1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Bosna aynasında Ortadoğu
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Bosna aynasında Ortadoğu

A+A-

Yugoslavya'nın dağılma sürecinde Bosna'da yaşananlardan sonra gelinen nokta ile Ortadoğu'daki devrimlerin geleceğini karşılaştırmanın tam zamanı. Neden başka çatışma alanları değil de Bosna Ortadoğu'nun geleceğine ışık tutabilir? Arap devrimlerinin dinamikleri ile Bosna'da yaşanan insanlık dramı çok farklı toplumsal, siyasal çelişkilerin sonucu olmasına rağmen çözüm adına Dayton Anlaşması'nı dayatan dış faktörler Ortadoğu'da da devrede oluşu yeterince açıklayıcı..

Önce bir hafıza yenilemesi yaparak Bosna'da gerçekte ne olduğuna bakalım. Yugoslavya'nın dağılma sürecinde dağılmanın en kanlı geçtiği bölge Bosna oldu. Rahmetli Aliya'nın Yugoslavya'nın dağılmaması için gösterdiği çabalara rağmen fanatik Sırp millliyetçisi Belgrad yönetimin tutumu ile muhtemelen parçalanmayı cesaretlendiren Avrupa ve Amerikan politikası örtüşerek yüzbinlerce masum insanın kanının akmasına neden oldu.

Bosna'da yaşanan katliamı desteklercesine seyreden Avrupa aynı zamanda kendi bölgesine bile nizamat vermekten aciz olduğunu gösterdi. Hem siyasi ve askeri acizlik hem de gayrı ahlaki tutumları deşifre olurken aslında Avrupa fikri Bosna'da gömüldü.

Avrupa'nın acziyetini açığa çıkaran Amerika, katliamı üç yıl seyrettikten sonra müdahale ederek bölgenin gerçek patronunun kim olduğu konusunda Avrupalılara ders verdi. Zaten vahşet o boyutlara ulaşmıştı ki, adeta kim olduğuna bakılmaksızın küresel güç/lerin müdahale ederek daha fazla kan akmasını önlemesi için dua edecek hale getirildi.

Bosnalı Müslümanlara soykırım uygulayan Sırpları durduran, Boşnakların kurtarıcısı rolünü üstlenen Amerika'nın hesabının başka olduğu daha sonra anlaşılacaktı (gerçi hâlâ fark etmemiş olanlar hayli fazla). Sonuçta Dayton Anlaşması taraflara dayatılarak katili ödüllendiren, mazlumu cezalandıran bir barış yapıldı. Bizzat anlaşmanın kendisi her an kaosun çıkmasına imkan veren maddeleriyle Bosna dış müdahaleye açık bir konumda bırakıldı.

Bosna buğünlerde kuruluşundan bu yana gördüğü en derin siyasi krizle çalkalanıyor. Bir tarafta Sırp Cumhuriyeti sistemi bloke ederek ayrılma şantajıyla sürekli taviz koparmak isterken diğer tarafta Hırvatlar Sırplara benzer özerklik peşinde. Her ikisinin politik ve stratejik derinliğe (Sırbistan ve Hırvatistan) sahip olması böylesi bir destekten mahrum Boşnakların farklılarla bir arada yaşama, ülkeyi bütünlüğünü koruma çabalarını zora sokuyor.

Geçtiğimiz yıl hayata veda eden adeta bir barış meleği gibi dünyaya takdim edilen Dayton mimarı Hollbrooke, Boşnakların askeri dengeleri lehlerine çevirip topraklarını kurtarmaya başlamaları üzerine, ilerlemeyi durdurmadıkları takdirde bombalayacakları yönünde tehdit ettiğini bizzat Boşnak genelkurmay başkanının ağzından dinlemiştim. Sonuç, Amerika'nın her an müdahalesine açık, saldırganı ödüllendiren ve gerçek bir devlet mekanizmasının işlemediği Bosna şekillendirildi. Kosova'da yaşananların ardından Amerika'nın Doğu Avrupa'nın en büyük askeri üssünü kurduğu düşünüldüğünde sürecin nasıl yönlendirildiği, bölgesel dengelerin nasıl şekillendiği daha iyi anlaşılır.

Ortadoğu'daki devrimlerin ilk aşamasında Tunus ve Mısır'da estirilen bahar havası Libya ve Suriye'de sekteye uğramış görünüyor.

Libya örneğinde adeta dış müdahaleye açık bir pozisyonun oluş/turul/duğu "liberal müdahalecilik" formülünün uygulamaya konduğu artık bir sır olmaktan çıktı. Hatta Libya'da ortaya çıka durum, muhaliflerin haklı ama ahlaki olarak şaibeli duruma düşürecek bir pozisyon şimdiden oluşmuş görünüyor. Bosna örneğini hatırları biçimde Libya'da mağdurun bir "kurtarıcı"ya zorlanacağı hegomonik stratejiler devreye giriyor.

Tıpkı Bosna'da soykırıma, tecavüze uğrayan insanlara kurtarıcı elini uzatan uygarlığın temsilcisi olarak Amerika sonuçta bölgeye yerleşirken askeri varlığını meşrulaştıracak potansiyel çatışma unsurlarını "kurtuluş yolu"na döşemesine benze süreci hatırlatan gelişmeler yaşanıyor. Libya'da Africom, NATO marifetiyle gerçekleştirilen "insani misyon " yeni stratejik hedeflerin taşlarını döşemede kullanılan bir slogandan ibaret kaldı. Pepe Escobar'ın formülasyonu hayli açıklayıcı R2P – Responsibility to Protect ( koruma sorumluluğu) . yeni sömürgecilik insani sorumluluk adına meşrulaştırılıyor.

Libya'daki muhtemel tehlike, küresel müdahalenin Afrika kapışmasında sıçrama taşı olarak kullanılacak bir üsse dönüşmesidir.. Bu arada Fransız bayrakları sallayan, Amerikalı senatörleri teker teker misafir eden, "daha uygun şartlarda" petrol anlaşmalarını yenilemeye icbar edilen muhalefetin içinde bulunduğu trajediyi de kimse yok sayamaz. Kaddafi kırbacı ile sömürgeci emeller arasına sıkıştırılan bir apolitik devrimin açmazını daha serin kanlı biçimde konuşmak zorundayız. Çok farklı olmakla beraber benzer durumun Suriye'de de tezgahlanmak istenmediğinin garantisi yok. Askeri tiranlığı sürdürmekte kararlı yönetimler iktidarını kurtaramadığı gibi halkını ve ülkesini de yeni sömürgeci hesaplara kurban ettiklerini hâlâ fark etmemiş görünüyor.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT