bunun üzerindeki ve altındaki bütün herkesin boyunu 175 yapmak için büyük bir gayret içine girmiş; kırıyor, döküyor, buduyor, tırpanlıyor. Astığı astık kestiği kestik sözüm ona rejimi koruyor.

12 Eylül rejimi, Güneydoğu'ya ise ekstra zulmetmeyi tercih ediyor. Dövüyor, sövüyor, yol kesiyor, bütün eşrafı toplayıp olağanüstü işkencelerden geçiriyor. Yüzlerce yıldır analarından atalarından öğrendikleri dili yasaklıyor. Bölgede yaşayan, Türk, Kürt, Zaza, Yezidi, Süryani kim varsa hepsini meşhur Diyarbakır Cezaevi'nden geçiriyor. Onlara iki tercih sunuyor yani. Ya dağa çıkarsınız ya da size hayatı cehennem ederim. Yani fiilen şunu diyor: "Sizin yeni adresiniz PKK. Oraya sığınmaktan başka çareniz yok."

O güne kadar Diyarbakır kentine girmeyi beceremeyen PKK için kaymaklı kadayıf oluyor bu durum. Ne de olsa daha önce biraz Siverek'te, biraz da Batman'da taraftar bulabilmişlerdi. 12 Eylül yönetimi rejimi koruma kisvesiyle, bütün Güneydoğu'yu, ovada soluk alınmaz hale getirmişti.

Bu, birilerinin Kürtlere kurduğu büyük bir tuzaktı. Ne pahasına olursa olsun yine de silaha sarılmamak gerekirdi. Ancak diyelim ki, dayanılmaz işkenceler, baskılar vs. gibi olağanüstü zulümler yüzünden mecburen dağa çıkıp silaha sarıldınız. O zamanın şartlarıyla silahlı bir mücadeleye mecbur kaldınız. Getirdiğiniz teorik ve pratik argümanların, o günün olağanüstü şartlarında haklılık taşıdığından söz edilebilirdi. Peki bugün! Türkiye 12 Eylül şartlarında bir ülke mi? O günkü silahlı mücadele belki birileri için umut ışığıydı. Ya bugün! Bugün o silahlı eylemlerinizin, Kürtler ve Türkler dahil bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için büyük bir tehdit ve tehlike olarak durduğunun farkında mısınız?

Bu büyük tehlikeyi tabiî ki PKK'nın silahları oluşturmuyor. Onu gerekçe göstererek Türkiye'deki demokratikleşmenin önüne geçilmek istenmesi asıl tehdit olarak duruyor karşımızda. Kürt meselesini 12 Eylül Türkiye'sine göre konuşmak ona göre politika üretmek ne kadar doğrudur?

BDP'nin ve PKK'nın Kürt meselesinde hiçbir yeni politika geliştirmeden, Türkiye sanki 80'li 90'lı yıllarda yaşıyormuş genel kabulüyle hareket etmesi, bizi ve kendilerini ne kadar da yanlış yerlere götürüyor. Bu PKK nereye kadar var olacak ve nereye kadar gidecek? Silah ve provokatif söylemler asla Kürtlerin işine yaramıyor. Peki ya kimin işine yarıyor?

Türkiye siyaseti, daha 10 yıl öncesine kadar kendi başına politika üretemez, sürekli askere bakardı. Siyaset bugün bunu aştı. Siyaseti seçilmiş siviller belirlemeye başladı. Böyle olunca da hem siyasette hem dış politikada hem ekonomide hem sağlıkta hem ulaşımda Türkiye aldı başını gidiyor. Kürt siyasetçileri için de, PKK silahından hem kendilerini hem de Kürtleri kurtaracak, inisiyatif almaktan başka bir çıkar yol görünmüyor.

Çünkü silahın olduğu yerde akıl, izan, hak hiçbir şey kalmıyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim