Bombalar kimden?

26.03.2008 04:42

Mehmet Altan

Danıştay saldırısı nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırılan Alparslan Arslan ile Yıldırım ve Sağır’ın sorgularında anlattıklarının yer aldığı dünkü star’daki dehşet verici haberi anımsayalım...

Yıldırım’ın ‘Ataşehir’de Veli Küçük ile yaptığımız toplantıda Cumhuriyet ve Danıştay saldırılarının kararı alındı. Cumhuriyet gazetesinin bombalarını Veli Küçük’ten aldık. Bombaların iki tanesini Alparslan Arslan’a, bir tanesini de bana verdi’ dediği öğrenildi.

Ataşehir’de Veli Küçük’le 27 Nisan 2006’da bir araya geldiklerini anlatan Yıldırım, Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay eylemlerinin burada kararlaştırıldığını anlattı.

27 Nisan 2006’daki bu toplantıdan günler sonra 5, 10 ve 11 Mayıs 2006’da Cumhuriyet gazetesine el bombaları atılmış, 17 Mayıs 2006 günü de Alparslan Arslan Danıştay saldırısını gerçekleştirmişti.

Polis, cep telefonu baz istasyonu kayıtlarından 27 Nisan toplantısını doğruladı.

Aynı haber, Taraf Gazetesi’nde de sürmanşetti...

***

Veli Küçük’ü Susurluk’tan beri bilen...

‘Ergenekon Terör Örgütü’ sürecini izleyen biri...

Yukarıdaki haberi okuyunca...

İddianın vahameti karşısında bir dakika sağduyuyla düşünmez mi?

***

‘İçinden geçilen süreçteki kamplaşmadan ancak hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye inanarak çıkabiliriz’ diyoruz ama...

Bunun anlamı herhalde, Ergenekon sürecinin ‘hedefinin yargı olduğunu’ söyleyen iddialar karşısında sağırlaşmak değil...

İşin garibi de...

Kimi gazete ve köşelerin, Ergenekon sürecine Alaska’da bulunmuş bir bitki türü muamelesi yapması.

Olayı hiçbir şekilde görmemesi, kör bir inatla yok sayması.

Aslında medyada konuyla ilgili yayınlar ve yorumların bir çetelesini çıkarmak, çarpıcı bir tablo oluşturabilir.

***

Ergenekon’un vahametini, ‘hedeflenen yargı ve ordu’ sözleriyle saklamak isteyen manşeti görünce, daha önce yazdığım ‘Cumhuriyet Gazetesi’nin görmediği haber’ başlıklı yazıyı hatırladım. Bir bölümü şöyleydi:

‘Çankaya seçimleri arifesinde Türkiye’yi müthiş bir kaosun ortasında bırakmak isteyen provokasyonlar zincirinin ilk halkasını Cumhuriyet gazetesine üst üste atılan bombalar oluşturdu. Son bombalardan iki gün sonra da Danıştay’a kanlı bir saldırı gerçekleşti.

Sanki ‘düğmeye basılmış’ gibi bu provakasyonlar ertesinde ‘laik cumhuriyet elden gidiyor’ avazeleri altında bir tezgáh da harekete geçti. Ortalık toz duman oldu.

Bu saldırıların ve cinayetlerin faillerini bulmak ve hukuksal bir titizlikle cezalandırmak yerine muazzam bir psikolojik harp başladı.

Habercilik ve hukuk hiçe sayıldı. Gözü dönmüş bir fanatik militanlık ortalığı sardı.

Halbuki ortada bazı gerçekler vardı.

Ben bu gerçeklerden birini, 28 Mayıs tarihli Hürriyet’in 29. sayfasında okudum. ‘Cumhuriyet gazetesi bombaları ordu malı’ başlıklı habere göre Makine Kimya Endüstrisi, Emniyet’e gönderdiği 19 Mayıs tarihli cevabi yazıda, Cumhuriyet’e atılan üç bombanın Kara Kuvvetleri’ne ait olduğunu bildirmişti.

Aynı gün Cumhuriyet’e baktım. ‘Danıştay baskınına ilişkin hükümet kaynaklı iddialar, kanıtlarla desteklenmiyor’ üst başlığının altında iri puntolarla ‘senaryo çöktü’ manşeti atılmıştı.

Gazeteye atılan bombaların ordu malı olduğuna dair ise tek satır bile yoktu.

Bir gün sonra Sabah Gazetesi, ‘Ordu malı bombalar’ haberini kovalayarak 25. sayfasının manşetine taşıdı. ‘Kara Kuvvetleri bomba soruşturması başlattı’ başlıklı haberde, bombaların hangi tarihlerde Kara Kuvvetleri’ne verildiği belirtiliyordu. Birinci bomba 1978’de, ikinci ve üçüncü bomba 1985’te verilmişti.

Kara Kuvvetleri, bombaların karargáh dışına, hangi tarihte ve kimlerce çıkarıldığını araştırıyordu. Aynı günkü Cumhuriyet’te, kendine atılan bombaların menşei resmen belli olmuş olmasına rağmen soruşturma haberi de yoktu.’

***

‘Ergenekon terör örgütü’ iddialarındaki çarpıcı gelişmeleri sadece siyasal bir operasyon olarak göstermek ve her yeni gelişmeyi ‘hedefte yargı ve ordu var’ diyerek kapatmaya çalışmak ne kadar doğru, ne kadar anlamlı, ne kadar inandırıcı?

Çare ‘sağırlık’ değil, çete iddialarına karşı hukuksal bir duyarlılık.

Sanıklardan biri kendine bombaları vereni işaret ediyor ise, bu kişi de Veli Küçük ise, gazetelerin durumu biraz daha soğukkanlı değerlendirmesi gerekmez mi?

***

Kendine atılan bombanın ‘menşeini’ merak etmeyen bir gazeteciliğin olduğu ülkede...

‘Gazeteciliğin’ ne olduğunu merak etmenin zamanı artık gelmiştir bence.

 

Star gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim