Bu yapılan "hukuk içinde" mi?

08.04.2014 14:16

Gülay Göktürk

Ben şimdiye kadar birkaç ülkede Gülen okullarını ziyaret ettim. Moskova'da, Petersburg'da sosyal kaosun dağıttığı ailelerin çocuklarını gördüm. Eşlerini alkolizme kaptırmış Rus kadınları, bir de oğullarını kaybetmemek için bu okullara bel bağlamışlardı. Bakü'de, Kazan'da, çocuklarının iyi İngilizce öğrenmesi ve global dünyayla kolayca eklemlenebilmesi için bu okullara umut bağlayan veliler gördüm. Johannesburg'da yüzyıllar süren köleliğin ve onu izleyen ırkçı yönetimin ezdiği bir ırkın ayağa kalkma mücadelesine el vermeye çalışan Horizon Okulu'nu, bu ayağa kalkışa ve insanca yaşama mücadelesine küçük de olsa bir katkı sağlamaya çalışan fedakâr öğretmenleri gördüm. Johannesburg'daki okulun siyah öğrencileri, o okulda belki de hayatlarında ilk defa beyaz adamın "öteki yüzünü", şefkatini görme ve onun tarafından sevilme deneyimini yaşıyorlardı. İçlerinden biri okula başladığı ilk gün eve gider gitmez annesine şöyle demişti: "Beyaz adam benim başımı okşadı."

Şimdi bu okullar birer birer çöküyor. Hükümetin ilgili devletlere yaptığı telkinle, ricayla, taleple (belki de ültimatomla) kapatılıyor. Yıllardır o okulları ayakta tutmak için mali katkı yapan işadamlarının, o okullarda öğretmenlik yapmak için yerini yurdunu, ailesini, nişanlısını bırakıp dünyanın öbür ucuna koşan genç öğretmenlerin eserleri gözlerinin önünde yok oluyor.

Bu, o insanlara reva mıdır? O okullara umut bağlamış velilere, o okullar sayesinde kötü kaderinin değişmesini uman öğrencilere reva mıdır?
 
Önce dershaneler, şimdi de yurtdışı okulları
 
Hükümet, 17 Aralık'tan bu yana, devlet içine sızmış ve hükümeti devirmeyi hedeflemiş illegal yapıyla mücadele ederken "hukuk içinde" kalacağını tekrarlayıp durdu.

Ama hiç de öyle davranmadı.
Önce dershaneleri hedef aldı. Bütün demokratik kamuoyunun karşı çıkmasına rağmen gözünü kırpmadan kapattı dershaneleri. Böyle bir şeye hakkı yoktu, böyle bir adım yasalara da Anayasa'ya da aykırıydı; girişim özgürlüğüne de, hizmet alma özgürlüğüne de sığmazdı. Çok söyledik ama dinletemedik.

Şimdi de, hedefte yurtdışı okulların yok edilmesi var.

Hukuk içinde kalmak, o okullarda yasalara aykırı birtakım faaliyetler varsa, suç işleniyorsa, söz konusu okullar paravan olarak kullanılıp o ülkelerde birtakım illegal faaliyetler yürütülüyorsa, bu faaliyetleri tespit etmek, suçu ortaya çıkarmak ve suçluların yakasına yapışmaktır; toptan okulları kapatmak değil.

Ama hükümetin mantığı böyle çalışmıyor. O, kestirmeden gidiyor. Dershaneleri de, okulları da"bataklık" olarak görüyor. Ve "sivrisinekleri" öldürmek için "bataklığı kurutmayı"hedefliyor.

Hatırlayalım, devlet bunu bir zamanlar PKK'yla mücadelede de denemişti. PKK'lıları"temizlemek" için Kürt köylerini bombalamış, sivil halkı köy meydanlarında sıra dayağından geçirmişti.

Evet, bu defa şiddet yok; ama mantık aynı mantık: Eğer bütün dershaneler ve okullar yerle yeksan edilirse, "altın neslin" de yetişmeyeceği, böylece ortada devlete sızacak kimse kalmayacağı hesap ediliyor.
 
Hedef alınan otonom yapı değil, sivil toplum
 
Dürüst olalım ve meseleyi açıkça ortaya koyalım: Bu yapılan şey, otonom yapının değil, doğrudan doğruya 40 yıllık bir sivil toplum hareketinin yok edilişidir. Her lafın başında Cemaat tabanının hedef alınmayacağını, sadece suç işleyen unsurların hedef alınacağını söyleyenler bu davranışlarıyla tam da Cemaat'in tabanını hedef almış oluyorlar. Bir Cemaat'in bağrında kolay kolay kapanmayacak bir yara açıyorlar.

Tarih yönetenlere, toplumların yaşadıkları travmaları kolay kolay atlatamadıklarını; yaratılan mağduriyetlerin ve yapılan hataların bedelinin er ya da geç bütün ülke tarafından çok ağır bir şekilde ödendiğini çoktan öğretmiş olmalıydı.

Ne yazık ki bazılarına hâlâ öğretememiş.

BUGÜN

 

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim