Boşu boşuna yapılmış bir G20 zirvesi mi?

19.11.2010 00:44

Didier Billion

Uluslararası medyaların dikkati birkaç gün boyunca 12 Kasım'da Güney Kore'de gerçekleşen G20 zirvesine takılı kaldı. Yine de bu devlet ve hükümet başkanları zirvesi bir fare doğurdu ve sonuç açıklaması oldukça alçakgönüllüydü.

Bir özen işareti mi yoksa güçsüzlük mü?

Öncelikle anımsayalım ki geçmişteki G20 zirveleri büyük yankı uyandıran açıklamalara ve sonradan tutulmayan sözlere sahne olmuştu. Böylece Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2009 Nisan ayında Londra'da gerçekleşen zirvede vergi cennetleri dosyası konusunda alınan kararların "yeni bir dünya düzeni" sonucuna ulaşacağını beyan etmişti. Uluslararası finansal akımların yarısına yakınının transit geçiş yaptığı vergi cennetleri sorunu dünya ekonomisi için bir kanser ise, G20 kararları, kendileri vergi cenneti olarak tanımlanan ülkeler arasında anlaşmalarla etki bırakmadı...

Bu kez zirvenin üzerinde durmaksızın gezinen "para savaşları" tehdidine karşın gürültülü açıklamalar yapılmadı. Zirve 2011 baharında ödeme dengelerinin tehlikesini ölçmeyi sağlayan bir gösterge bataryası oluşturmakla görevli bir çalışma grubunun koordinasyonunu IMF'ye emanet etmekle yetindi. Bir kez bu göstergeler maliye bakanları tarafından kabul edilince IMF, ülkelerin dikkatini diğer ülkelerin dış ticaretindeki açık ya da fazla üzerinde dikkati çekmekle görevlendirilecektir. Gerçekten etkin olmaktan çok moral verici olan bu tür mekanizmaların etkinliğinden kaygılanmak mümkündür. G20 bazen tümüyle meşru olan, ekonomik ve finansal milliyetçilikler karşısında bölünmeleri geçmeyi beceremedi ve hiçbir uzlaşma bulunamadı. ABD ve Çin'den oluşan iki büyük taraftan hiçbiri "para savaşlarını" yumuşatmak için gerçek anlamda bir adım atmak istemediler.

İkinci karar IMF nezdinde IMF'ye daha güçlü bir meşruiyet iddiasında bulunması için kota ve oy hakkı reformunu kapsamaktadır. IMF, 374 milyar dolardan 750 milyar dolara yükselterek sermayesini ikiye katladı, Avrupalılar, Japonlar ve Kanadalılar katılım paylarını azaltmayı kabul ederek, bazı yeni yükselen ülkelere kotalar (sermaye katılımı) dolayısıyla IMF yönetiminde oy hakkı sağladılar. Son derece bürokratik nitelik taşıyan bu reformlar IMF'nin dünya ekonomisinde temsiliyet gücünü daha yükseltmek amacı taşır ve doğru olarak zengin ülkeler tarafından tahakküm altında olduğu eleştirilerinde bulunan yeni yükselen ülkelerin ağırlığını arttırarak IMF karşısındaki geleneksel eleştirilerini susturmaya zorlamaktadır. Zengin ülkeler 2006'dan önce % 60,6 oy hakkına sahipken bugün söz konusu oran % 55,3'e düşmüştür. Yeni yükselen ülkelerin artan ağırlığı onlara IMF'nin zorluk içinde olan ülkelere dayattığı tedavi üzerinde denetim hakkı verecektir.

Yine de bu ilerlemeler IMF'nin neoliberal rolü ve öğretisi konusunda bir ilerlemenin işaretleri değildir. Değişimlerden ve yeni yükselen ülkelerin artan ağırlığından bağımsız olarak, IMF ve G20'ye getirilecek en temel eleştiri, dünyanın en güçlü ülkelerini temsil eden bir direktuvar olmasıdır. Gelişmekte olan ülkeler özellikle de bunların en yoksulları IMF'de çok zayıf bir şekilde temsil edilmekteler. Aslında, sadece Birleşmiş Milletler gibi gerçekten çok taraflı bir örgüt genel çıkarı temsil ettiğini iddia edebilir. Bu nedenle uluslararası finansal ve parasal sistemin gerekli reformu BM himayesi altında -G192!- bir uluslararası konferans çerçevesinde oluşmalıdır. BM'nin, yavaşlığı ve hataları nedeniyle çoğu kez eleştirildiğini biliyoruz. Bu eleştiriler çoğu kez haklı eleştirilerdir, ancak bu örgüt teorik olarak kararlarını uygulatmak için müeyyide hukukuna sahip olan tek uluslararası çerçeveyi oluşturmaktadır.

Ekonomik ve finansal dosyalar hakkındaki bu düşünce dünyamızdaki genel siyasi sorunlar için de geçerlidir. Bugün egemen olan izlenim, en önemli siyasi sorumluların sıkıntı verici bir çeşit felce yakalanmış göründükleri felç olmuş bir dünyanın izlenimidir. Uluslararası sahne hiç kimsenin etkin bir biçimde kontrol etme gücünde olmadığı bir türbülansın tahakkümü altında. ABD'de Cumhuriyetçilerin son zaferleri Obama yönetiminin tüm inisiyatifleri karşısında sistematik engelleme kavgası yürütmelerini sağlamaktadır.

Böylece İran'ın nükleer gücü dosyası hakkında Cumhuriyetçi Parti yöneticilerinin birçoğu Tahran karşısında ekonomik müeyyideler politikasıyla yetinmeyeceğini açıkça belirttiler. Cumhuriyetçilerin İsrail sağındaki dostlarını İran'a önleyici darbeler vurması konusunda cesaretlendirmeye kadar gideceklerini ihtimal dışı bırakamayız. Aynı şekilde son aylarda Washington ile Moskova arasında hakim olan gerçek yumuşama havası da tartışma konusu yapılabilir. Avrupa Birliği'nin gerçek bir dış politikayı yürürlüğe geçirme konusundaki yetersizliği konusunda ne denebilir ki? Çin de ekonomik gücünü düzenli olarak arttırıyor ama şimdilik uluslararası sahnede siyasi öneride bulunma gücünü taşımıyor.

Uluslararası paradigma değişimleri bizi zor bir durumda bırakıyor. Herkes dünyanın eski onyıllarda olduğu gibi idare edilmeyeceğini anlıyor, ama kimse geleceği daha güvenli bir şekilde tasarlamak için yapıcı önerilerde bulunmaya muktedir değil. Son G20 zirvesi bunun bir ek kanıtı oldu.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim