“Boşa çalışıyorlar”

18.08.2009 14:31

Mine Alpay Gün

Kar tepe'nin bir köyünde, yüksek rakımlı bir dağda gündelik hayat çokça yağmurla iç içe.

Bu yağış yüklü bulutlara, "ne olur biraz da İstanbul' a uğrayın" diye mırıldanıyorum.

Bir müddet sonra hava açıyor.

Köylüler tarla işlerine koşuyor.

Tembellik nedir bilmeyen köyün insanlarını kaç yıldır izliyorum.

Bu çalışkan insanları her gördüğümde saygıyla selamlıyor, vakitlerine değer veren, sürekli çalışan genç ya da yaşlı köylüleri tebrik ediyorum.

Geçenlerde uğradığımda köyün camisinde genç imamı görüp ne kadar şanslı olduğunu, doğa harikası bir yerde yaşadığını söylüyorum.

Yüzünü buruşturuyor.

Köyü çok can sıkıcı bulduğunu, mastıra başladığını, bir an önce şehre kaçmak istediğini anlatıyor.

Genç imama yanıldığını, şehrin gürültü ve trafik ile insan hayatına kastettiğini ama bu tertemiz havada ne kadar sağlıklı kaldıklarını anlatıyorum.

Hele şu sıcak günlerde aklı başında olanların deniz kenarlarında kavrulup yaşlanmaya değil, böyle bol oksijenli yerlerde sağlıklı ve genç kalmaya koştuklarını artık sık sık medyada okuduğumuzu anlatıyorum.

Genç imam ve eşi, başlarını olumsuz anlamında iki yana sallıyorlar.

Bir an önce buradan gitmek istediklerini anlatıyorlar.

Bir başka profilden köyün değerine paha biçilemeyeceğini anlatmaya çabalıyorum.

Köylünün ekip biçtiği ürünü, yetiştirdikleri hayvanların sütlerini en sağlıklı yerden satın alma imkânlarından dem vuruyorum.

Burun büküyorlar.

"Orayı hiç sorma" diyorlar.

"Bu köylü zaten boşa çalışmakta".

Sebebini sorduğumda, anlatıyorlar.

Dışarıya bir şey satmadıklarını, ama lazım olunca kendilerine hediye ettiklerini.

Mısır ekip unundan ekmek yaptıklarını, fasulye dikip kışın yediklerini, hayvanlarının süt ve yoğurdunu da satmayıp, çoluk çocukları için tereyağı ve peynir yaptıklarını.

Ölesiye çalıştıklarını, yorulduklarını, ellerine geçenin sadece erzak temini olduğunu bu yüzden " boşa çalışmaktalar" dediklerini izah ediyorlar.

Gençlere anlatmaya çabalıyorum.

Çocuklar o köylüler en ideal olanı yapıyorlar. Kutsal alın terleri ile emek burçlarını tutuşturup, ellerinin ürettikleri ile kazandıklarını helalinden yiyiyorlar.

Gençler benim de boşa konuştuğumu düşünmüş olmalılar ki dinlemiyorlar bile.

Sekülerizmin imamlarımızı bile böyle sarıp sarmalamasına, yaşanılacaksa yorulmadan yaşanması gerektiğini, öyle az kazanmakla yetinmeyip, çok para kazanmanın önemini deklare etmelerine bir kez daha şaşıyorum.

Hadi kendileri haklı, o köyden gidip, şehirde yükselmek istemekteler.

Ama tertemiz alın terleri ile çalışıp, üreten; ellerinin emeğini helalinden yiyen o insancıklara acıyarak bakmalarına şaşırdım.

Dünyanın en saygın işi olan toprakla uğraşıp, hayvanları ile meşgul olup, miskinlik tembellik yapmayan bu seksenlik doksanlık genç kızların uğraşılarına burun kıvırmalarını, onları saf görmelerini yadırgadım.

Kırmızı yanaklı nenelerin sırtlarında odun taşımaları, her gün devingen bir spordu oysa.

Tarlalarındaki çapaların, pilates topu ya da aerobik vazifesi görmediğini kim inkâr edebilirdi ki.

Bir köşede oturup evlatlarına surat asan huysuz ihtiyarlar değildi onlar.

Torunlarına göz kulak olmayı bile beceremeyen mutsuz yaşlılar kalkıp gidip görsünler; onlarca dağ keçisine, koyuna ve ineğe kumanda edebilen o harika insanların sorumluluk bilincini.

Bu seksenlik kırmızı yanaklı, sağlıklı vücutlu nenelerin gençlik iksiri; çalışmak, helalinden yemek ve temiz havada yaşamaktı.

MİLLİ GAZETE

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim