1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. Bu kaçıncı skandal?
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu kaçıncı skandal?

A+A-

Amerikan sisteminde derin izler bırakan Watergate skandalı 1972'de olmuştur. Senelerdir konuşulur, siyaset derslerine ve tartışmalarına konu edilir. Olay, Başkan Richard Nixon'un adamlarının rakip parti üyelerinin Watergate apartmanlarındaki ofislerini kanunsuzca dinletme ve belge çaldırma dahil bazı kanunsuzluklarından ibarettir.

Bizim memlekette özellikle son yıllarda neredeyse haftada bir Watergate ortaya çıkıyor (Vuku buluyor demiyorum, çünkü sadece ortaya çıkarılabilenleri konuşuyoruz). Artık mesele o kadar rutinleşti ki, uluslararası kamuoyunda haber değeri bile taşımıyor!

Cesur yürek Taraf Gazetesi'nce 'AKP ve Gülen'i bitirme planı' başlığıyla duyurulan Genelkurmay belgesi, eğer doğruluğu resmi makamlarca da teyit edilirse, dehşet verici. Bin Watergate şiddetinde bir skandal. Ama mesela bizim coğrafyayı bilen bir Batılı gazeteciyle sohbetinizde böyle bir şey oldu deseniz, büyük ihtimalle size şöyle bir karşılık verecektir: Türkiye'de ordunun siyaseti ve toplumu, insan hakları ihlallerini de içeren tartışmalı metotlarla yönlendirme çalışmaları bilinmedik bir şey değil ki. Rutin bir haber bu...

Halbuki Türkiye'de özellikle Ergenekon örgütü soruşturması sürecinde hiçbir kanuni ve ahlaki sınır tanımayan kanlı bir provokasyon şebekesinin zanlıları ile devletin en kilit kurumlarının bazı mensupları arasındaki bağlantıları ortaya koyan bulgular, Batı'nın en iddiasız demokrasilerinde bile şimdiye kadar birkaç hükümeti devirir, nice üst düzey bürokratın başını yerdi. Demokrasiler liginin neresinde olduğumuzu varın siz bir düşünün. Türkiye'yi AB'ye yakıştıramayan Sarkozy ve Merkel'e niye kızıyoruz ki?!

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Avrupa ve ABD'den görünüşü en özet ifadesiyle şöyledir: Yurtiçinde sert (hard power), dışarıda yumuşak güç (soft power). Genelkurmay, NATO gibi Batılı kuruluşlarla ve özellikle ABD'deki mesleki muhataplarıyla uyum içindedir. Komutanlar arasındaki profesyonel ve şahsi ilişkiler had safhadadır. Batı, Türk ordusunu dünyadaki plan ve projelerinde gayet kullanışlı bir unsur olarak görmektedir. Mesela Somali'de ihtiyaç mı var, Türkler koşar gider. Başarılı da olur. Afganistan'da birşey mi yapılmak isteniyor. Türkler onun da âlâsını yapar. Tek kurşun atmadan, yumuşak gücüyle gittiği yerleri fetheder. Ne âlâ.

Ama içeriye gelince, iş değişir. Sert tarafı ön plana çıkar TSK'nın. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana dini, etnik ve ideolojik ihtilafların birçoğunda taraf gibi hareket eden, sorunları demir yumrukla çözmeye çalışan, otoriter devleti temsil eden bir anlayış müşahede edilir. Ancak ABD'nin başını çektiği NATO, TSK komuta kademesinin yurtdışındaki yararlılıklarının yüzü suyu hürmetine olsa gerek, yurtiçindeki birtakım yaramazlıklara genelde fazla ses çıkarmaz. Türk demokrasi tarihinin darbeler ve çelmelerle dolu en az son yarım yüzyılına damgasını vuran adı konulmamış anlaşma budur.

Son dönemde Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ liderliğinde TSK'daki katı çizginin değişmeye başladığı, yurtiçinde de daha yumuşak güç olmaya yöneldikleri izlenimi edinmiş ve ümitlenmiştim. Bu ümidim hâlâ bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak Nisan 2009 tarihli andıç, Genelkurmay karargahında en azından bir kesimin hâlâ bazı eski alışkanlıklarını bırakmadıklarını gösteriyor. Bu skandal, Başbuğ'un demokrasi ve hukuka bağlılığını test edecek en önemli olay. Ümidim, Sayın Genelkurmay Başkanı'nın kendisine yakışanları yapması ve sınavı başarıyla geçmesi.

Bu tür andıçları hazırlayan ve çanak tutan zihniyet, işin kanunsuz ve gayri ahlaki yanı bir tarafa, ulusal çıkarlara zarar boyutunu da mı görmüyor? Mesela Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında Türkiye'nin devlet politikası olduğu defaatle ifade edilen AB üyeliği hedefi ile nasıl bağdaştırılabilir planlananlar? Türkiye'de meşru seçimlerle Meclis'te çoğunluğu sağlamış, icranın başına geçmiş bir partiye ve barışçıl bir sivil toplum hareketine kanunsuz tuzaklar kurma Kopenhag Kriterleri'nin hangisine uygun? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin altına imza attığı hangi insan hakları belgesi ya da üyesi bulunduğu hangi uluslararası kuruluş, böyle bir şenaati meşru görebilir?

Türkiye sivil toplumunun dünyaya açılmış en kaliteli ve saygın unsurlarının başında gelen Fethullah Gülen'in manevi önderliğindeki gönüllüler hareketinin andıçta geçen tarzda komplolarla terör örgütü sınıfına sokulması, Türkiye'nin âli çıkarlarına nasıl bir katkıda bulunacaktır? Hadi Türkiye'de toplumsal barışa ve eğitime hizmetlerinden vazgeçtik, dünyanın hemen her köşesinde açtıkları müesseselerle Türk bayrağını dalgalandıran, Türkçeyi ve Atatürk'ü sevdiren, Türkiye'yi her yönüyle tanıtan, ülkemize uluslararası saygınlık kazandıran, oralarda da huzura ve barışa katkıda bulunan bir hareket neden bitirilmek istenir? Allah aşkına, bunu isteyenler Türkiye'yi sevdiğini nasıl iddia edebiliyor? Bu, bir gaflet mi, dalalet mi; yoksa dilim varmıyor ama, hıyanet midir?

İnsan, yapılan planlardaki detayları ve cüreti görünce düşünmeden edemiyor: Acaba gönüllüler hareketini sadece Türkiye'de değil dünyada da bitirmek, yani bu milletin son yüzyılda ürettiği en önemli uluslararası markalarından birini yok etmek isteyenler, şunları da düşünmüşler midir? Mesela masum vatandaşlarını yabancı ülkelerin gizli servislerine gammazlamak, müesseselerine çamur ve iftira atmak, haklarında yabancı medyada olumsuz yayınlar çıkartmaya çalışmak, yabancı kamuoylarına hedef göstermek, vesaire vesaire...

Bunları da yapmışlarsa şaşırmam...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT