1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. 'Boş sözün' bittiği yer
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Yazarın Tüm Yazıları >

'Boş sözün' bittiği yer

A+A-

Eğer Erdoğan'ın muhafazakâr kesimlerin 'tarihsel açlığını' dindirme işlevi gören Kuzey Afrika gezisinin pırıltılarına kapılmazsanız, geçen haftanın en 'siyasi' olayı muhakkak ki MİT mensuplarıyla bazı PKK liderlerinin yüz yüze görüşme kayıtlarının internette servis edilmesiydi. Bant kaydından bu görüşmelerin 'Oslo'da yapıldığı ve beşincisi olan söz konusu toplantının da kabaca 2010 ilkbaharında gerçekleştiği anlaşılıyor.

Birçok kişi, her zamanki gibi, bu sızmanın zamanlamasını ve amacını sorgulamayı, içeriğine bakmaya tercih etti. Amacın Erdoğan'ı ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı yıpratmak olduğu işlendi ve belki de birçok yayın organı, bu muhtemel manipülasyona alet olmamak üzere haberi gereğince görmemeyi tercih etti. Ne var ki bu tür manipülasyonlar ancak psikolojik ve zihni ortamın müsaade ettiği oranda kendi amaçlarına ulaşırlar. Eğer manipülasyonu yapanlar söz konusu ortamı yanlış değerlendirmişlerse, sonuç tam aksi yönde de olabilir. Ben bugün gerçekçi bir toplum okuması yapanların böyle bir kanaate varacağını sanıyorum... Diğer bir deyişle, ardındaki niyet ne olursa olsun, bu görüşme kaydının kamuoyuna mal olması Başbakan'ın, hükümetin ve MİT Müsteşarı'nın toplum nezdinde prestijini artırmıştır. Çünkü insanlar artık 'PKK ile görüşmek caiz midir?' türünden saçma sorularla uğraşmıyorlar. Türkiye o eşiği çoktan geçti... Şimdi soru, görüşme iradesini sahiplenecek ve yürütecek istek ve cesarete sahip bir yönetimin var olup olmadığıdır ve tutanaklar şu anda yaşanan savaş hazırlıklarına rağmen, bu konuda umutlu olabileceğimizi gösteriyor.

MİT kanadından Hakan Fidan'ın yanında Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş'in yer aldığı görüşmede, diğer tarafta da başlıca üç kişi var: Sabri Ok, Mustafa Karasu ve Zübeyr Aydar. Yani PKK'nın KCK ve Kongra-Gel ile birlikte bütünleşmiş halinin yetkili isimleri... Konuşmalardan Oslo görüşmelerinin ilk dördünün sonunda Öcalan'ın yol haritası vermesi üzerinde anlaşıldığı ve beşincisinde bu metnin tartışılacağı anlaşılıyor. Öte yandan devletin de nihayet bir bütünlük içinde olaya yaklaştığı söyleniyor. Kayıt, görüşmelerin sadece ilk seansına ilişkin... Toplam görüşmenin ne kadar sürdüğünü, somut meseleler üzerinde ne konuşulduğunu bilmiyoruz. Ama bu kişiler arasında oluşmuş olan dilin açık, serbest ve samimi olduğunu tespit etmeden geçmemek gerek. Diğer bir deyişle karşımızda taktiksel duruşlar içerse de, 'gerçek' bir konuşma var...

Bu 'gerçek' konuşmanın belirgin niteliklerinden biri her iki tarafın da kendi yanlışlarını açıkça söyleyebilmeleri ve somut durumları görmezden gelme çabası göstermemeleri. Örneğin çözüme giden yolun muhtaç olduğu zaman, Habur sürecindeki provokasyonlar, şiddetin bugüne kadar belirli bir işlevinin olması, üzerinde görüş ayrılığı olmayan noktalar. Ancak bu görüşmenin toplum açısından en önemli tarafı, devletin meseleyi kritik bir aşamada görmüş ve önemsemiş olduğunun bizzat MİT Müsteşarı tarafından söylenmesidir. Fidan, Başbakan'ın "ciddi... samimi... ve siyasi risk yüklenmeye hazır" olduğunu, "bu iyi niyeti Türkiye'deki şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye" çalıştığını açıkça vurgulamakta.

Bunun anlamı devletin 'siyasi' çözüme hazır olduğu, ama 'siyasi' olanın ne olacağının PKK'ya bırakılamayacağıdır. Böyle bir yaklaşım doğal olarak karşı tarafın da aynı ciddiyete, samimiyete ve siyasi risk alma yeteneğine sahip olmasını ister. Dolayısıyla devletin Öcalan'ı nasıl gördüğü özellikle önemli. Fidan bu konuda şöyle konuşuyor: "Zihni fevkalade iyi çalışıyor. Artikülasyonları oldukça sağlıklı... Hapishanede geçen on senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada, çözümleme manasında onu görüyorsunuz... Çok daha sağlıklı, çok daha objektif... var olan sıcak şartlardan etkilenmeyen çözümlemelere ulaşıyor."

Öte yandan iki tarafın temsilcilerinin zihinsel yeteneklerinden ziyade, bu zihinlerin uyuşma ihtimalinin olup olmadığının önemini vurgulamak mümkün. Çünkü yetenek ille de çözümü ima etmez. Bunun için karşı tarafın konumunu da kuşatan geniş bir çerçevenin her iki tarafça da savunulması gerekir. MİT Müsteşarı bu noktayı da açığa kavuşturan epeyce ilginç bir değerlendirmede bulunuyor: "Ben kendisine (Başbakan'a) tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralı'daki çözüm iradesini, olaya iyi niyetli yaklaşımı, Sayın Öcalan'ın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi, ulaştığı sonuçları, ulaştığı sonuçların, bölgeye yönelik vizyonunun, ülkeye yönelik vizyonunun yüzde doksan doksan beş oranında kendi (Başbakan'ın) çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım."

Bu tespit bir anlamda 'boş sözün' bittiği yerdir. Ortada niyet, irade, cesaret, büyük ölçüde paylaşılan bir çözüm planı ve açık bir konuşma zemini var... Oysa şu an yeniden savaşan taraflardan söz ediyoruz. 2010 yılının ilkbaharı ile 2011 yılının ilkbaharı arasında belli ki bir 'kayıp halka' mevcut. Müsebbibi kim veya ne bilemeyiz ama gelinen noktanın ortak akılsızlığın cisimleşmesi olduğunu söyleyebiliriz.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT