1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ‘Bosfor’daki ‘Hasta Adam’ Ölmezse Bile, Güçlenmemeli..
‘Bosfor’daki ‘Hasta Adam’ Ölmezse Bile, Güçlenmemeli..

‘Bosfor’daki ‘Hasta Adam’ Ölmezse Bile, Güçlenmemeli..

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL gündemi yorumluyor:

A+A-

Unutmuştum, ne zaman yazdığımı.. Rusya- Avrupa ilişkilerini araştıran bir okuyucu geçen gün, internetten, ’Tilsit Buluşması’  üzerine eski bir yazımı bulmuş ve bana da göndermiş, 2008 yılına aid..

O yazının genişce bir özeti, bu yazının konusuyla da ilgili olması ve  bilgilerimizin yenilenmesi açısından faydalı olabilir.

‘(...) Kollarımız arasında bir ’hasta adam’ var ve sağlığına kavuşacak gibi de değil.. Onun kontrolsüz ölümü halinde cenazesinin defni bile problem olacak ve dahası, terekesinin, geride bıraktığı mirasın nasıl paylaşılacağını, dünyanın her yanındaki kalıntılarını nasıl temizleyeceğimizi şimdiden düşünmezsek, ...bundan hepimiz zarar göreceğiz..’

Buna benzer sözleri tarihte çok duymuşsunuzdur..

Bunların en meşhuru da, Osmanlı hakkında söylenendir.. Benzer sözler Osmanlı’nın hele de son yüzyılında daha başkalarına ve başka zaman ve mekanlarda da tekrarlanıp durmuştur.

Özellikle de, 1805-06’larda, Austerlitz’de 800 yıllık Roma-Germen İmpratorluğu’na son veren Napoleon karşısında direnemeyeceğini gören Rus Çarı’nın, Napoleon’la Tilsit’te, bir nehir salı üzerinde görüşürken, bu mânâda söylediği söz meşhurdur.

Hatırlayalım ki, Osmanlı’da Padişah 3. Selim’in öldürülmesiyle neticelenecek olan ’Kabakçı Mustafa İsyanı’ şekillenirken, Haz.1807’deki ’Tilsit Buluşması’nda söylenen o sözlerin gerçek olabileceğine, Osmanlı tebâından kimse ihtimal veremezdi, herhalde..

Çünkü, Osmanlı, ’devlet-i ebed-müddet’ (sonsuza kadar yaşayacak olan devlet) demekti. Ama, geriye dönüp baktığımızda, bize kalan kocaman bir eseflenme oluyor.

*

’Zaman’ dediğimiz kavram nedir?

Bizim üzerinde yaşadığımız Dünya, ’Güneş Sistemi’nin küçük bir gezegeni..

Ve, ’galaxie/ samanyolu’ denilen yıldız kümelerinde milyarlarca ’Güneş Sistemi’ bulunuyor. (….) Yıldızlar, gezegenler, kendi yörüngelerinde, kodlandıkları istikamete doğru, hareketlerini ezelden ebediyete doğru dakik olarak sürdürürken.. Böylesine sonsuz mükevvenattaki bir zerrecik olan dünyada ise, birçok canlılar gibi, o canlıların en akıllısı ve en üstünü kabul edilen insanlar dünyaya hükmetmek için birbirleriyle nasıl da oluk gibi kan akıtarak boğuşuyor ve birbirlerini nasıl da öldürüyorlar ve nasıl da böbürleniyorlar..

*

(…) Beşer tarihinin sadece şu son 200 yılına bakmak bile, insanlık komedisinin trajedisini de hissettirebilir, bize..

Miladî takvimle, 1800’ler.. Birleşik Amerika, henüz 30 yaşlarında bir genç ve küçük devlettir.. Avrupa ise, Fransız Devrimi’nin dehşetli iç ve dış çalkantıları içindedir.

Fransa’da yönetimin başına geçen Korsikalı gencecik bir general olan Napoleon, toplumu iç karışıklıklardan kurtarmak için, dikkatlerin dışarıya ve büyük ideallere yöneltilmesi gerektiğini düşünür ve ordularını İskenderiye’de Osmanlı’nın Mısır topraklarına çıkarır. Ama, burada ilk başarılarının ardından, geri çekilmek zorunda kalır.

1805’de, Amiral Nelson komutasındaki İngiliz donanması, Fransa-İspanya donanmasıTrafalgar’da ağır bir yenilgiye uğratınca, dünyanın en büyük ’deniz gücü’ne dönüşür.

Ama ilginçtir, Napoleon, bu ağır deniz yenilgisinin birkaç ay sonrasında, Rusya Çarı ve Prusya (Almanya) ve Avusturya imparatorlarını Austerlitz’te ağır bir yenilgiye uğratıp, Avrupa’nın en büyük kara gücü durumuna gelir.. Ve arkasından ’Tilsit Görüşmesi’ gerçekleşir ve Rus Çarı, Napoleon’a, ’Niye birbirimizle boğazlaşıyoruz?’ demeye getirip, ’Kollarımız arasında bir hasta adam var, tedbirini önceden almazsak, onun ölümüne hazırlıksız yakalanırsak, bu bizim de felaketimiz olur. Bunun tedbirini düşünelim.’ der.

Bu ’hasta adam’ (L’homme malade) Osmanlı Devleti idi..

Yazının Devamı >>>