Bu kararın bedelini merak ediyorum

20.05.2009 14:03

Resul Tosun

Benim inancımda, “Birilerine olan kininiz ve düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adil olun.” ilkesi esastır.

Hele cezalarda “şüpheler cezaları uygulamaya engeldir.” ilkesi vardır ki mevcut hukuk sisteminde “şüphenin sanık lehine yorumlanması” esası da oradan gelmektedir.

Yukarıda zikrettiğim iki ilke adil olmak ve şüpheyi sanık lehine yorumlamak çağdaş zamanların da temel iki ilkesi değil midir?

Hakime düşen ideolojisiyle değil adalet duygusuyla hükmetmektir. Hakim adil olmak zorundadır.

Elbette ki hakim de insandır hata yapabilir. Ama verdiği kararlarda adalet yerine ideoloji hakim olursa siz o hakime nasıl güvenirsiniz?

Şimdi düşünün, Sayın Cumhurbaşkanımız Refah Partisinin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı iken partinin mali işleriyle ilgili birimi hakkında kayıp trilyon davası diye bilinen bir dava açılmıştı.

Dönemin RP Genel Başkan Yardımcısı Gül'le aynı konumda olan parti yöneticileri hatta mali işlerden sorumlu olan muhasibi bile “Kayıp Trilyon” davasında beraat etmişti. Hem emsal karar sebebiyle hem de Gül'ün mali işlerle alakası olmaması sebebiyle yargılansa bile beraat etmesine bütün hukukçular kesin gözüyle bakarken, cumhurbaşkanının dokunulmazlığıyla ilgili bu karar ne anlama geliyor?!

Bu davaya bakan hakim, acaba şüpheli diye bahsettiği Abdullah Gül beyin cumhurbaşkanı olduğunu bilmiyor mu?

Bildiği kesin.

İşte hukuku zorlamak diye buna deniyor herhalde.

Meşhur ideolog Kanadoğlu, anayasa'da cumhurbaşkanlarının dokunulmazlığının bulunduğunu gösteren bir madde olmadığını söyleyince birileri umutlanmıştı. Ancak fezlekeyi inceleyen Ankara Başsavcılığı, Gül'ün yargılanamayacağı ve soruşturulamayacağı yönünde karar verdi.

Kararda, “Anayasa'da dokunulmazlıktan söz edilmemesi milletvekillerinden çok daha önemli bir konumda bulunan cumhurbaşkanının dokunulmazlığının olmadığı anlamına gelmez. Anayasa'daki bu boşluk olsa olsa etik nezaketten kaynaklanmıştır” denildi.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise itiraz üzerine görüştüğü kararı ortadan kaldırdı. Gerekçede, “Başsavcılığın dokunulmazlığı bulunan kişiler ile kıyas yapılarak şüphelinin cumhurbaşkanı olması nedeniyle milletvekili ve bakanlara tanınan dokunulmazlığının cumhurbaşkanını da kapsadığı yönündeki görüşlerinin hukuktan yoksun ve kanunlara aykırı olduğu açıktır” ifadesi kullanıldı.

Yani tam ben yaptım oldu mantığı.

Hukuk nosyonu denilen şey işte budur. Olmayınca olmuyor. Başsavcı bu nosyona sahip biri olarak hukuku ve hukukun ruhunu esas alırken bu nosyondan mahrum kalmış hakim hukuku ve hukukun ruhunu değil kanun metnini esas alarak karar veriyor.

Hani çavuş nöbetçi ere kimseyi içeri alma demiş, gece general gelmiş içeri girecek nöbetçi er generali içeri almıyor dur bir çavuşa sorayım diyor ya Sincan kararı insana bu fıkrayı hatırlatıyor.

Tam da kürt sorununun çözümü için cumhurbaşkanının kimi umutları yeşertmeye teşebbüs ettiği bir mevsimde böyle bir kararın temel saikini merak ediyorum doğrusu.

Merak ettiğim bir husus daha var.

Geçmişte bir general hakkında karar değil iddianamede yazılan bir cümle sebebiyle ilgili savcı meslekten men ve ihraç cezasına çarptırılmıştı. Bugün devletin bütün müesseselerini temsil eden yüce makama karşı verilen böyle bir kararın bedeli ya da ödülü ne olacak doğrusu merak ediyorum.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim