1. YAZARLAR

  2. Yalçın İçyer

  3. Bu Kurban Suriyeli Kardeşlerimizle Olduk
Yalçın İçyer

Yalçın İçyer

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu Kurban Suriyeli Kardeşlerimizle Olduk

A+A-

 

BU KURBAN SURİYELİ KARDEŞLERİMİZLE OLDUK

BİR KEZ DAHA SURİYE(I)

EY SEVGİLİ OĞUL DİKKAT ET! SANA OLANLARA YAKINLAŞ VE GÖR.

GÖREN İŞİTEN GİBİ OLAMAZ

GİRİŞ

Mazlumların Rabbi Allah'a(cc) hamd O'na kulluk yapmamanın adıdır. O'na kulluğumuzu bize nasip etsin. O'na kulluğunu en güzel bir şekilde yerine getirerek hamdını ödeyen Resullere, son Resul'e, yaranlarına salat ve selam olsun. Rabbim onların yolunda olanlardan razı olsun. Rabbim bizleri onların yolundan ayırmasın.

Sevgili kardeşler!

Sizleri Allah'ın selamı ile selamlıyorum. Diyarı Şam'a ikinci kez gittim. İki gidişimde yardım gayesi ile oldu. Bu sefer Kurban götürdük. 1992.den beri gittiğim ve yardım götürdüğüm çalışmanın belki en sonu olacak. Artık çalışmayı genç kardeşlerimize bırakmak istiyorum. Bilemiyorum ileriki günler neler gösterecektir. Bu sefer uzun kaldık. Suriye direnişin iki döneminin ön ve arka alt yapısını geniş okuduk. Yazımın başına bir söz aldım. Bu bir şiirden aldığım bir mısradır. Üstat Ahmet’in bol ezberlediği ve zaman zaman okuduğu şiirlerden bir mısradır. Benim bir tespitime verdiği cevaptır. Gezerken yaptığım bir tespit. Bu tespiti daha öncede gittiğim bölgelerde de yapmıştım. Türkiyeli Müslümanlar-istisnalar hariç- bölgelerle ilgili doğru malumata sahip olmadan konuşuyorlar ve kararlar veriyorlar. Suriye ile ilgili de aynı kanaatim oluştu bende ve kendisine bu kanaatimi söyledim. Gelip görmek ve öyle konuşmak daha doğru oluyor dedim. O da bu mısrayı okudu. Evet, kardeşler sizden bir ricam vardır. Lütfen oradan buradan işittiğiniz haberlerle hemen oradaki insanlar hakkında karar vermeyin. Üstat bu sözünün arkasına şu rivayeti ekledi. 'Her işittiğini söyleyen kişi için yalancı olmak yeterlidir.' Suriye'de kaldığım günleri günlüğümde yazdığım şekli ile yazmaya çalışacağım. Benim yazdıklarımda bir insanın yaptığı tespitlerdir. Mutlak doğrular değildir. Kulluk duygusu ile ve sorumluluğu ile yaptığım seyahatlerin neticesinde yaptığım tespitlerdir. Daha önce gittiğim yerlerde de çeşitli tespitlerim oldu. Daha sonra ki zamanlarda bunların bir kısmı isabetli çıktı bir kısmı da isabetli olmadı. Burada ki tespitlerimde gözlemlerim ve Allah rızası için yaptığım gezilerin ve bu gezilerde kazandığım tecrübelerin sonucunda vardığım kanaatlerdir. İnşallah isabetli olur. Rabbim, yanıldıklarımdan ve hatalarımdan dolayı ne beni ve ne de ümmeti zarara uğratmasın. Sizlerde bu bakış içerisinde değerlendirme yapmayı tavsiye ediyorum.

İzlenimlerimi tabii ve sade olarak içinde bulunduğum duygusallık ve gözlemimle açısı ile yazacağım. Umut ederim yazdıklarımdan istifade ederiz.

1.Evden çıkış ve hava alanı

20.10.012 Zilhicce1435 Sabah 07.40 evdeyim. Sabah namazını kıldım. Ve hatimimden okudum. Okuduğum ayetlerde şu ayetleri seçtim. 'Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.'

Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. … Size bir yara değdiyse o kavim de tıpkı sizin gibi yaralandı. Bu günler, öyle günler ki onları insanlar arasında nöbetle döndürür, dururuz. Böylece de Allah, bilgisini, inananlara açıklar, içinizden şahitler edinir ve Allah zalimleri sevm.'3/122,123.140 Ne güzel müjdeler ve ne güzel uyarlı ve ne güzel hayat kuralları. Sanki bugün inmesi gerekiyor. Ve sanki bize Cebrail geliyor, nasihat ediyor. Açın Kuran’ı ve gerisinde okuyun.

11.05 Hava alanındayım. Uçağa biniş girişinde. Unutmamam gereken bir hatamı yazayım. 'TECRÜBELERDEN İSTİFADE EDEMİYORUM. TECRÜBELER HAYATI ÖĞRETEN DENEYİMLERDİR.' Erken geldim. Çıkışlarda ve girişlerde hep bekletirler. Bu sefer hacc zamanı olduğu için haccın bereketine takıldım. Yani yarım saat beklemedim. Polis amcada yalan söyleme ihtiyacını duymadı. 'Bestimtt fligen Sie nach Mekka?' 'Muhakkak Mekke'ye uçuyorsun.' Gülerek ve zevkle sordu. Benimde ağzımdan gayri ihtiyari çıktı. İnşallah! Dedim. Ve bir şey sormadı. Kimliğimi alete verip kontrol etmeden geri verdi. Galiba 'Ja oder nein' 'Evet ya da hayır' diye sorsaydı. Yalan söylemezdim. Yüzde yüz 'Nein' 'Hayır' derdim. İçimden gelerek 'İnşallah' çıktı. O da bu ara kimliği verdi. Hani vermeseydi ne olurdu? Zaten gayri meşru bir şey yaptığım yoktu. İşte polis amcalar eski bilgilere dayanarak sorguluyorlar ya da bekletiyorlar. Hayatım işte bu.

Saat13.17 böylece yarım saat gecikmeli uçmak üzereyiz. Zamanın bol olması dolaysı ile hava alanın içini gezdim. Gördüğümde bakamadan geçmediğim şey kitaplardır. Evet, kitaplara baktım. 'Das Scheißleben meines Vaters, das scheißleben meiner Mutter und meine eigene scheißjugend- babamın kahredici hayatı ve annemin kahredici hayatı ve benim kahredici gençliyim.' Paris’te yaşayan bir gencin hayatını kendi kaleminden anlatıyor. Kitabı aldım ve yoluculukta okuyacağım kitaplar arasına aldım. Erken geldim. Benimle beraber gelecek Serdal kardeşim daha gelmedi. Merak ettim. Onun için ilk yolculuk oluyor bu anlamda.

2.Uçak ve Ankara hava alanı

Uçağa bindik. Ve uçak yürüyor. Sevgili dostum Kur'an'ı tekrar elime aldım. Şu ayetler bana güzel ilham verdi.

“Ey iman edenler. . . Dünyada gezip dolaşan ya da savaşa çıkan kardeşleri için "Eğer yanımızda kalsalardı ölmemiş veya öldürülmemiş olacaklardı" diyerek hakikati inkâr edenler gibi olmayın! Allah bu fikri onların içinde bir hasretlik acısı olarak meydana getirdi. Allah diriltir ve Allah öldürür (sebepler değil)! Allah yapmakta olduklarınızı (Esmâ'sı itibarıyla onların hakikati ve dahi yaratıcısı olması ile) Basıyr'dir (değerlendirendir).Ve eğer gerçekten Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz, (unutmayın ki) Allah'ın mağfireti ve rahmeti, kişinin (bu dünyada) yığabileceği her şeyden daha iyidir.”3/156-157

Bu ayetlerde beni duygulandıran nedir? Ben silahlı bir savaşa gitmiyorum. Sadece zulme uğramış kardeşlerime yardım götürüyorum. Bu anlamda ayet beni ilgilendiriyor. Evimden sadece ve sadece Rabbimin rızası için çıktım. Allah yolundayım. İşte bu anlamıyla bu yolda ölmek benim için sevindirici olacaktı. Ayetler bu anlamıyla bana müjde idi. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Neden yorgun? Benim yorgunluğum genelde bedensel olmuyor. Şüphesiz insan bedensel yorgun oluyor. Ben de oluyorum. Ama benim yorgunluğuma Rabbimle olan irtibatım ve sorumluluğum ile ilgilidir.

Saat17.30'a doğru. Bir ay önce çok acı bir hatırayla ayrıldığım Ankara hava alanına ineceyiz. Yolculuğum boyunca okudum. Geçen Türkiye'ye gittiğimde Konya'da bulunan bir dostum ve öğrencime uğramıştım. Onun hazırladığı bir kitabı okuyorum. 'Akçap Düşünce' Aklı Kullanmada Çözümleyici Araştırmacı ve Paylaşmacı Düşünme (Prof. Dr. Saim Açıkgözoğlu, Orta Dünya yayınları)

Bir ara yorgunluğumdan dolayı uykum geldi Uyumaya çalıştım uyuyamadım. Bir canlılık geldi ve okumaya devam ettim. Çok farklı bir kitap. Tamamen tıbbi izahlarla dolu. Tıbbi, fıtri, fiziki ve zihinsel açıdan beynin çalışmasını inceliyor. Akıl beyin ilişkisini işliyor. Şimdilik ilginç, ilginç olduğu kadar ağır ve bilimsel. Mesleki ders kitabı. Tıp okuyan, pedagoji ve psikoloji okuyan öğrenciler için ders kitabı olacak bir çalışma. Zihnimi zorlayan kitapları çok severim. Zaten alanım insan bu kitapta insanın beynini anlatıyor.

3-Yolculuk nereye?

Evet, nereye gidiyorum? Neden kısa zamanda tekrar Türkiye? Bu yıl Filistin’e gidecektim. Yine nasip olmadı. Gelen kurbanların yönlendirişi ile Suriye dedik. Ömer kardeşim yine Somali'ye gitti. Bu yıl yepyeni bir kardeşle beraberiz. Herkes yine gitme hocam dedi. Hep tehlikeli yere gidiyorsun dediler. Ben de üzerimize aldığımız sorumluluğu yerine getirmemiz gerekiyor dedim. Bu yıl son olur dedim ve onları sakinleştirdim. Dolaysı ile Suriye'ye gideceğim inşallah. Ama bayrama daha dört gün var. Hazırlık yapmamız gerekiyor. Kardeşim bizi hava alanında aldı. Allah Razı olsun. Hep ilgileniyor. Onların cemaatini çok acımasız tenkit etmeme rağmen benimle hep o ilgileniyor. Bu sefer annemden uzak olmanın acısını içimde çok hissettim. Üç hafta önce buradaydım. Bileti keseyim de tekrar anneme kavuşacağım diye çocuk gibi sevindim adeta. Anne sevgisi her kes için, her yaş için ve her inanç için aynıdır. Anne sevgisi fıtrattır. İnsanidir. Rahman’dır. Sıla-i rahimdir. Yemeği kardeşimde yedik. Anneciğimde ordaydı. O da çok sevindi. Hemen biletimizi kestik ve yarın Gaziantep’e gideceğiz. İnşallah.

4-Gaziantep'e yolculuk

Gaziantep'te kimse bu ismi kullanmıyor. Antep diyor. Biz alıştığımız için kullanıyoruz.

21.11.02 23.00 Sefer duasını okuduk. Ve yine Kur'an'ı kerimi okudum. Ve şu ayeti seçtim. 'Ve Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir ve dost olarak da Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter.'4/47 Uçağımız yürüyor. Biraz sonra uçacak. İnşallah. Nereye uçuyoruz? Biraz önce annemle vedalaştık. Dedim ki anneciğim artık şehadet zamanı gelmedi mi? Hayır hayır! Gelemdi. Bana bir söz vermiştin. Sana şehit olman için dua edeceğim demiştin. Halen gelmedi mi zamanı? Altmış yaşıma girdim. Hayır, ablan altmış yaşında sen değil. Evet, anne yüreği. Hiç ister mi? Hâlbuki asıl beraberlik ebedi beraberliktir. Çok kolay 'Allah’ım oğluma şehadet nasip et diyecek.' ama yüreği kabul etmiyor. Bu isteğimi alman dostlar okumasın. Hemen terörist ila edecekler. Yıllar önce Irak'a kurban götürdüğümde, şehadet için dua etmiştim. Alman basınına vermişlerdi, demokrasi adına. Böyle düşünüyor. Şehit olmak istiyor. Halen internet dünyasında mevcut bu haber. Hâlbuki ben 1992 Bosna seyahatimden sonra yıllarca şehadet için dua etmedim. Bosna'da ölümden korktuğumu gördüğüm için. Şehadet benim için büyük şereftir. Beni temizleyecek bir kurtuluştur. Her kesin sevgilisine kavuşmak için en büyük fedakârlığı vardır. Bizimde bu fedakârlığımızın ismi şehadettir. Ancak ben şehadeti biraz farklı anlıyorum. En güzel örnekliliktir. Resulullah(as) sıcak savaşta ölmedi ve öldürülmedi. Ama Kur’an O'nu şehit tanıtıyor. O halde şehadet sadece sıcak savaşta ölmek değil. Rabbim kendi yolunda şahit olarak can vermeyi nasip etsin. Yolculuğumuz nereye olduğu anlaşılıyor. Evet, Suriye’ye yolculuk. Kurban için gidiyoruz. Serdar kardeş hep dinliyor. Ben hep konuşuyorum. Dedim, hayatı gerçeklerini yaşayanlarla gezmenin avantajlar ve dezavantajları vardır. Avantajı yaşadığı avantajları ve tecrübeleri aktarmasıdır. Dezavantajları çok dırdır etmektir. Görüyorsun hep konuşup duruyorum. Hayır, dedi. Benim için yeni ve faydalı bilgiler bunlar. Yolculuğumuzun ikinci günü Uçağımızda biraz korku yaşadık. Bu sefer en önde oturmuştuk. Çok gürültü ve patırtı oldu. Biz de uçağın tehlikeli anlara girdiğini zan ediyorduk. Meğer uçağın ön tarafındaki gürültülermiş. Yapacaklarımızla ilgili net şeyler ortaya çıktı. Serdal kardeş yanında oturan bir arkadaşla sohbete başladı. Sonradan ben de onunla tanıştım. AA Erzurum bölge muhabiri olduğunu öğreniyorum. Hemşerim çıktı. Sasonlu olduğunu öğrendim. Şeyhlerin torunlarından olduğunu söyledi. Kısa konuşmamızda AKP hükümetini değerlendirdi. Milli Gazete ve Yeni devri gazetelerinde yazmış. AKP döneminde çok büyük zulümlerin işlendiğini ve özellikle Müslümanların sıkıntı içinde kaldığını anlattı. Anlaşılan oldukça doludur. Çok konuşmak istedi ve bize yardımcı olabileceğini söyledi. Tabii zamanımız olmadığı için fazla konuşamadık. Uçaktan indik ve ayrıldık. Bizi alanlar gelmişti. Yine bir anne. Uçakta özürlü bir yavrusuna bakan bir anne beni çok duygulandırdı. Vefalı annelerden. Çocuğu on altı on yedi yaşında var.

01.00 Antep’e indik. Bizi benim gibi uzun sakallı bir kardeş aldı ve samimi bir kardeşin evine götürdü. Bizi götüren kardeşimizde şüphesiz samimi bir kardeş. Burada başka bir özellik anlatıyorum. Bir kişilikten bahsetmek istiyorum. Yarın için istişare yapıyoruz.

Sabah 07.35 Sabah Kur'an'ını okudum. Ve ümmetin sorunlarının temelini anlatan şu ayeti seçtim. 'Hayır, hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarındaki çekişmeli, ihtilaflı konularda, seni hakem yapmadıkça, senin icraatından, uygulamandan dolayı içlerinde hiçbir burukluk duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmayacaklar.'4/65 Resulullah'ı aramızda hakem seçmek ve ona tereddütsüz teslim olmak. Temel sorunumuz. Alanya’da tanıştığım bir kardeşimin ağabeyi burada cami görevlisi. Geçen gelişimizde görüştük. Bu sefer sabah namazında ziyaret edelim dedik. Cami kapalıydı. Çünkü sanayi iş yeri. İş zamanlarının dışında kimse oralarda bulunmuyor. Başka bir mescide gittik ve orada namaz kıldık. Ayntab'ın özel bir yemeği varmış. Beyran çorbası. Onu size yedireyim dedi. Sabah, işkembeli, acılı, sarımsaklı bir yemek. Özel bir lokanta. İnsanlar özel olarak bu yemeği yemeğe geliyorlar. Osman kardeşin ikramın yedik ve eve geldik. Derneğe gittik. Hava oldukça yağmurlu. Türkiye'nin sınır ve yasa dinlemeyen trafiği hep bizi hayrete düşüren bir halde yaşanıyor. Sabahlayın Antep’i gezerken, orada kalıp turistik bir gezi yapmamız gerekiyor olduğunu anladım. Tarihi yerlerin gezilmesi gerekiyor. Hasta haneye gidelim dediler. Orada yaralılar vardır. Antep'te STK'lar bir platform oluşturmuşlar. Her kurum bir hastanenin bir bölümünün sorumluluğunu almış. Orda ki görevlilerin sorumluluğu onlara ait. Bizi bir hasta haneye götürdüler. Bir bölümde yaralı mücahitler vardır. Yaralıları ziyaret ettik. Hepsi gençtirler. Kimi ağır yaralı, kimi hafif yaralı. Her yaralının yanında bir yardımcı var. Ağır bir yaralının yanına gittik. Anne ve babası da yanında idi. İyileşip tekrar gitmeği istiyor. Babası ve annesi üzgün olmalarına rağmen çocukları ile övünüyorlar. Yaralılar arasında İstanbul'da bir gençte var. Kur'an okuyordu. Yaralandığı anda ki tatlı yaşadığı hali oldukça zevkle anlatıyordu. Kendisine füze parçası deyip kendisinden geçerken ki hissettiklerini öyle anlatıyor ki sanki çok büyük zevk almış. Bir iki gün önce şikâyetçi olmuş. Kimse gelip bizi ziyaret etmiyor. Osman kardeş demiş dua et. O da dua etmiş. Dün İngiltere'den ziyaretçiler gelmiş biz de Almanya'dan geldik. Osman kardeş; bak bir sefer dua etti, bu kadar ziyaretçi geldi ya çok dua etsen ne kadar ziyarete gelir. Bir doktor bizi gezdiriyor. Kendisi savaş için gitmeyi çok istiyor. Ancak gözünde gece körlüğü olduğu için gidemiyor. Buna çok üzülüyor. Hastanede bir de Suriye ordusunda bir yaralı vardır. Önü da ziyaret edelim dedim. Dr. Hemen hakaret etti ve o şeytanı bırakın dedi. Buna rağmen ben bir selam verdim. Oldukça içten ve güzel bir şekilde selamımı aldı. Bana kalsaydı gider konuşurduk. Hastaneye sürekli yaralılar geliyor. Şartla fena değil. Tekrar derneğe geldik. Bizim Suriye'ye gitmemiz gerekiyordu. Kurbanları bir kısmını vahdet vakfına teslim ettik başka bir mıntıkada kessinler diye. Bir kısmını da yanımıza aldık ve Kilise doğru yola çıktık. Türkiye'de her şey düzensiz ve intizamsız. Dolmuşla gidiliyor Kilise. Ne sıra var ne düzen ve ne de saygı. Maalesef bu gerçekleri yazmam gerekiyor. Türkiye kusura bakmasın.

Kilise geldik. Garda bekledik. Kilis küçük ve muhafazakâr bir şehir. Ancak Gar'da dikkatimi çeken bir manzara yaşadım. İki genç arasında üstelik dış görünüş itibarıyla onlardan beklenmedik bir hareket. Bizi almaya geldi bir arkadaş. Bu sefer başka bir yoldan gittik. Askeri yol resmi kapılardan geçiş bakımından daha emin, onun için onu tercih ettik. Bizi almaya gelen arkadaş, asker arkadaşlar dürüm istedi, onlara dürüm alalım. Bizi aldı ve gittik. Başka yollardan gittik. Ancak aynı kapıya çıktık. Yine aynı çadırlar ve yine aynı durum. Bu sefer yollar biraz çamurlu. Biz almaya gelenler yine ilk görüştüklerimiz. Ancak bu sefer yeni bir üstad da gelmiş. Çadıra girdik. Mücahitlerin yanında oturduk. Yanlarında sivil biri var. Sorumlu galiba. Yine aynı soru Türk müsünüz? Ben kürdüm demek zorunda kalıyorum. Sonra da kürtlüğü öne çıkardığım söyleniyor. Zulüm rejimleri halklarını yalan söyleme zorunluluğu getirmişler. Sivil zat, Kürtler ümmetin yetimleridir. Önderlerin çoğu onlardandır. İbn-i Teymiyye, Hizbut-Tahririn bir zaman ki lideri A. Zallum, Şeyh Said, Selahaddin Eyyubi, İbn-i Kayyum vs. Orda ki askeri sorumlu Arap aslı bir genç. Tatlı bir siması var. Sarı sakallı. Samimi kucaklaştık. Dikkatimi çeken bir şey oldu. Daha önce çadırların ve arabaların üzerinde 'Liva Tevid' tevhid alayı yazılı idi. Bunu sordum. Asker hayır burası 'Liva Tevhid'e ait değil. Tepkili bir ifade kullandı. Daha sonra bunun sebebini anladım. İlerde yazarım. İnşallah. İlk gelişimizde 'Muhammed Fatih Kâtibesinin' kuruluş sebeplerinden birisi olarak da Liva tevhidin diğer birlikleri hiçe sayarak tüm başarıları kendisine mal etmesi olarak göstermiş olmaları oldu. Akşam olmak üzer idi. Yola çıktık şeyh Ali ve Mehmet kardeş ile. Yine Rail köyüne gittik. Üstad Feyyaz'la görüştük. Yeni bir şeref kazanmış. Geçen geldiğimizde bir oğlunu kayıp etmişti. Bu sefer birliğin komutan Muhammed Süleyman’da şehit olmuştu. Onunla kucaklaştığım zaman içimde hoş bir duygu yaşamıştım ilk gelişimde. Cennetin yolcularıyla kucaklaşmanın hoş duygusu sarmıştı beni. Geçen hatıralarımda yazmıştım. Bize son sözü şu olmuştu. 'Kitap ve sünnete uygun İslam devletini kurmadıkça silah bırakmayacağız. Ve şimdi o şehit olmuştu. Hem sevindim hem üzüldüm. Ben iki aylık Müslümanım diyordu. Ramazanda başladım. Üzüldüm bu tür önderler yaşamlı ki devrim devam etsin. Sevinmiştim şehadet bizim enerjimizdir. Annesi her gün diyormuş, yavrum seni evlendirelim. O da hayır diyormuş. Ben hurilerle evleneceğim. İnşallah. Otuz yıldır görüşmediği dayısıyla görüşeceği için hasretle bekliyor ve seviniyordu. Nusayri rejiminden kaçmış ve Avrupa’ya gitmiş. Geri gelecekmiş. Nitekim dayısı gelmiş ve görüşmüşler. Bir gün sonra şehit olmuş. Keskin nişancılar tarafından vurulmuş. Biz ilahi mahkemede onun son sözü ile ona şefaat-şahitlik- edeceğiz, o da inşallah, ta Avrupa’dan rabbımızın4/76 çağırısına cevap ederek kalkıp Halep'e geldiğimizin için bize şefaat-şahitlik- edecektir. İnşallah. Onunla kucaklaşmak bana bunu yaşattı. En sevdiği canını feda edenleri görmek, ilahi aşkın sevdalılarını görmek bize enerji veriyor. Sevdanın getirdiği fedakârlığı anlatıyor. Evet, Muhammed Süleyman şehit olmuştu. Somali'de olan Ömer kardeşim beni aradı ona da haber verdim. O gece Üstat Ahmet’in evinde kaldık.

5.Başka bir yoldan yine Halep

Bu sefer kendime şöyle bir karar aldım. Savaşın arka planını inceleyeceğim. Nusayri rejiminden kurtarılan bölgelerde ki sorunlar ve uygulamalar. Üstat Ahmet’e bunu sordum. O da bana şu rivayeti hatırlattı. '

عين علي الداخل

وعين علي الخارج

'Bir göz içe baksın, diğeri de dışarıda.' Buna çok sevindim. Devrim şeriat meclisi kurmuşlar. Üç âlim sorumlusu. Bunlardan birisi Üstat Ahmet, kendisi Türkmen geçen yazımda tanıtmıştım. Mahalli şeriat birimlerini genel bir meclise çevirmişler. Diğer alanlarda da böyle. İçerde tevazu ve isar olmalı. Yani karşılıklı alçak gönüllülük ve kardeşini tercih etme. İki sahabeyi örnek verdi. Abdurrahman b. Avf (muhacir) ve Said b. Rebi(Ensar). Resulullah'ın sevdası. Ve birbirlerine olan dostlukları ve yakınlıkları.

Yine sorunlarla ilgili soruma şu güzel söz söyledi. الحاجة ام الاختراق

'İhtiyaç çözüm bulmanın annesidir.' Güzel bir tespit. Olayları konuştuk. Bu ara S.R. Buti'yi konuştuk. Esad ve Nusayriler'e Belamlık yapmasına rağmen dikkatli konuşuyor. El-Baninin onun hakkında ki bir sözünü söyledi.

الهم اطل عمره

وافضح امره

'Allah’ım ömrünü uzat ve işini aydınlatsın. Veya durumunu açık kılsın.'

Ve şu güzel sözü de ekledi.

زلة عالم زلة العالم

' Âlimin zilleti âlemin zilletidir.' Bunlar tarihin karanlık sayfaları nasıl yaşadığının işaretleridir. Ulema zillete düştü mü âlem zillete düşer. Ankara’da Hocamla otururken bu konuları konuştuk. Doğru duruşun tarih yazdığını ve geleceğe ışık tuttuğunu konuştuk. Said b. Cubeyr'in, hapisteki iki arkadaşı ile yaptığı konuşmayı aktardım. Arkadaşlarını, Haccac'a karşı doğru konuşulması gerektiği konusunda ikna ediyor. Bir arkadaşı diyor ki, biz ölürsek bu ümmete fıkıh anlatacak kimse kalmaz. Said’de, ‘Biz ölürsek bu ümmete fıkıh anlatacak kimse olur. Ancak biz ölmezsek bu ümmete Şehadeti anlatacak kimse olmaz.' Onurlu kişiliklere ihtiyacımız var. Zilleti tercih edenlere değil.

23.10.12 Sabah. Üstat Ahmet’in evinde kalıyoruz bu sefer. Beraber namaz kıldık. Beş vakit namazda Kunut okuyor. Toplumun başı dertte oldu mu, Resulullah, Kunut okunur. Bu da ayrı bir canlılık. Namazdan sonra uyumadık. Kahvaltı hazırlandı. Kahvaltı yoğurt ve bal. Sürekli konuşuyoruz. Hem ilmi, hem siyasi. Suriye'yi konuşuyoruz. 'Sevre' 'Devrim, direniş, ayaklanma' kelimesi kullanılıyor. Devrimin iki dönemi var. Birisi, direnişçilerin her türlü öldürme ve hapis, tutuklamalara rağmen silahla cevap vermediği, 'Sevre Silmiyye' 'Barışçı Direniş veya devrim'. İkincisi, 'Sevre cihadiyye' 'Cihadi direniş veya silahlı direniş' Bununla ilgili ilerde geniş açıklamalar yapacağım. İnşallah. Arapların dindar aşiretleri tamamen direnişe destek vermiş. Diğerleri rejimle hareket etmiş. Bu gece burada büyük bir aşiret reisi ile tanıştık. Üstat Ahmet’in misafiri. Aynı zamanda aralarında kız alış verişi olmuş. Yani hısım akraba olmuşlar. Oğulları onların aşiretinin aynı zamanda imamı. Tamamen direnişe destek vermiş ve direnişe katılmış. Kâtibesi de var. Adı 'Murabituun'. Bir ara evde kendisi ile beraber kaldık. Ona sorular yönelttim. Birliklerinde iki yüze yakın direnişçi var. Çevrenizde Ulema var mı? Maalesef ulemanın çoğu bu kelble-esadı- kast ederek söyledi- beraber oldu. İyileri hepsi gitti. Ya da cezalandırıldı. Çoğu körfez ülkelerine hicret etti. Şimdi Türkiye üzeri buraya gidip geliyorlar. Daha önce bu köpek tüm ulemayı yakalamak ve cezalandırmak istedi. Onun için çoğu hicret etti.

Burada ayetler çok canlı. Namazdan sonra Serdal kardeşe bir iki sayfa okuyup meal verdim. Nisa suresini okuyorum. Tamda şu ayet geldi. 4/75 oldukça canlı ve aydınlatıcı. 'Nerde kaldı Müslümanlığınız, niçin Allah’ın emrinden uzak duruyor:

'Ey Rabbimiz, bizleri, idarecileri baskı, zulüm ve işkence yapan bu memleketten çıkar, özgürlüğümüze kavuştur, bize tarafından idareciler, sahipler, koruyucular gönder, bize katından yardım edenler yolla' diye yalvarıp duran, temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zalim idareler altında ezilen çaresiz erkeklerin, kadınların ve çocukların kurtarılması uğrunda, Allah yolunda, İslâm uğrunda ordular yola çıkarmıyor, savaşmıyorsunuz?'4/75 Ve şu canlı ayet. Tağutu devirmek için savaşanlar. Adeta ışık veriyor. 'İman edenler, Allah yolunda, İslâm uğrunda savaşırlar. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler ise putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerin, idarelerin, şeytanî güçlerin, tağutun uğrunda savaşırlar. O halde siz, şeytanın, şeytan tiynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin liderlerine, koruyucularına, dostlarına karşı savaşın. Şeytanın, şeytan tiynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin yaptığı örtülü savaş taktikleri zayıftır.'4/76

yalcin_icyer_suriye.jpg

yalcin_icyer_suriye-(2).jpg

yalcin_icyer_suriye-(3).jpg

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum