1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Bu da boru gibi tahliye işte
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu da boru gibi tahliye işte

A+A-

Kusura bakmayın bugün resimli Pazar yazısı yazamadım. Zira İlker Başbuğ’un tahliyesi üzerine sosyal medyada çevrilen mikrofonlara birkaç şey söylemem lazım.

Dünden beri “darbeciler affediliyor” diyen cemaatçiler, “aklandıklarını” söyleyen ulusalcılar soruyor. Talepleri gibi söyledikleri de anlaşılmayan müzmin endişeliler ve beavis ve butthead'ler “ehehehe” efektifiyle diğer yandan tekrar ediyor.

“Şimdi ne diyeceksiniz?”

Ne diyeceğim boru gibi tahliye işte!

Darbe davalarının ilk günlerinde ve yeniden yargılama tartışmaları gündeme geldiğinde ne dediysem şimdi de onu söylüyorum.

Ama sorun var işte, tekrar şart. Ergenekon ve Balyoz ’un birer darbe girişimi olduğunu ve bu konuda son derece tatmin edici deliler bulunduğunu düşünüyorum.

Şimdi bazı sanıkların dışarı çıkmasının ise, beraat değil, tahliye olduğunu görebilecek kadar da gözüm açık. Yargılamaları sürecek. Doğru, olağanüstü mahkemeler, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin engellenmesi tehlikesi varken “meşruydu.” Ancak söz konusu tehdidin ortadan kalktığı  bu günlerde bile “Yok illa özel yetkili mahkemede yargılansınlar” diyenlere de şüpheyle bakıyorum artık. Öyle ya, delillere güveniyorsanız bırakın Başbuğ da diğer darbe sanıkları da hepimiz gibi “normal mahkemelerde” yargılansınlar. Böylece “taraflı mahkemelerde yargılandık,” “uzun tutuklulukla haklarımız ihlal edildiği”argümanları da ortadan kalksın. Kısacası eşit ve şeffaf koşullarda iyi olan kazansın.

Daha açık ne söyleyebilirim.

Mağrur olmayın sizden büyük halk var

Cuma günü Mehmet Barlas’a yaptığı açıklamada özeleştiri veren, siyaset vurgusu yapan ve Cemaat’in dava süreçlerindeki “kasıtlarını” eleştiren İlker Başbuğ, Cezaevi kapsında mağrurdu. Şunları söyledi:

“Bugün benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır. Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri'de, Hasdal'da, Sincan'da, Maltepe'de benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaklardır… Çünkü ben ne kadar suçsuz isem, bugün geride bıraktığım Tuncer Kılınç Paşa, Hurşit Tolon Paşa, Bilgin Balanlı Paşa, Hasan Iğsız Paşa, diğer tarafta Tuncay Özkan'lar ve Doğu Perinçek'ler de suçsuzdur."

Başbuğ’un “bu bir başlangıç” tespitine katılıyorum. Evet, yeni bir dönem. Ancak tahliyesinden “perinçsizlere-kerinçeklere” beraat devşiren Başbuğ’un söylediği gibi, darbe zihniyetine iade-i itibar sürecin başladığı falan yok. Demokrasimizin ve ahalide sivil siyasete teveccühün geldiği aşamada kimsenin de buna gücü yetmez. Gelişmeler, vesayetle mücadelede, hiçbir vesayet odağının gölge edemeyeceği şekilde yeni mağduriyetler oluşturulmadan bir üst aşamaya geçileceğinin habercisi.

Zira siyasetin inisiyatifi ve yüksek yargının adımıyla varılan bu nokta, siyasete siyaset dışı müdahaleleri aklamaya değil, bilakis demokrasinin evrensel hukuk normlarını da gözeterek kurumsallaştırılmasına yarayacak.

Yoksa kimsenin Başbuğ’un hükümete karşı kara propaganda yapmak için kurulan internet sitelerindeki sorumluluğunu yok saydığını sanmıyorum. Firkateynlerin üzerinden siyasilere ve gazetecilere salladığı parmağı unuttuğunu da… Paralel yapılanmanın ortaya çıkan planlarının korkunçluğuna bakıp, eskinin demokrasi dışına çıkan aktörlerini ehveni şer deyip sindirdiğini de…

Bu durumun en net kanıtı da, mevcut Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in ve kurmaylarının durdukları yer değil mi? Olması gerektiği gibi, siyasal iktidarın yani halkının emrine giren karargah siyasete yönelik tek bir açıklama yapmıyor. Ve asıl önemlisi, bu evrensel demokratik norm artık “dikkat” bile çekmiyor.

Sanırım burası da net oldu.

Herkes takkesini önüne bir koysun

O halde, hiçbir anlamı olmayan çocukça atarlanmaları bırakıp herkes bu süreçlerdeki rolünü sorgulamalı.

Cemaat çevreleri;

Yüksek Mahkeme’nin Başbuğ kararını vermesinde etkili olan, mahkûmiyet kararı veren mahkemenin 7 aydır bir gerekçe yazamamasının hikmeti üzerine samimiyetle kafa yormalılar. Hrant’ın davasında alakalı dosyaları birleştirmekte gönülsüz olan yargının,  internet Andıcı ve Ergenekon’u bir kefeye koyma hevesini sorgulamalılar. Balyoz’da aldıkları emirle ya da habersizce adı plan listelere yazılanlara karşı gösterilen fütursuzluğun, “yakalanırsak harp oyunu oynuyorduk deriz” diyen Çetin Doğanların savunmasına katkısını düşünmeliler. Somut darbe ve siyasete müdahale planlarının müsebbipleri orta yerdeyken, örneğin bazı başarılı “denizcilerin” de yargılamaya dâhil edilmesinin “kadrolaşma” için bir hamle olabileceği iddialarını değerlendirmeliler. Yine bu tahliyelerle birlikte anılan Dink davasına da bakmalılar. Yıllarca yalnız tetikçilerle uğraşıp kovuşturmayı “sündüren” ağırkanlı yargının, ne avukatlarının ne de Erhan Tuncel’in talebi olduğu halde, tahliye kararını seçim öncesine denk getirirken nasıl da aceleci olduğunu görmeliler.

Tahliye kararının sivilleşme ve demokratikleşme sürecine darbe olduğu fikrindeki demokratlar da çifte standardı bırakmalılar. Uzun tutukluluğun olağan üstü bir tedbir olması gerektiği noktasında hemfikirsek, bu yöndeki bir düzenlemeden birilerinin azade tutulmasını isteyemeyiz. Eğer bu ilkeyi ve insan haklarına uygun yargılamaları ilkesel olarak kabul ediyorsak, KCK’lı, Hizbullahçı, Ergenekoncu, Balyozcu ayrımı yapılmasını talep edemeyiz.

Hükümet ise yalnızca rütbeli, nüfuslu tanınmış kişiler için değil, cezaevlerindeki tüm kimsesiz, hasta ve sessiz mahpuslar için de aynı hukuki standartların işlerlik kazanması noktasında daha hevesli olmalı.

Enseyi karartmayın. Türkiye’yi eskinin karanlığına döndürmeye kimsenin gücü yetmez.

TÜRKİYE GAZETESİ

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum