Bosna Gezi Notları/Mostari’ye Haşiye

01.07.2014 00:07

Zehra Ergül

Bosna, ben seni Mostar görmek isterdim. Sense biraz, Sarayova, biraz Konjic, Poçiteli, Travnik… Biraz batı, biraz Osmanlı, sufizm, hüzün ve biraz umut…

Neden bu kadar geç oldu görüşmemiz? Ekranlardaki çaresiz, zayıf insan manzaraları bende mağrur güzelliğin Mostar’ın önüne geçmiş olsa gerek. Ve bilge kral Aliya senden öte bize yakındı sanki..

Haziran 2014 de Saraybosna’dayım. Grubumuz başörtüsü direnişi öncü kuvvetlerinden yedi kişi. Sırt çantalarımızda Afganistan, Suriye, Irak, Filistin… Mihmandarımız Türkiye’den gitme,az daha tanış çıkıyoruz. İlk durağımız “Yaşam tüneli”. 92 de başlayan, binlerce insanın öldüğü savaşta Saraybosna’yı ayakta tutan,direnişin en önemli noktası. BM gözetiminde katliamlar yapılırken, 4 ay 4 günde kazılan tünel 800 m uzunluğunda. Sıradan bir evin içinde başlayan tünel düz bir hatta havaalanının altından geçiyor ve yine bir evin içinde bitiyor. Ev müzeye çevrilmiş, tünel günümüzde kapalı, yalnız temsili bir bölümden birkaç metre yürüyebiliyorsunuz. 10 kayme vererek girdiğimiz müzede yaşananlara dair bir video izliyoruz. Gece yapılan sevkiyatlar, yaralılar, mücahitler… 160 cm yüksekliğindeki loş tünelden içimiz daralarak geçtik. Yerler su içinde değildi ve üstümüzde bombalar patlamıyordu. Aliya’yı ve Gazze tünellerini andık…

İkinci durağımız Vrelo Bosna, Ilıca bölgesinde bir milli park alanı. Giriş ücreti 2 kayme. Sular ülkesi denen Bosna koyu yeşil bir memleket. Çevrede Arap turistler var. Rehberimiz yakınlarda büyük arazileri satın aldıklarını anlatıyor. Çağlayarak akan su çok hafif ve buz gibi. Kızı İstanbul’a gelin olmuş Saliha Hanım’la tanışıyoruz “Vidimose” (görüşürüz), ”Allah Emanet”..

Sırada şehir merkezi var. Yol boyu yüksek binalarda top mermisi izleri görüyoruz. Küçük şehiriçi tren yanımızdan gelip geçiyor. Eski demiryolu hattı, Tito’dan kalma Rus tipi bloklara paralel uzanıyor. Ruslardan kalan yalnız binalar değil, Boşnakça Rusça kelimelerin çokça kullanıldığı bir dil, tek tük Osmanlıca kelimeler de duyuyoruz. Rehberimiz yüksek, camlı binaların Radonciç’in plazaları olduğunu söylüyor. Fahridun Radonciç, takip edenlerin “gezi” benzeri protesto haberlerinden hatırlayacağı bir isim. Bosna’nın sivil darbe destekçisi medya patronu. Sağlı sollu avm ler görüyoruz, son yapılan Arap sermayesiymiş. Az ilerdeki şehir müzesi ödenek olmadığından kapalı.

Şehir merkezine ilerlerken Aliya’yı arıyor gözlerimiz, bir pankart, bir afiş, bir söz, bir resim. Neden yok?

İstikamet şehitlik… Şehrin içinde, çarşıya bakan bir yamaç. İşte aradığımız karşımızda duruyor. Es selamu Aleykum ey şehit!.. Kovaçi Şehitliğindeyiz. Aliya İzzetbegoviç’in kabri burada. Vasiyeti üzere buraya, şehitlerin arasına defnedilmiş, vasiyetine aykırı olarak küçük bir anıt şeklinde. 1700 şehide bakıyoruz, ince uzun mezar taşlarına. Beyaz bir hüzün kaplıyor içimizi. Huzurlu bir yer burası. Aralarında dolaşıyorum, isimlerimiz hep aynı.

Yürüyüş mesafesinde, Başçarşıdayız. Tanıdık, küçük bir çarşıda ahşap şadırvan karşılıyor bizi. Kırmızı,kiremit çatılı ahşap dükkanlar birbiri ardınca uzanıyor. Gazi Hüsrev Bey Camiinde cemaate katılıyoruz. Kanuni’nin halaoğlu Hüsrev Paşa’nın yaptırdığı külliye içindeki cami 1537 de yapılmış. Özenli bir taş işçiliği var, içerisi aydınlık ve ferah. Erkek cemaat az. Görevli, hanımlar bölümünü, kısa paravanları çekerek genişletiyor. Mihrabı görerek saf tutuyoruz. Kıraat çok güzel..

Türkiye’den gelen Mehteran meraklı turistler eşliğinde sokaktan geçti. Ardından çan sesleri duyduk. Bosna’da pek çok kilise var. Şehrin en büyüğüne çok yakınız, ”İsa’nın Kalbi Katedrali”. Biraz ilerdeki Mjlacka Nehri’ni, ünlü Latin Köprüsü’nden yürüyerek geçtik. Köprü 1. Dünya Savaşını başlatan suikastin bizzat tanığı. Hemen karşımızda duran yapı Hünkar Camii. Camiye 1912'de Ulema Meclisi eklenmiş. Günümüzde de burası Balkanların Riyaset merkeziymiş. Görmeye değer bir başka mekan, Şarkiyat Kütüphanesi. 92'de Radovan Karaciç’in emriyle harap olan bina yeni restore edilmiş. 3 milyon kitap, 200 binden fazla tapu kaydı, 2 milyonu aşkın belge ve yazmalar yanarak yok olmuş. Kütüphanenin kapısında bunların anlatıldığı bir metin var. Son cümle; “Unutmayın. Hatırlayın. Hatırlatın”.

Saraybosna’dan Mostar’a uzanmak heyecan verici. İgman Dağları boyunca uzanan tek gidiş, tek gelişli zor bir yoldayız. Manzara çok güzel,gözlerimiz yeşile doydu. Jablanica’dan geçiyoruz. Burası Tito’nun memleketi. Sıradan bir asker iken, buranın savunması sırasında yıldızı parlamış. Kanyonun en dik, en çetin yerleşimlerinden biri. Tito sevilmese de eskiler, camiye izin verdiğini ve sosyal devletin imkanlarını anıyor.

Güneye iniyoruz, Hırvat bölgesindeyiz. İstikamet Adriyatik’teki son nokta. Son Osmanlı Garnizonu Poçiteli. Çok tanıdık bir manzarayla karşılaşıyoruz, küçük bir Osmanlı Köyü. Safranbolu’da gibiyiz. Kale, cami, hamam, cumbalı evler.. Boşnak imam artan cemaatten memnun, buyur ediyor içeriye. Minberde fetih sancağı, TC bayrağıyla yan yana asılmış. Bu garip kalmış, uzak beldede gür sedayla okunan ezan mı bizi bu kadar etkileyen? Bu taş blokları, merdivenleri, cumbaları diğerlerinden sevimli kılan yıllara uzanan şahitlikleri mi? Allah için hep İslam ol, İslam kal Poçitelj..

Bosna’ya gelenlerin uğramadan geçmedikleri bir yer de Blagay Tekkesi. Ahmet Yesevi’nin Alperenleri Osmanlı öncesi gelip yerleşmiş buralara. Evliya Çelebi’de Halveti tekkesi diye geçiyor. Günümüzde Nakşilerin yönetimindeymiş. Benim gördüğüm doğal güzellik içinde bir yer, Türkçe çalınan ilahiler, hediyelik tezgahları, kalabalık… Rehberimiz yüksek kayalıları işaret ediyor, “Din Afyondur” yazan levha mücahitlerce kırılmış. Ne demeli? Koministlerin astığı levhayı indiren mücahid, bugün burada olsa ne düşünürdü acaba? Sufizm ve bu inceltilmiş İslam algısı da bir çeşit afyon değil mi? Tekkeler, tekkelerden gelen huu sesleri… Toprağı “gavur”dan temizleyen cihat ne yazık ki Müslüman zihinleri sufizmin kirlerinden arındıramamış.

Yol boyu sohbet.. Boşnakları naif insanlar olarak bilirdim. Din anlayışları, hayata bakışları, yaşam şekilleri, tercihleri.. Dinliyorum. Vardığım sonuç aynı, sufizm. Sufizm burada insan karakteri olmuş gibi, sufizm ve uzlaşma. Rehberimiz “pek sevmiyorlar Aliya’yı diyor. Dayton Anlaşmasını imzaladığı için kızıyorlar O’na”. Aliya’nın dönemini ve halkını aşan ismini neden hiçbir yerde görmediğimizi daha iyi anlıyorum. Biraz daha basiret  Bosna,biraz daha basiret. Allah’tan ümit kesilmez ama bu gidişin nereye?

Saraybosna’da 2 Türk üniversitesi  görmüştük. Biri Uluslararası Saraybosna Üniversitesi, tam karşısında Gülen cemaatinin Burch Üniversitesi. Duyduğumuz cemaat faaliyetleri bir yana, şehrin kültür sanat broşüründe “Gezi Parkı 2013” sergisini görmek sinir bozucuydu. Ah Bosna ah..

Yol uzun, Mostar yakın..

Mostar, ben seni görmeye gelmiştim zaten. Mimar Hayrettin’in 1566 da tamamladığı şaheserini. Boşnaklar  “Stari Most” diyor, ”Eski Köprü”. Senin için çarpar demişleri, çarpıldım. Bir minare kadar İslam, bir minare kadar zarif. 1993'de Mostar’ın minareleri gibi eski köprüsü de, Hırvat topçu ateşi ile yıkılmıştı. Yüzyıllara şahitlik eden 456 taş blok, Neretva Nehri’nin serin sularına dağılmış. Ziyaretçiler köprünün Tara ayağındaki müzede, yıkılış anını gösteren videoyu izleyebilirler. Camiler dükkanlar hep yeniden yapılmış. Nehirden çıkarılan bloklara, Bayburt’tan getirilen taş bloklar eklenmiş. Köprü ilk yapıldığında, Esma-ül Hüsna’ya atfen 99 basamaklıymış, şimdi ise savaşa atfen 93 basamak. Köprüyü yıkan eller karşı tepeye dev bir hac dikmişler. Mostar’ın hemen her yerinden görülecek kadar hakim bir yerde. Hırvat bölgesinde ve çevresi mayınlar kaplanmış. Canımız sıkılıyor. Mostarlıların çocuklarına öğrettikleri bir anlatı dinliyoruz. “Haç dikilir ve Hırvat lider Aliya’yı arar: ‘bu haç burada olduğu sürece biz bu topraklarda olacağız’ der. O gece gökyüzü açık ve hilal vardır. Aliya Hırvat lidere: ‘Dışarı çık ve aya bak. Bu hilal gökyüzünde oldukça biz bu topraklarda olmaya devam edeceğiz.’ …Küçük çarşıda her vakit başka bir camideyiz. Tara, Halebiya, Köprü… Fotoğraflara sığmayacak kadar etkileyici. Mostar için dünyanın en güzel köprüsü diyorlar. Benim oyum da sana Mostar.

Köyler kasabalar geçiyor, Ahmici köyüne ulaşıyoruz. Ahmici camideyiz. İki caminin tek imamı Mahir Huciç karşılıyor bizi. Olanları Türkçe anlatıyor. Ağla gözlerim ağla.. Ahşap bir camiye toplanıp, yakılan 116 cana ağla.Ağla gözlerim Ashab-ı Uhdud’a ağla, Ebu Garibe, Cenk kalesine, Ebu Selim’e, Arakan’a ağla… Köyde önünde çam dikili Hırvat evleri dışında bütün evler yıkılmış. Hüzün dolu anıtın önündeyiz. Yeni cami avlusunda anlatmaya devam ediyor, imam Huciç: Kuran, Hadis öğrencileri, ilahi koroları, Tekvando takımları varmış. Umutla anlatıyor, gayreti gözlerinden taşacak sanki. Derin hüzün yerini umuda bıraktı. Allah’ın yardımı koruması bereketi sizinle olsun.. Allaha emanet.

Yolun sonu, Travnik’teyiz. Travnik büyük bir yerleşim. Osmanlı öncesi kurulan şehir, eski Bosna Krallığından kalma. Sonrasında vezirler şehri diye anılır olmuş. Osmanlı’ya otuz üç vezir yetiştirmiş. Dini ve Fenni ilimlerin en iyi şekilde verildiği medreseleri ile meşhurmuş. Elçi İbrahim Paşa Medresesi’ni geziyoruz. İç avluda eski mezunların ve çeşitli etkinliklerin resimleri var. Akhisar’a ziyaret fotoğrafları gözümüze çarpıyor. Kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim gördüğü medrese, günümüzde de önemli bir merkezmiş. Gezi boyunca olduğu gibi burada da temizlik, sadelik ve estetik dikkatimizi çekti. Bosna’da son namaz. Süslemeleriyle aklımızda kalacak Alaca Camii’ndeyiz. Veda vakti.

Savaştan 22 yıl sonra geldiğimiz topraklardan, gözümüz arkada kalarak dönüyorum. Balkanların naif, yeşil memleketi. “Doğu ile batı arasında” Bosna.. selametle kal. Tekrar gelmek, görüşmek üzere seni Allaha emanet ediyorum.

bosna-20140701-01.jpgbosna-20140701-02.jpgbosna-20140701-03.jpgbosna-20140701-04.jpgbosna-20140701-05.jpgbosna-20140701-06.jpgbosna-20140701-08.jpg

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim