1. YAZARLAR

  2. Ceyda Karan

  3. Bu kriz meselesi ABD başkanlarını aşıyor
Ceyda Karan

Ceyda Karan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu kriz meselesi ABD başkanlarını aşıyor

A+A-

İsrail'e karşı ABD üzerinden 'puan alma' çabasının modası bir türlü geçmiyor. 'Büyük ağabey' ABD, 'kötü kardeş' İsrail'i paylayınca, herkes mal bulmuş mağribi gibi atlıyor: “Bakın, işte Amerikalılar bile İsrail politikalarını eleştirdi!”

İsrail’e karşı ABD üzerinden ‘puan alma’ çabasının modası bir türlü geçmiyor. ‘Büyük ağabey’ ABD, ‘kötü kardeş’ İsrail’i paylayınca, herkes mal bulmuş mağribi gibi atlıyor: “Bakın, işte Amerikalılar bile İsrail politikalarını eleştirdi!” Zaten meselenin özü ‘Ortadoğu’daki tüm sorunların anası’ Filistin-İsrail anlaşmazlığını çözmekse, aynı labiretlerde gezinip duruyoruz...
Yine aynı terane! ABD Başkanı Joe Biden’ın kutsal toprakları ziyaretinde İsrail 1600 yeni konut inşasını açıklayınca, süreci dolaylı görüşmelerle canlandırmak isteyen Washington çok kızdı! Bu krizin ismini de, İsrail’in Amerika doğumlu yeni Büyükelçisi Michael Oren koyuverdi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, telefonda İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu ‘fırçalayınca’, Oren, “Son 35 yılın en büyük ABD-İsrail krizini yaşıyoruz” buyuruverdi! Heyhat pek de kısa sürdü ‘son 35 yılın en büyük krizi’. Önce Clinton, ardından bizzat Başkan Barack Obama, krizi yalanlayıp “İsrail ile sarsılmaz bağlarımız var” dediler!
Geçen hafta işin doğasını izaha çalışmıştım. CounterPunch’ın editörü, The Nation ile Los Angeles Times’ın da yazarı Amerikalı gazeteci Alexander Cockburn da benzer bir yorum eşliğinde ilginç anekdotlar aktarmış. “Fazla heyecanlanmayın. Asla olmayacak” diye başlıyor ve soruyor: “ABD-İsrail ilişkilerinde gerçekten kriz var mı?” Cockburn’un cevabı ‘Evet ve Hayır’: “Evet, zira dünyanın asli gücünün, başkan yardımcısının, nüfusu Los Angeles bölgesinden daha küçük bir ulus tarafından aşağılanıp aşağılanmayacağı konusunda kaygılanmaması icap eder. Hayır, zira dünyanın asli gücünün hükümetini yöneten seçilmiş siyasetçiler, ABD’deki İsrail lobisinin ölümcül korkusuyla yaşar. Bu sefer de her zamanki gibi günü ‘Hayır’ kurtaracak.”
Cockburn’ü özetlemeyeceğim. Zira o da, geçen hafta yazdığım Biden ile Netanyahu’nun aynı beyanlarından hareket etmiş. Üstüne daha iyi bir iş çıkarmış. Şu son 35 yıldaki ABD-İsrail krizlerinin güçlü Yahudi lobisi kuruluşu Amerika İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) sayesinde nasıl seyrettiğini aktarmış. Diyor ki, “Obama, Sam Amca’nın daha büyük planlarını bulandırdığı için İsrail’e karşı sabrı taşan ilk başkan değil. Clinton da telefonda kızan ilk dışişleri bakanı değil.” Şöyle ki: 

* 1975’te Başkan Gerald Ford ve Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, İsrail’i Sina’dan çekilme konusunda Mısır’la müzakerelerin çökmesinden ötürü suçladılar. Ford, Amerikan halkına ABD-İsrail ilişkilerinin değişmesi gerektiğini anlatacağını söyledi. Sonuç: AIPAC’ın seferber ettiği 76 senatör, Ford’a ‘Elini İsrail’den çek’ mealinden bir mektup yazdı. Ford ‘elini çekti’.

* Mart 1980’de Başkan Jimmy Carter, ABD’nin BM temsilcisi Donald McHenry’nin İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal topraklarındaki yerleşim politikasını kınayan tasarıya müspet oy vermesinden ötürü özür dilemek zorunda kaldı. Aynı yıl haziranda, Carter, Yahudi yerleşimlerinin durdurulmasını istedi ve Dışişleri Bakanı Edmund Muskie, bunları ‘barışa engel’ diye niteledi. İsrail Başbakanı Menahem Begin, 10 yeni yerleşim planı duyurdu. 

* Ağustos 1982’de Başkan Ronald Reagan, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’dan Beyrut’u bombalamaya son vermesini istedikten bir gün sonra, Şaron yeni bombardıman emri verdi. Zamanlaması BM’de İsrail’in çekilmesini isteyen iki tasarının kabulüne denk geldi. 

* Mart 1991’de Dışişleri Bakanı James Baker, Kongre’ye şöyle yakındı: “İsrail’e barış süreci için her gittiğimde, yeni yerleşimlerin duyurulmasıyla karşılandım. Bu elimizi zayıflatıyor ve çıkmaz yaratıyor.” Baker, İsrail’in yerleşim inadından o denli bezmiş ki, Beyaz Saray santralının numarasını verip İsraillilere de kamuoyu önünde “Barış hakkında ciddi olduğunuzda bizi arayın” demiş. 

* 12 Eylül 1991’de Başkan George Bush Sr. İsrail’in 10 milyar dolarlık kredi garantisi talebine koyduğu vetoyu, Kongre’nin iki kanadından kafi destek sağlayarak geçersiz kılan AIPAC’a o kadar kızmış ki, kameralar önüne çıkıp, “Birtakım kudretli güçlerle karşı karşıyayım. Hill’de (Capitol) 1000 kadar lobiciye çalıştılar. Bizim bir zavallı adamımız vardı” demiş. Sonuç Yahudi seçmenler, 92 seçiminde Bush’dan yüz çevirdi.
Yakın dönemde tanıklık ettiğimiz vakıa, hatırlarsınız, Ocak 2009’da henüz Obama yemin etmemişken, İsrail’in Gazze saldırısında yaşandı. Dönemin Dışişleri Bakanı Condi Rice’ın BM’den ateşkes tasarısı çıksın diye uğraşmasına kızan İsrail Başbakanı Ehud Olmert, telefona sarılıp “Bana Bush’u bağlayın” talimatıyla ABD’nin oyunu aleyhe çevirtti. Bunu da ballandıra ballandıra basına anlattı.
“E, Obama başka” diyenlere, başkan adaylığına destek için AIPAC’ta yaptığı ve Kudüs’ü ‘İsrail’in ebedi ve bölünmez başkenti’ gördüğünü beyan eden konuşmasını anımsatmak isterim. Üşenmeyecek ilgili zevat, Obama’nın lobi karşısındaki pozisyonlarını ‘Obama’daki değişim’ (09.06.2008); ‘İsrail ne derse o olur’ (28.09.2009) başlıklı yazılarımda bulabilir. Yani üzgünüm, ama bu ‘kriz’ meselesi Amerikan başkanlarını aşıyor.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT