"Bu Milletvekiller Bizim Vekilimiz Değildir!"

15.11.2014 20:34
"Bu Milletvekiller Bizim Vekilimiz Değildir!"
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu, Arnavutluk'ya yapılacak Eşcinsel Hakları seminerine Türkiye'den bazı milletvekillerinin gidecek olmasını yaptığı basın açıklaması ile kınadı.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasının tam metni:

Avrupa Birliği, 21 Kasım 2014 tarihinde Arnavutluğun başkenti Tiran'da yapılacak olan eşcinsel hakları savunma seminerinde Türkiye'nin de milletvekilleri ile temsil edilmesi için resmi olarak talepte bulundu. Mecliste oylamaya sunulan bu talep maalesef vekillerce kabul gördü. Böyle bir ahlaksızlığı sözde meşru zemine oturtarak bu sapkınlıktan bir hak çıkarmaya çalışan Avrupa Birliği tarafından, Türkiye'nin bu duruma müspet katkı sağlamasına çalışılması bilinçli bir çalışmanın ürünüdür. Meclisin bunu onaylaması ise akıllara ziyan bir durumdur. Diğer yandan kendini muhafazakar olarak tanımlayan ve dindar bir nesil yetiştirme iddiasında bulunan bir iktidar döneminde bu ve benzeri çalışmaların hiç bir rahatsızlık duymadan yapılıyor olması trajikomik bir durum ortaya koymaktadır. Yeryüzüne ifsadı yayan, üyeleri arasında derin çatlakların bulunduğu ve dağılmaya mahkum bir birliğe üye olmak adına ilkelerden ve değerlerden yoksun bir şekilde izlenen siyaset neticesinde toplumu ayakta tutan dinamikler maalesef bir bir ortadan kalkmaktadır. Dün camilerinde cuma hutbesinde ailenin önemi anlatılan bir ülkede aile ve ahlak mefhumu ile taban tabana zıt ve bu olguları kökünden dinamitleyecek eşcinsellik konferanslarına ülke adına meclis kararı ile temsilciler gönderiliyor olması " Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu." öz deyişini akıllarımıza getirmektedir. Bizler böyle bir seminere katılacak milletvekilini bu milletin vekili olarak kabul etmiyoruz. Meclisin kararını ve bu duruma göz yuman iktidar partisinin tutumunu şiddetle kınıyoruz. Ahlaksızlıktan hak devşiren, sapkınlığından mağduriyet üreten, gençliğe olumsuz örnek teşkil eden bir güruhun sözde haklarının konuşulacağı seminere katılım kararından bir an önce vazgeçilmelidir.

Ülkemizde son günlerde toplumu germek amaçlı  kamu görevlilerinin karıştığı ilginç olaylar olmaktadır.  6-7 Ekim tarihlerinde gerçekleşen ve 40 civarında vatandaşın katledildiği sözde Kobani'ye destek olaylarında Van'da polis panzerinin yanan bir aracın üzerine iki aracı sürükleme görüntüleri gündeme bomba gibi düştü. Bu durum hiç şüphesiz kimi polisler eli ile çıkan olayları dahada şiddetlendirme ve kaos ortamı oluşturma amacı taşıyan provokatif bir eylemdir ve akıllarımıza tarihimizde darbe dönemleri öncesinde asker eli ile tezgahlanan olayları hatırlatmaktadır. Kobani olayları esnasında yakınını kaybetmiş yada yaralanmış kişilerin "etrafta hiç polis yoktu" demeleri ve telefonla polisi aradıklarında ise aldıkları "yapacak bir şey yok, başınızın çaresine bakın" cevapları kameralara yansıyan bu görüntü ile dahada bir manidar hale gelmiştir. Yasin Börü ve arkadaşlarının vahşi bir şekilde şehit edildiği olaylarda kameralara yansıyan görüntülere rağmen henüz kimsenin yakalanmamış olması ayrıca düşündürücüdür. Bir diğer olay İsrail terör şebekesinin ilk kıblemiz Mescid-i Aksaya düzenlemiş olduğu alçakca baskını protesto etmek amacı ile işgal şebekesi İsrail konutu önünde toplanan vatandaşlara gereksiz bir yere aşırı güç uygulaması ve biber gazı ile müdahale etmesi hadisesidir. İslam toplumlarının ve ülkemizdeki müslüman halkın böylesi hassas olduğu bir konuda polisin provokatif bir girişimde bulunması kabul edilemez bir yaklaşımdır. Bir başka olaysa  hukuksuz bir şekilde devam eden Hizb'ut Tahrir davasında, silahlı bir eyleme bulaşmadıkları bütün resmi kurumlarca kabul edilen ve fakat terör davasından binlerce yıl hapis cezası alan mazlum müslümanlara destek olmak ve mağduriyetlerini görünür kılmak amacı ile Köklü Değişim Dergisi tarafından başlatılan imza kampanyalarında Keçiören'de imza standında görevli 6 gencin hiçbir olay yaşanmadığı halde gerekçe göstermeksizin savcılık talimatı ile gözaltına alınması bir başka manidar olaydır. Buradan bu vesile ile göz altına alınan, İsrail konutu önünde şiddete maruz kalan ve Kobani olaylarında yaralanan kardeşlerimize geçmiş olsun diyor ve yine Kobani olaylarında ölen kardeşlerimizin yakınlarına sabır diliyoruz.

El kaide davaları, İbda-C davası, Hizbullah davası, Hizb'ut Tahrir davası, Sivas davası, Metin Kaplan davası devlet içerisinde çöreklenmiş farklı fraksiyonlardaki ideoloji sahiplerinde sürdürülen ve sürüncemede bırakılan davalardır. Bu davalar vesilesi ile binlerce kişi mağdur edilmekte ve toplumsal kamplaşma derinleştirilmek istemektedir. 

Buradan hükümet yetkilileri başta olmak üzere devlet yetkililerine seslenerek diyoruz ki; yasama, yürütme ve yargı erkini elinde bulunduruyor olmanız hasebi ile vatandaşlarınızın her türlü halinden sizler sorumlusunuz. Kurumlarda bulunan ve yetkilendirilmiş kimi şahısların vatandaşlara dönük hukuksuz bir şekilde  işlemiş olduğu fiillerin önüne geçmek sizlerin mükellefiyetindedir. Uzunca bir süredir dillendiriyor olduğunuz ve paralel devlet yapılanması olarak adlandırdığınız oluşumdan ve benzeri diğer oluşumlardan vatandaşın hakkını korumak öncelikli vazifenizdir. Yukarıda bahsettiğimiz olayların failleride dahil olmak üzere topluma dönük açık bir şekilde provakasyona yeltenmiş kişi veya kişiler hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmalı ve caydırıcı cezalar uygulanmalıdır. Aksi durumda yaşanan her bir olayın azmettiricisi  olarak sizler bilineceksiniz.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşma temennisiyle.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

Soner KARTAL

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim