Briç kulübünde pişpirik oynanmaz!

03.04.2008 04:52

Hasan Cemal

Baştan beri “Bu Avrupa Birliği bize yaramaz!” diyenler şu günlerde neredeyse zil takıp oynayacaklar.

Nedeni, AKP’yi kapatma davası.

Bu sayede, AB karşıtlığı kamuoyunda daha çok, daha yoğun seslendirilmeye başladı.

Sürpriz değil, bekleniyordu bu.

Bir başka deyişle:

AKP’ye karşı yargısal darbe süreci için düğmeye basanların temel hedeflerinden biri de Türkiye’nin AB ile ilişkilerini önce zehirlemek, sonra berhava etmekti.

İlk adım başarısız değil.

Şimdi AB’ye bozuk atan sesler, yalnız malûm AB düşmanı odaklardan değil, bugüne kadar AB yolunu savunmuş, örneğin büyük iş dünyasından da duyuluyor.

Kızdılar AB’ye.

AB’nin bu kapatma davasını, Türkiye’de bir darbe süreci gibi görüp demokrasiye aykırı ilan etmesine, bu davayı düşürücü bir anayasal değişikliği savunmasına, böyle giderse Türkiye’yle ilişkilerin askıya alınacağını açıklamasına tepki koyuyorlar.

Özetle diyorlar ki:

“Avrupa’da parti kapatma kriterleri sadece terör ve şiddet ile sınırlı olabilir. Türkiye’de ise bizim hassasiyetimiz yalnız bunlarla sınırlı değil. Bir de laiklik konusu var bizde. Onların şeriattı, siyasal İslamdı gibi bir dertleri yok. Bizim özelliğimiz de bu...”

Kapatma davası açılıncaya kadar bu çevrelerde böylesi tepkiler çok fazla kulağa çalınmamıştı.

Şimdi öyle değil.

“Laiklik de bizim hassasiyetimiz, bizim özelliğimiz, AB de buna duyarlı olmalı!” itirazı, kapatma davasıyla birlikte daha fazla belirtiliyor.

İşte bu hava, AB’ye ‘sözde taraftar ama özde karşı’ olan bir takım odakları mutlu ediyor.

Askerin, sivil bürokrasinin, üniversitenin, muhalefetin ya da iş dünyasının değişik yerlerinde mevzilenmiş bu ‘AB’ye sözde taraftar ama özde karşı’ çevreler öteden beri, “AB’yi biz de istiyoruz ama...” diye söze başlar.

Arkası şöyle gelir:

“Ama özel koşullarımızla...”

Yani bu odaklar, yıllardan beri “Briç kulübünde pişpirik oynamak” ister.

AB’ye üyelik için onların bu ‘özel koşullar’ı arasında Kıbrıs vardır; PKK ve bölücülük vardır; laiklik ve şeriat vardır. AB’nin bizi işte bu özel koşullarımızla birlikte üyeliğe kabul etmesi istenir.    

Bu özel koşullar, AB’deki kadar demokrasinin Türkiye’ye fazla geleceğinde düğümlenir.

Bir başka deyişle:

AB’deki ‘birinci sınıf demokrasi’nin bize göre olmadığı, çünkü bunun Türkiye’yi böleceği, Türkiye’de laikliği zayıflatacağı öne sürülür ve aynı zamanda AB’nin Kıbrıs’ın satılmasına neden olacağı savunulur.

Bütün bunların özetine gelince, ‘demokrasi korkusu’dur bu.

İşte bu nedenle, bazı çevrelerde sözde olmasa bile özünde AB istenmez.

Şimdi, demokrasi korkusundan kaynaklanan bu oyun, AKP’nin kapatılma davasıyla birlikte daha açığa çıkmış durumda. Zaten, 2002 yılı sonundan beri AKP’ye karşı darbe sürecini şöyle ya da böyle tetiklemeye uğraşanların en büyük hedefi, Türkiye’nin AB yolunu dinamitlemektir.

Şimdi davayla birlikte bu fırsatı ele geçirdiklerini düşünüyorlar. O yüzden şu sıralar sevindirik oldukları söylenebilir.

Oysa şunu bilmek lazım:

Asıl demokrasiden kaçan ve AB’ye sırtını dönen Türkiye’de bölücülük ve radikal İslamcılık tehlikesi büyür; şiddet ve terörün değirmenine asıl o zaman daha çok su gider. Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık asıl demokrasiden kaçan ve AB’yi boşlayan Türkiye’nin kapısını çok daha fazla çalar.

Bunları düşünmekte yarar var.

Başbakan Erdoğan eğer AB yolunun da gerektirdiği siyasal ve ekonomik reformlar için kısa zamanda düğmeye basar ve bu süreçte laiklik kaygılarını da giderici bir duruş sergilemeye başlarsa, son birkaç yıllık kayıp zaman telafi edilebilir.

Milliyet gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim