1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Bu ülkede Başbakan olmak, gerçekten zor!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu ülkede Başbakan olmak, gerçekten zor!

A+A-

Sanıyorum daha önce de yazmıştım... Lise yıllarında, “Milli Güvenlik Dersleri”mize bir “Binbaşı” giriyordu.. Lâf aramızda, bütün sınavlarda “9-10” aldığım için, ısrarla “asker” olmamı istiyordu...

Gelin, görün ki, “boy”um müsait değildi... Her neyse... İşte bu binbaşı, bir derste; “Bu ülkede birine beddua etmek istiyorsanız” demiş ve eklemişti;

“Onun Başbakan olması için dua edin!.. Çünkü bu ülkede en zor iş Başbakanlık yapmaktır!..

İyi yapsa da yaranamaz, kötü yapsa da!..

İş yapsa da eleştirirler, tek çivi çakmasa da!”

Aradan “tam 40 yıl” geçti... Binbaşının sözleri hâlâ kulaklarımda ve hâlâ geçerliliğini koruyor!..

“Tayyip Erdoğan’ın yaşadıkları”na bakıyorum da; bu ülkede “Başbakan” olmak, “gerçekten zor”muş!..

Bu makama “beddua” ile geldiğini hiç sanmıyorum... Tam aksine “dua”larla geldiğini ve kendisine sürekli “dua” edildiğini düşünüyorum!..

Ama, işi zor!..

Hele de son günlerde!..

O KADAR BADİRE ATLATTI Kİ!

“Dünden-Bugüne” geçirdiği süreci özetleyecek olursak... “İstanbul Belediye Başkanlığı” dönemindeki başarılı çalışmalarının mükâfat(!)ını; sırf “okuduğu şiir” yüzünden “hapsedilmek”le aldı!..

Daha sonra kurduğu ve “genel başkan” olduğu partiden “milletvekili” olması engellendi!.. Öyle ki; “Siyasi hayatı bitti!.. Muhtar bile olamaz” başlıkları, kartel gazetelerinden “sevinç çığlığı” şeklinde verildi.

Arkasından, önce “milletvekili” oldu, sonra da “Başbakanlık” koltuğuna oturdu...

Hayır, oturmadı... “Oturduğu yerden kalkamayanlar”ın Başbakan olduğu bir ülkede, “yerinde duramayan bir başbakan” oldu... Gezmedik ülke, görmedik yer bırakmadı... Afrika’ya da gitti, Asya’ya da...

Avrupa’ya da gitti, Amerika’ya da!..

Öyle sanıyorum ki;

“Türkiye’de” de, gitmediği il, uğramadığı ilçe kalmamış olsa gerek!..

Niye?.. Çünkü o, bir “Türkiye delisi”ydi,

Bir “Türkiye sevdalısı”ydı!..

Zaman zaman düşünmüşümdür;

Bu adam ne zaman dinlenir, ne zaman yemek yer, ne zaman yatar?..

“Yurtdışı geziler”in bizzat şahidiyim...

“8-9 saat uçak yolculuğu” yapıp da, gidilen ülkedeki “toplantı” bittikten sonra, sırtımız yatak görmeden aynı gün geri döndüğümüz çok olmuştur!..

Böylesine hızlı bir tempo!..

Böylesine enerjik bir diplomasi!..

Peki, “madalya” mı taktılar boynuna?..

Bir “teşekkür” mü ettiler?..

“Bu ülke bize dar be!” deyip, dünyaya açıldığı günlerde, onu “devirmek” için “darbe plânları” yaptılar!..

Hem de, “Başbakan” olmasından bir yıl sonra!..

Bunu da başaramayınca, “AK Parti’yi kapatma” dâvâsı açıp, bir anlamda “Demoklesin kılıcı”nı sallandırmaya başladılar!..

Ardından, “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nı engelleme” girişimleri başladı!.. Ağar’ları, Mumcu’ları kafaya aldıkları yetmedi, bir de “e-muhtıra” yayınlayıp “367 ucubesi”ni icat ettiler!..

Lütfen dikkat!..

Tüm bunlar “son 7 yıl içinde” yaşanan gelişmeler!.. Ki; bunlara “muhalefetin takozları” dahil değil!..

“Ergenekon Terör Örgütü Dâvâsı”nda yaşananları, “ıslak imzalı darbe plânları”nı ve “açılım” girişimlerini zaten biliyorsunuz!..

Düşünebiliyor musunuz;

Bir Başbakan ki; sağlığını riske atıp, bu ülke için dur-durak bilmeden çalışıyor ama sürekli “çelme”lerle, “takoz”larla karşılaşıyor!..

Ben olsam; “Al atını, kendin yap tımarını” der, kenara çekilirim... Ama o, “saltanat” sürmek varken, “meşakkat”i tercih ediyor!..

Bırakın “dakika”sını, hayatının “bir saniye”sinin bile boş geçtiğini sanmıyorum.. O kadar “dolu” ki, fırsatını bulduğunda, meselâ “böbrek hastası bir kadın”ın son durumu hakkında bilgi alıyor, “tedavi”sinin yapılması için talimatlar veriyor!..

Birçok olay biliyorum ki;

Bizzat ve tek tek ilgileniyor!..

Ama, yine yaranamıyor!..

“Binbaşı”nın dediği gibi;

“Başbakan” olmak, zor iş vesselâm!..

AĞIZLAR AYRI, SÖYLEM AYNI!

Hani, “Ergenekon Terör Örgütü” soruşturması kapsamında tutuklanıp yargılanan “sanık”larla ilgili olarak; “Hiç profesörle tetikçi, yazarla asker aynı dâvâda yargılanır mı?” diyorlardı ya; işte onlara sormak lâzım;

“CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hiç aynı kefeye konulur mu?..”

Öyle ya;

İkisi de “apayrı parti”lerin başında!..

Ama, “söylem”leri bir!..

Hem de, aynısının tıpkısı!..

Meselâ, Baykal diyor ki;

“Kürt açılımı görüşmelerinin, Atatürk’ün ölüm günü olan 10 Kasım’a denk getirilmiş olması derin bir anlam taşıyor. Atatürk artık aramızdan ayrıldı şimdi biz bunları yapabiliriz demek mi isteniyor?

Türk bayrağının yarıya indiği bir gün Meclis’e getirilmiş olmasının da çok özel bir anlamı vardır.”

Devlet Bahçeli de diyor ki;

“İhanet projesinin millete hazmettire hazmettire hayata geçirilmesi sürecinde beklenen ikinci adım, konunun Meclis’in önüne getirilmesi olacaktır.

Cumhuriyetimizin kurucusunun ölüm yıldönümünde, Cumhuriyet varlığının tartışılacak olması dikkat çekici ve düşündürücüdür.”

Peki, siz ne dersiniz?..

Demek oluyor ki;

“Farklı insan”lar veya “farklı parti”ler, “aynı söylem” etrafında birleşebiliyorlarmış!..

Baykal ve Bahçeli birleşiyorsa, Ergenekoncular niye birleşmesin!..

Halbuki, olayı oraya-buraya “çekiştirmek” yerine, doğrudan “başka tarih” önerebilirlerdi!..

Ama, amaçları “üzüm yemek” değil ki!..

Amaçları, “bel altından” vurmak!..

Başbakan, bu durumda n’aapsın?..

“Muhalefet istemiyor” diye, bir “devlet projesi” olan “açılım”dan vazgeçip “kan ve gözyaşı akmasını” seyretmeye devam mı etsin, yoksa “risk” alıp, süreci devam mı ettirsin?..

Başbakan’ın işi, gerçekten zor!..

Yoksa, Başbakan bilmiyor mu;

“Vurun teröristleri!.. Kamplarını bombalayın!..

Bulduğunuzu gebertin!” demeyi!..

Elbette biliyor!..

Ama, bu “operasyon”ların, geriye “kan, gözyaşı ve fakirlik” olarak döndüğünü de biliyor!..

Çünkü, o dağlara atılan her mermi, her bomba, “sofralardan binlerce lokma” eksiltiyor!..

Çünkü her mermi ve bomba, “yara”ları daha da kanatıp, “gözyaşları”nı “sel” haline getiriyor!..

Baykal ve Bahçeli’nin işi kolay!..

Çünkü onlar “muhalefet”te!..

Çünkü onlar, “gerilim”den besleniyor!..

“Barış” isteyenlerin işi ise, çok zor!..

Hele de, “Türkiye sevdalısı” olanların!..

SİGARA YASAĞININ SEBEBİ “DİNCİLİK”MİŞ!

Başbakan, şu anda sadece “darbeci”lerle, sadece “muhalefet”le ve sadece “barış düşmanları”yla boğuşmuyor... Ne enteresandır ki, “icraat”larını da savunmak zorunda... Çünkü bu ülkede “zekâ fukarası” olup da “ünlü yazar” diye geçinen o kadar insan var ki!

Meselâ, bunlardan biri, “bu kadarına da pes” dedirtecek, şöyle bir yazı yazmış:

“Bunlar sigara yasağını insan sağlığı için değil, kendi yaşam biçimleri açısından getirdiler.

Niçin?.. Çünkü Kur’an’da tütün içmek (o zaman sigara yoktu) mekruh sayılıyor.

Günah değil, ama mekruh! Yani zararlı.

Hiç kuşkum yok, AKP iktidarının getirdiği bu amansız sigara yasağı insan sağlığı ile değil, Kur’an hükümleriyle ilgili.

Ama ellerindeki oyuncağı çok güzel kullanıyorlar:

İnsan sağlığı!”

Söyleyin Allah aşkına;

Bu satırların “körü körüne AK Parti ve Hükümet düşmanlığı” yapmaktan başka bir anlamı olabilir mi?.

AVRUPA ÜLKELERİ DE Mİ DİNCİ?

Neymiş,

“Sigara yasağının nedeni dincilik”miş!..

Yahu, bu “ünlü yazar”(!)lar kafayı peynir-ekmekle mi yedi, yoksa “düşmanlık”ları gözlerini bu kadar mı “kör” etti?..

Sormak gerekmez mi bu “embesil”lere;

Diyelim ki, Tayyip Erdoğan iktidarı “dinci” olduğu için yasakladı “sigara”yı!.. Peki, bu “dinci”(!) iktidar;

Kur’an-ı Kerim’de “haram” olduğu ayan-beyan yazılan “içki”yi niye yasaklamadı?..

Bu iktidar eğer “dincilik” yapmış olsaydı, ilk önce “haram” olan “içki”yi yasaklardı!..

Ve yine diyelim ki;

AK Parti iktidarı “dinci”(!) olduğu için yasaklamıştır “sigara”yı; peki “sigara yasağı”na Türkiye’den çok daha önce başlayan “Avrupa ülkeleri” de mi “dinci”dir?..

Onlar da mı “mekruh” olduğu için yasaklamıştır!..

Buyrun, ABD ve Avrupa’dan birkaç örnek:

¥ ABD’nin Kaliforniya eyaleti dünyada en sıkı ve geniş çaplı sigara yasağının uygulandığı yerlerden biri. 1993 yılında devlet binalarının içinde ya da 1.5 metre yakınında sigara içmek yasaklandı. Eyaletteki restoranlar, barlar, kapalı mekanlar ve sahillerde sigara içilmesi yasak.

¥ Fransa, 2003 yılında, umuma açık alanlarda sigara tüketimini düşürmek için sigara fiyatlarını yüzde 20 arttırdı. Fransız hükümeti, 1 Şubat 2007’de iş yerlerinde sigara içilmesini yasakladı.

¥ Avustralya’da havaalanları, devlet daireleri, klinikler ve işyerlerinde sigara içmek yasak. Ülkede birçok eyaletteki restoranlar ve alışveriş merkezlerinde de sigara içilmiyor.

¥ Kanada’da 15 yaşın üzerinde sigara içenlerin oranı yüzde 21. Bu sayıyla Kanada toplumu, dünyada sigara içme oranı en düşük toplumlar arasında. Toplum sağlığı uzmanlarına göre bunun sebebi, ülkede uygulanan sert sigara içme yasağı!..

¥ İrlanda 2004 yılında pub’lar, restoranlar ve kapalı iş yerlerinde sigara içilmesini yasakladı. Hükümet, bu mekanlarda sigara içerken yakalanan kişilere 3 bin Euro para cezası verilmesini kararlaştırdı.

¥ 16 milyonluk nüfusunun yüzde 30’u sigara içen Hollanda, 1 Ocak 2004’ten itibaren, tren istasyonları, umumi tuvaletler, iş yerleri de dahil olmak üzere halka açık birçok yerde sigarayı yasakladı.
¥ İspanya’da iş yerleri, hastaneler, kültür merkezleri ve toplu taşıtlarda sigara yasağı, 1 Ocak 2006 itibariyle yürürlüğe girdi.

¥ İtalya’da sigara yasağı iki yıldır yürürlükte. Hükümet sigara içmenin yasak olduğu mekanlarda kuralı ihlal eden kişiye yaklaşık 2 bin Euro para cezası keserken, mekanda sigara içilmesine göz yuman işletmeci ya da sorumluyu ise 275 Euro ödemek zorunda bırakıyor.

¥ Norveç’te sigara içmeyenleri pasif içicilikten kurtarmak için, 1 Haziran 2004’te restoran, bar ve kafelerde sigara içmek yasaklandı... Norveç’te tütün ürünlerinin reklamını yapmak, 30 senedir yasak.

Listeyi uzatmanın âlemi yok!..

Açıkça görülüyor ki;

Avrupa ve ABD’de sigara yasağı, “Türkiye’den çok çok önce” başlamış ve sıkı şekilde de uygulanıyor!..

Peki, bu ülkeler de mi “dinci”, bu ülkeler de mi “şeriatçı?!?” Ya da, bu ülkelerin Başbakanı da Tayyip Erdoğan’dır da, haberimiz mi yok?..

Sahi, Bülent Ecevit’in yanında sigara içmeyen Devlet Bahçeli de mi, “dinci”dir?..

ERDOĞAN, İYİ TAHAMMÜL EDİYOR!

Yazacak çok şey var... Ama, hangi birini yazacaksın?.. Tayyip Bey’in, Sağlık Bakanı’na “domuz gribi” ile ilgili sözlerine mal bulmuş mağribi gibi sarılan ve bunu “hükümette çatlak” gibi sunmaya yeltenen kartel gazetelerini mi, “İsrail’e rest”lerinden dolayı hedefe oturtulmasını mı, “hükümeti devirme plânı” hazırlayan albay konusunda gereğinin yapılmasını istemesinden dolayı, olayı neredeyse “rejim sorunu” haline getirenleri mi?..

Hangisini yazacaksın?..

Tayyip Erdoğan, sadece “7 düvel”le değil, bazen de içimizdeki bazı “düve”lerle uğraşmak zorunda kalıyor!..

O kadar “risk” aldı ki;

Bırakın “ayağının kayması”nı, bir an “ayağı sürçse” var ya, üzerine çullanacak o kadar “akbaba” var ki!.. Hepsi pusuda, hepsi tetikte!..

Bir “hata yapma lüksü” bile yok!..

Hasılı kelâm;

Bu ülkede “Başbakan” olmak çok zor!..

Hele de, “Türkiye sevdalısı”ysan!..

Tayyip Erdoğan’ın “sinirleri çok sağlam” olmalı ki, hâlâ dayanıyor, hâlâ direniyor!..

“Türkiye delisi” olmak, galiba böyle bir şey!..

Ne diyelim... Allah kolaylık versin...

===========

Gerilim böyle tırmanıyor

Her zaman söylerim, “gerilim” tek taraflı olmaz...

Bir taraf “aşağıdan almaya” çalışsa bile, “ipi elinde tutan diğer taraf”ın habire asılması, “ipin gerilmesi”ne yol açar!..

Bunun son örneği, Trabzon’da yaşandı... Malûm, İsrail Büyükelçisi Gaby Levy, önceki gün Rize’den başlayıp, Trabzon ve Gümüşhane’yi de içine alan bir gezi gerçekleştirdi... Yine malûm ki; Rize Belediye Başkanı, “Gazze’deki katliam”dan dolayı kendisine tepki gösterdi... Önceki gün de “Trabzon’daki öğrenciler” tarafından protesto edildi... Hem de, üzerine “yumurta” atılarak!..

Belli ki, insanlar “galeyan” halinde... Belli ki, “Gazze katliamı” insanların yüreğini yakmaya devam ediyor.

Peki, “insan” olan bir insan, bu durumda ne yapar?..

Bakar ki “tepki” zirvede, biraz geri adım atar!..

Öyle ya; “ateşin üzerine barutla gitme”nin âlemi yok!..

Ama Gaby Levy ne yaptı?.. Gezisini sürdürüp, dün de Gümüşhane’ye gitti... Tabiî, orada da protesto edildi!..

İşin tuhaf tarafı, bu “protesto”lara İsrail’in tepki göstermesi!..

Malûm, İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Trabzonlu”ların tamamen hedef alınarak, “Trabzonvari bir saçmalık” gibi, küstahça bir açıklamada bulunuldu!..

Şimdi, söyleyin Allah aşkına; “gerilimi körükleyen” kimdir?.. Ve bu gerilim politikasıyla “normalleşme” nasıl sağlanır?.. Söyleyin nasıl?..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT